Bay Kemal'in Bitmeyen Hesaplaşması! Mahkeme, Biber Gazı, Plastik Mermi, Çikolata ve Bir Partinin İmtihanı

CHP’nin kapısına sabahın köründe yürüyenler, demokrasi nöbetine değil, sanki eski bir Yeşilçam mafya sahnesine figüran olmaya gelmiş gibiydi. Sabah 07.00’de kol kola girip “partiyi teslim almaya” kalktılar. Ellerinde hukuk yok, mazbata yok, siyasi meşruiyet yok… Ama özgüven tavan. Çünkü arkalarında milletin iradesi değil, siyaseti dizayn etmeye çalışan karanlık bir düzenin rüzgârı vardı.

İşin en trajikomik tarafı şu; grubun içinde kendi seçim bölgesinde halktan kredi alamamış, sandıkta karşılığı kalmamış ama hâlâ CHP üzerinde vesayet kurmaya çalışan isimler vardı. Yetmedi… İddialara göre aralarında bir dönem Kırkpınar Başpehlivanı olmuş, sonra doping nedeniyle altın kemeri geri alınmış iri yarı, sakallı bir tip bile dolaşıyordu. Siyaset arenası mı, “Organize İşler” filminin düşük bütçeli yan hikâyesi mi belli değil.

Ankara’nın ne kadar kaba kuvvet meraklısı, ne kadar “gövde gösterisiyle siyaset yapılır” zanneden tipi varsa CHP Genel Merkezi çevresine toplanmıştı. Pavyon kapısı bekler gibi bina önünde dikilen cüsseli adamlar, cübbeli kabadayılar, slogan atan gruplar… Ve bütün bu görüntünün adına “hukuk” diyorlar.

Ama en kritik detay şu: Ellerinde bir belge yoktu.

Mahkemenin verdiği karar ortada. Tedbir kararı var ama mazbata yok. Yetki yok. “Kurultayda usulsüzlük gördüm” diyen bir mahkeme notu var sadece. Üstelik adres olarak 4. Çankaya İlçe Seçim Kurulu gösterilmiş. Buna rağmen sanki seçim kazanılmış, parti devralınmış gibi davranılıyor. Daha vahimi ne biliyor musunuz? Yandaş gazeteciler bu kararın UYAP’a ne zaman düşeceğini günler öncesinden televizyonlarda anlattı. Karar daha sisteme yüklenmeden manşet hazırdı. Sonra dönüp buna “bağımsız yargı” dediler.

Bu ülkede artık kararlar mahkemede mi yazılıyor, televizyon stüdyolarında mı belli değil.

Akşamdan “uzlaşı” konuşulmuştu. Pazar günü saat 12’de tarafların bir araya gelip CHP’nin asırlık tarihine yakışır bir çözüm bulması planlanmıştı. Ama ne oldu? O kriminal görüntüler sahneden çekilir çekilmez bu kez valilik devreye sokuldu. Kılıçdaroğlu’nun verdiği dilekçe sonrası Emniyet harekete geçti. Sonra başladı kuşatma…

Partinin önü otobüslerle kapatıldı. Yan kapılar tutuldu. Bir tarafta slogan atan Kılıçdaroğlu destekçileri, diğer tarafta bariyerlerin arkasında bekletilen Özgür Özel destekçileri…

Ve sonra…

Biber gazı.

Plastik mermi.

Testereler.

Parti binasına giriş.

Bir siyasi partinin genel merkezine girilen görüntüler, darbe dönemlerini hatırlatıyordu. İnsan utanıyor. Gerçekten utanıyor. Bu ülkede siyaset yapmış biri utanır. Gazeteci utanır. Cumhuriyet’e inanan yurttaş utanır.

Ama belli ki bazıları mutlu.

“Oyun kurucu” mutlu.

Her seçimi kaybetmesine rağmen siyaseti bırakmayan hırs düzeni mutlu.

Kurultayda yenilen ama masa başında geri dönmeye çalışan Bay Kemal mutlu.

Çünkü mesele artık CHP değil. Mesele kontrol.

Siyaseti sandıkla kazanamayanların, yargı eliyle dizayn etme operasyonu bu.

“Anayasa” diyorsunuz işlemiyor.

“YSK kararları kesindir” diyorsunuz, aynı kurum kendini inkâr eden açıklamalar yapıyor.

“Mahkeme” diyorsunuz, ortada yatarı olmayan dosyalarla insanlar cezaevine atılıyor.

Rakiplerini sandıkta yenemeyenler, devletin kurumlarıyla boğmaya çalışıyor.

İstanbul İl Kongresi’nde de benzerini gördük. Kongreyi iptal ettirmek için icra memurları bile salona gönderildi. Sonra YSK çıktı “kongre yapılabilir” dedi. Aynı YSK, şimdi başka bir tonda konuşuyor. Ne değişti? Kanun mu değişti? Anayasa mı değişti?

Hayır.

Başkan değişti.

Demek ki artık hukuk metinlere göre değil, koltuğa oturan kişiye göre şekilleniyor.

İşte memleketin geldiği nokta bu.

CHP Genel Merkezi’ne girildi.

Özgür Özel’in dış cephedeki posteri indirildi.

Binanın içinde hâlâ biber gazı kokusu varken, genel başkan katında oturan bazı isimlerin birbirine çikolata ikram ettiği görüntüleri TV'lerde dönüyor. Adeta “operasyon başarıyla tamamlandı” kutlaması yapar gibi…

İnsan soruyor..

Neyi kutluyorsunuz?

Asırlık partiyi kamuoyu önünde küçük düşürmeyi mi?

İktidara yürüyen muhalefetin tekerine çomak sokmayı mı?

Recep Tayyip Erdoğan’ın değirmenine su taşıdığınızı mı?

Bu millet unutmaz.

Siyasetçinin bugün yanında yürüyen kalabalık yarın kaybolur ama toplum hafızası kalır. Çarşıda, pazarda, sokakta bu görüntülerin hesabı sorulur. Bugün alkışlayanların çocukları bile yarın dönüp “siz ne yaptınız?” diye sorar.

Merhum Süleyman Demirel yıllar önce boşuna söylememişti:

“Siyasette barışmayı bilmeyen, kavga etmesin.”

Ama belli ki bu kavga bitmeyecek.

Çünkü görünen o ki Kemal Kılıçdaroğlu kısa süreli bir hesap peşinde değil. İlçe kongreleri, il kongreleri, yeni delege yapıları… Partiyi yeniden şekillendirme hamlesi geliyor. Zaman onun için önemli değil. Kaybetmeye alışmış bir siyasi figür için bir seçim daha kaybetmenin önemi yok.

CHP’nin Türkiye’nin birinci partisi olması bile belli ki bazılarını rahatsız ediyor.

“Ben Kemal geliyorum” diyerek sandıkta gelemeyenler, şimdi mahkeme koridorlarından dönmeye çalışıyor.

Hatay’daki tartışmalı isimlerin desteğiyle, iktidarın rüzgârını arkaya alıp CHP içinde yel değirmeni çevirmeye kalkıyorlar.

Felaket tellalı yeniden sahnede.

Ve Türkiye bir kez daha şunu görüyor.

Sandıkta yenemeyenler, siyaseti mahkeme salonunda dizayn etmeye çalışıyor.

Diyelim ki Kılıçdaroğlu partiyi istediği gibi yeniden formata soktu…

Çıkıp miting yapabilecek mi?

Diyelim ki yaptı…

Meydana kaç kişi gelecek?

Sokakta siyasi karşılığı tükenmiş, gönüllerden düşmüş, milletin artık sıtkının sıyrıldığı bir isim çıkıp yeniden “Ben bu ülkeyi yöneteceğim” diyebilir mi?

Peki bundan sonra ne anlatacak Bay Kemal?

Enflasyonu mu konuşacak?

Emeklinin sefalet maaşını mı anlatacak?

Halkın alım gücünün erimesini mi eleştirecek?

Bu siyasi kriz ekonomiyi sarsmasın diye Merkez Bankası rezervlerinden milyarlarca doların yakıldığı konuşulurken çıkıp iktidarı suçlayabilecek mi?

Bunları söyleyebilir mi gerçekten?

Ya da söylediklerine toplum inanır mı?

Çünkü bugün kamuoyunun aklındaki soru başka.

Bu organize süreçlerde kimlere ne söz verildi?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde altılı masada oturup da kamuoyundan ve o masadakilerden  gizli şekilde bakan pazarlıkları yaptığını seçim sonrasında öğrenmedik mi?
İnkar etmedi mi?
Sonra Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Bay Kemal'le ikisinin imzaladığı ıslak imzalı anlaşmayı basına göstermedi mi?

O gün gizlenen anlaşmalar sonradan ortaya çıkmadı mı?

Şimdi insanlar doğal olarak şunu soruyor.

“Ekrem’i verin, Özgür’ü tasfiye edin, partiyi siz alın” türü bir denklem kurulup kurulmadığını acaba ne zaman duyacağız?

Çünkü siyasette güven bir kez kırıldığında, geriye sadece kuşku kalır.

Ve bugün CHP tabanında büyüyen şey tam da bu: Kuşku.

Asırlık partinin içinde kişisel hesapların, siyasi hırsların ve perde arkası planların dolaştığına dair ağır bir güvensizlik.

Bir zamanlar “umut” diye sunulan ismin bugün parti içinde kriz başlığına dönüşmesi de siyasetin en acı ironilerinden biri.
"Halkın Umudu Kılıçdaroğlu" diye slogan atan insanlar.. Şimdi "AKP'nin umudu Kılıçdaroğlu" diyor... Yeni sloganda geçtiğimiz gün yine halk tarafından milli irade galası gösterisi haline gelen doluda, yağmurda, Toma'yla Özgür Özel'in Ankara yürüyüşünde dillerde vizyona girdi.. "Hain Kemal"

Bay Kemal'in her geçen gün arkasından rahmet okuyacakların değil, “neden yaptın?” diye hesap soracakların çoğaldığı bir tablosu oluşuyor.

Ve eleştirilerin odağındaki isim olarak Bay Kemal, CHP’ye de Türkiye’ye de yeni bir siyasi fatura çıkaran kişi olarak anılıyor.
Yani 13 seçim kaybeden adamın CHP'ye bugüne kadar yaptığı kötülük serisi devam ediyor... Ve bence daha çok rezilliklerini de göreceğiz..
Endişelerim var. Bay Kemal çıldırdı.
25 Mayıs 2026
Mustafa Temiz

YORUM EKLE