Bir Dönüşün Anatomisi

Siyasette bazı dönüşler vardır ki yalnızca bir koltuk değişikliğini değil, aynı zamanda bir karakter sınavını da anlatır.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde bugün yaşanan tartışma, tam da böyle bir dönüşün anatomisini gözler önüne seriyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, on üç yıl boyunca kurultaylardan aldığı yetkiyle genel başkanlık yaptı. Partisini sayısız seçime soktu. Kimi zaman umut verdi, kimi zaman hayal kırıklığı yarattı. Sonunda da para ve iş vaadi iddialarının karıştığı kurultayda, delegelerin iradesiyle koltuğunu bıraktı.
Şimdi ise bir mahkeme kararının açtığı geçici bir kapıdan, üç yıl sonra yeniden genel başkanlık koltuğuna dönmesi tartışılıyor.
İnsan bu noktada sormadan edemiyor:
Neden?
Bu yaşta, bu siyasi tecrübeyle ve bu kadar ağır seçim yenilgisinin ardından temel motivasyon gerçekten Türkiye'yi AK Parti iktidarından kurtarmak olabilir mi?
Ortada böyle bir heyecan görünmüyor.
Böyle bir mücadele azmi görünmüyor.
Daha da önemlisi, böyle bir iktidar hedefi görünmüyor.
Görünen şey başka:
Bir kırgınlık...
Bir hesaplaşma arzusu...
Belki de hiç dinmeyen bir öfke...
Çünkü Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlıktan ayrılmasına giden süreçte en belirleyici isim Ekrem İmamoğlu oldu. Özgür Özel ise yıllarca en yakınında siyaset yaptığı, güvendiği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkanlığı görevini verdiği isimdi.
Bugün yaşananlara bakınca ister istemez şu soru akla geliyor:
Asıl amaç CHP'yi iktidara taşımak mı?
Yoksa kendisini koltuğundan edenleri affedememek mi?
Bayram vesilesiyle yaptığı son konuşma da bu soruları daha da güçlendirdi.
Çünkü konuşmanın merkezinde iktidar hedefi yoktu.
Millet yoktu.
Ekonomik kriz yoktu.
Yoksulluk yoktu.
İşsizlik yoktu.
Türkiye'nin geleceğine dair büyük bir hedef de yoktu.
Bunun yerine arınmadan, temizlenmeden ve ihraçlardan söz edildi.
Üstelik yıllarca mücadele ettiği siyasi iktidarın kullandığı dile yaklaşan ifadeler de dikkat çekti.
Muhalefetin görevi geçmişle kavga etmek değildir.
Muhalefetin görevi geleceği inşa etmektir.
Türkiye'de milyonlarca insan, uzun yıllardan sonra ilk kez iktidar değişiminin mümkün olabileceğine inanmaya başlamıştı.
Bugün yaşanan kavga ise bu umudu zayıflatıyor.
Elbette insanlar yaşadıkları kırgınlıkları unutmayabilir.
Siyasetçiler de hayal kırıklıkları yaşayabilir.
Ancak kişisel hesapların ülkenin önüne geçmesi, siyasetin doğasına aykırıdır.
Ankara'da gerçekleştirilen son mitingde ortaya çıkan tablo da bu nedenle dikkat çekicidir.
Orada yalnızca bir siyasi tercih değil, toplumsal bir mesaj da vardı.
Toplum geçmişe dönmek istemiyor.
Kişisel hesaplaşmalarla vakit kaybetmek istemiyor.
Ve en önemlisi, muhalefetin kendi iç kavgası uğruna önüne çıkan tarihî fırsatların heba edilmesini istemiyor.
Tarih bazen acımasızdır.
Bir siyasetçiyi yıllarca savunduğu fikirlerle değil, son tercihiyle hatırlar.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun önünde bugün böyle bir yol ayrımı vardır.
Ya kendisini koltuktan indirenlerle hesaplaşan bir eski genel başkan olarak anılacaktır...
Ya da kişisel kırgınlıklarını bir kenara bırakıp partisinin önünü açan bir devlet adamı olarak...
Kararı tarih verecektir.
Ama görünen o ki CHP tabanı kararını vermeye başlamıştır.
01 Haziran 2026
Ahmet Orhan
