ATATÜRK’ÜN KIZLARI OLMAK

Türk kadın voleybolunun Avrupa’nın zirvesine ikinci kez çıkması yalnızca bir spor zaferi değildir. O forma, o bayrak ve o İstiklal Marşı, Cumhuriyet’in modern dünyadaki yüzüdür.
Türk Kadın Voleybol Milli Takımı, Avrupa’nın zirvesine ikinci kez çıktı.
Yediden yetmişe milyonlarca insan aynı heyecanı yaşadı. Evlerde, kahvelerde, sokaklarda, sosyal medyada aynı sevinç vardı.
Ama bu zaferin asıl güzelliği yalnızca kazanılan şampiyonlukta değildi.
Kızlarımızın maç sonrasında hep birlikte İstiklal Marşı’nı söylemesi, Türk bayrağını gururla taşıması ve takım kaptanının başarıyı, kendilerine bu imkânı sağlayan Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’le ilişkilendirmesi, bu şampiyonluğu bir spor başarısının ötesine taşıdı.
“Biz Atatürk’ün kızlarıyız” demeleri, bazılarını neden rahatsız etti?
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken soru budur.
Çünkü “Atatürk’ün kızları” olmak, kimseye karşı olmak değildir.
Bu ifade; Cumhuriyet’in Türk kadınına verdiği özgürlüğün, eğitim hakkının, seçme ve seçilme hakkının, toplum hayatında eşit birey olarak yer alma iradesinin bir ifadesidir.
Bugün dünyanın en önemli spor organizasyonlarında Türkiye’yi temsil eden bu genç kadınlar, işte bu Cumhuriyet’in yetiştirdiği neslin bir parçasıdır.
Üstelik onların başarısını küçültmek isteyenlerin Vargas üzerinden yürüttüğü tartışma, daha da düşündürücüdür.
Vargas’ın Türk vatandaşlığına geçmesi, Türk Milli Takımı formasını giymesi ve ay-yıldıza duyduğu saygı neden birilerini rahatsız ediyor?
Vargas’ın formasındaki ay-yıldızdan gurur duymasına bakın.
İstiklal Marşı okunurken gösterdiği saygıya bakın.
Türk Milli Takımı’nın başarısını kendi başarısı gibi yaşamasına bakın.
Sonra dönüp kendimize soralım:
Türklük yalnızca doğduğun yer midir, yoksa gönülden bağlandığın bir milletin mensubu olmak mıdır?
Cumhuriyet, vatandaşlığı bir kan bağı meselesi olmaktan çıkarıp ortak bir hukuk ve aidiyet zemini hâline getirmiştir.
Dünyanın her tarafında insanlar başka ülkelerin vatandaşlığına geçiyor. O ülkenin formasını giyiyor, bayrağını taşıyor, millî marşını söylüyor.
Modern devlet anlayışının doğal sonucu budur.
Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş ve Türk Milli Takımı formasını giymiş bir sporcunun, milyonların önünde ay-yıldıza gösterdiği saygıyı sorgulamak; vatandaşlığın anlamını sorgulamaktan başka bir şey değildir.
Bugün Türkiye’nin karşısında yalnızca kendi sınırları içinde yaşayan bir millet yoktur.
Türkiye, modern dünyanın içinde yer alan, dünyanın dört bir yanından insanların eğitim, spor, bilim ve ekonomi için geldiği bir ülkedir.
Vargas’ın Türk Milli Takımı’ndaki varlığı da bunun göstergelerinden biridir.
Onun ay-yıldızlı formayı giymesi, Türk Milli Takımı’nın zaferini azaltmıyor.
Tam tersine, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyaya açılan yüzünü büyütüyor.
Asıl mesele de zaten burada.
Birileri Cumhuriyet’in adının bu zaferle birlikte anılmasından rahatsız olabilir.
Birileri “Atatürk’ün kızları” sözünü kendi siyasi hesapları açısından sorun hâline getirebilir.
Birileri de Vargas üzerinden millî takımın başarısını tartışmalı hâle getirmeye çalışabilir.
Ama milletin büyük çoğunluğu ne olduğunu gayet iyi görüyor:
Ay-yıldızlı forma kazanmıştır.
İstiklal Marşı okunmuştur.
Türk bayrağı göndere çekilmiştir.
Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin genç kadınları Avrupa’nın zirvesinde yerini almıştır.
Bu zaferi küçültmeye çalışanlara verilecek en güzel cevap da budur.
Çünkü Cumhuriyet, kendisini yalnızca geçmişte bırakılmış bir tarih değildir.
Cumhuriyet bugün sahadadır.
Bugün üniversitededir.
Bugün laboratuvardadır.
Bugün fabrikadadır.
Bugün dünyanın en büyük spor salonlarında Türk bayrağını dalgalandıran genç kadınların yüreğindedir.
Ve o genç kadınlar bize bir kez daha gösterdiler:
Atatürk’ün kızları olmak, yalnızca bir sıfat değil; Cumhuriyet’in verdiği özgüvenle dünyaya meydan okuyabilmektir.
Vargas’ın ay-yıldızlı formayla gösterdiği gurur da bunun en güzel cevaplarından biridir.
İkinci kez Avrupa şampiyonu olan Filenin Sultanları’nı yürekten kutluyorum.
Onlarla gurur duyuyorum.
Ve özellikle şunu söylemek istiyorum:
İyi ki Atatürk’ün kızlarıyız.
İyi ki Cumhuriyet’in çocuklarıyız.
İyi ki ay-yıldızlı bayrağın altında, aynı İstiklal Marşı’nın etrafında birleşebiliyoruz.
Çünkü bizi millet yapan da tam olarak budur.
07 Eylül 2026
Ahmet Orhan
