
Öyle özlemişim ki seni,
Dağların arasında sıkışıp kalan İzmir’im.
Benim evim oldun, şimdilerde gönlümü dinlendirensin.
Dağların arasında ezilmişken ben,
Şimdi nefes alıyorum senin dağlarının arasında.
Seninle burada olmak istiyorum.
Kimseye hesap vermeden. Kem gözlerden, kötü sözlerden uzak.
Dört bir yanım sarılıymış da,
Kalabalıkların içinde yalnızmışım da adeta kaybolmuşum.
Seni bulmadan aslında tek başımaymışım.
Döndüm durdum aylarca sağda solda, konacak bir dal bulamamışım serçelerden bile betermişim.
Seher vaktinde serinliğin, o günle buluşma anı sabahın, saba makamındaki ezan sesi…
Huzurmuş, doya doya solumakmış hayatı.
Güneş doğdu ısıttı bastı, sıcaklar.
Küçük İzmir’imin kavurucu sıcağında bile, o bakışları daha sıcacıktı.
Minik gülümsemelerini gördüm.
Seninle yaşıyordum, nefes alıyordum aynalarla küslüğüm bitti, çünkü sen küçük İzmirli kızı basmıştın bağrına.
İnanasım gelmedi, henüz anladım, ben sana, sen bana aittin aslında…
Düzenin öyle kurulmuş ki, bende ki düzensizliği bile içine alıyordu.
Hayran kaldım kabullenişine.
Tüm direnişlerime rağmen kabullenişine.
Diyecek sözüm olamazdı sana.
Keçi oğlağı gibiyim ya, senin tabirinle, hoplar zıplardım mutlaka bulurdum bir terslik ve ardından bir karşı çıkışı.
En narininden, en keskininden, biber gibi acı, sirke gibi ekşi kurardım ya hani cümlelerimi..
Enerjimi tek kelimeyle bitirirdin, error verirdi tüm hücrelerim.
Kabullenilmiş olmaktı bana ağır gelen.
Beni böyle kabullenmen, akortsuz saza akort çeker gibi, su katılmamış rakıya su katar gibiydi.
Aslında oyuncak sepeti devrilmiş, ortalığa saçılmış minik bir kız gibiydi yüreğim.
Hiç yaşamamıştım ki ben böyle ömrümce.
Ruhum her sabah kalktığında bu kadar huzur dolu olmamıştı ki hiç.
Cehennem şehrin dağlarından, adeta şimdi cennet dağları olan şehrin içine giriverdim.
Benim için hem köysün, hem de minik bir şehir ben koydum ya adını sen küçük İzmir’sin.
Köyün de, şehrin de havasını aynı anda soluyabiliyorum.
Ciğerlerimde oksijen, burnumun hemen ucunda huzuru kokluyorum.
Delhadur başı gibi güven veren arka taşı gibisin.
Nasıl kayıtsız kalabilirdim senin güzelliğine.
En zirve eteklerinde bile malikânelerin var ya hani.
Haykırışını belki sadece ben duyuyorum,
Her şeye rağmen yaşamla iç içeyim diyen.
Deniz çok bu şehirde, ama deniz yok
Benim küçük İzmir’im çam denizinde yüzüyor ki,
Nasıl oksijensiz, nefessiz kalabilirdim ki…
Yeniden doğmuştum ki seninle.
Bedenim, ruhum hiç tatmadığı huzurun yuvasında şimdi.
Kavak ağaçları dolu sokaklarından, minik köyümden her gün geçiyorum.
Köy havasını tadıyorum sokaklarında, şehir merkezine gelene kadar.
Şehir merkezi havası sanki Kemeraltı’nda kızlar ağası hanındayım.
Her an mı kalabalık olur, her an kalabalık.
Kalabalığın içinde farklı yüzler, kimsenin beni tanımamasından ayrı tat alıyorum.
İyi insanların şehri burası. Bana iyi gelen şehirdeyim.
Dağ gibi gölgesi yeten, bir gölge gibi beni takip eden, dağ gibi yürekli kalkan gibi,
Iskaladığım hayatı soluyorum hemen yanıbaşında… Burası küçük İzmir…
İnanmayan benim baktığım o tepeden baksın…
Aynı İzmir…
Benim gözlerimle bakmayı bilen görecektir.
Var mı bahse giren?
31 Aralık 2024
Bahar Çelik
