Bir Füze, Yetmiş Yıllık Kararı Doğruladı

Bir Füze, Yetmiş Yıllık Kararı Doğruladı

İran’dan Türkiye’ye yönelen iki balistik füzenin NATO tarafından havada imha edilmesi, yalnızca askeri bir müdahale değil; Türkiye’nin yetmiş yıl önce yaptığı stratejik tercihin doğruluğunu hatırlatan tarihî bir andı.

“Yurtta sulh, cihanda sulh.”

— Mustafa Kemal Atatürk

Bazen tarih uzun tartışmalarla değil, birkaç saniyelik olaylarla hükmünü verir. Gökyüzünde imha edilen iki füze, Türkiye’nin yetmiş yıl önce verdiği bir kararın doğruluğunu yeniden hatırlattı.

İran’dan ateşlenerek Türkiye yönüne ilerleyen iki balistik füzenin akıbeti, son günlerde yaşanan savaşın en dikkat çekici gelişmelerinden biri olarak kayda geçti. Füzelerden ilki Suriye hava sahasında, ikincisi ise Türk hava sahasına girdikten sonra Doğu Akdeniz’de konuşlanmış NATO unsurları tarafından havada etkisiz hale getirildi.(İran devlet yetkilileri söz konusu füzeleri kendilerinin ateşlemediğini iddia etmektedir.)

Bu gelişmenin askeri boyutundan daha önemli olan tarafı ise ortaya çıkardığı stratejik gerçektir.

Eğer bu füzeler hedeflerine ulaşmış olsaydı ortaya çıkacak zarar yalnızca fiziksel bir yıkımla sınırlı kalmayacaktı. Bunun siyasi, psikolojik ve jeopolitik sonuçları çok daha ağır olabilirdi. Ancak yaşanan gelişme Türkiye’nin güvenlik mimarisinin önemli bir gerçeğini yeniden hatırlatmıştır.

Türkiye yalnız değildir.

Türkiye, dünyanın en güçlü kolektif savunma sistemlerinden biri olan NATO’nun bir üyesidir.

Bugün yaşanan bu olay aslında yıllardır tartışılan tarihî bir kararın yeniden değerlendirilmesine de vesile olmaktadır.

Türkiye, II. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen sert jeopolitik dengeler içinde yönünü belirlemek zorunda kalmıştır. Sovyetler Birliği’nin artan baskısı karşısında Türkiye güvenliğini yalnız başına korumanın yeterli olmayacağını görmüş ve Batı güvenlik sistemine dahil olma iradesini ortaya koymuştur.

Bu iradenin en somut göstergesi ise 1950 yılında binlerce kilometre ötede verilen mücadeledir.

Türk askeri Kore’de yalnızca bir cephe savaşı vermemiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin özgür dünya ile kader birliği kurma kararını bütün dünyaya ilan etmiştir.

Kunuri’de kuşatma altındaki Birleşmiş Milletler birliklerinin geri çekilmesini sağlayan Türk tugayının direnişi, askeri tarih açısından önemli bir fedakârlık örneği olarak kabul edilmekte ve Güney Korelilerin Türklere minnet duymalarına neden olmuştur.

Bu fedakârlığın ardından Türkiye 1952 yılında NATO’ya kabul edilmiştir.

Aradan geçen yıllar boyunca bu karar zaman zaman eleştirilmiş, hatta bazı çevreler tarafından yanlış bir jeopolitik tercih olarak gösterilmeye çalışılmıştır.

Oysa bugün yaşanan gelişmeler tarihin bu kararı nasıl doğruladığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin yönü aslında Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren bellidir. Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk, Türkiye’nin çağdaş dünya ile bütünleşmesinin ve Batı medeniyetiyle aynı istikamette ilerlemesinin stratejik bir zorunluluk olduğunu çok erken görmüştür.

Bugün İran’dan gelen füzelerin havada imha edilmesi belki birkaç dakika süren bir askeri operasyondu. Ancak o birkaç dakika, aslında yetmiş yıl önce alınmış bir stratejik kararın doğruluğunu yeniden ilan etmiştir.

Güncel Güvenlik Mimarisi

Son gelişmeler yalnızca geçmişte alınmış stratejik kararların doğruluğunu hatırlatmakla kalmamaktadır. Aynı zamanda bugün atılan yeni güvenlik adımlarının da önemini ortaya koymaktadır.

Nitekim Türkiye’nin hava savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla NATO tarafından Malatya bölgesine Patriot Missile System bataryalarının konuşlandırılması planı da bu güvenlik iş birliğinin güncel bir yansımasıdır.

Kürecik Radar Üssünün Stratejik Önemi

Malatya’daki Kürecik Radar Üssü ise NATO karşıtları tarafından en çok gündeme getirilen konulardan biridir. Oysa bu üs, NATO’nun füze savunma sisteminin erken uyarı zincirinin en kritik halkalarından birini oluşturmaktadır.

Kürecik’te konuşlu radar sistemi, Türkiye’nin özellikle güney ve doğu yönlerinden gelebilecek balistik füze tehditlerini çok erken aşamada tespit edebilecek kapasiteye sahiptir. Bu erken uyarı kabiliyeti, yalnızca NATO’nun genel savunma sistemi açısından değil, Türkiye’nin güvenliği açısından da hayati bir rol oynamaktadır.

Dolayısıyla Kürecik yalnızca NATO’nun değil, aynı zamanda Türkiye’nin de güvenlik mimarisinin önemli bir parçasıdır.

Türkiye’nin NATO İçindeki Stratejik Konumu

Türkiye yalnızca bir NATO üyesi değildir; aynı zamanda ittifakın güney kanadının en kritik ülkelerinden biridir.

Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş jeopolitik kuşağın merkezinde bulunan Türkiye, NATO’nun güvenlik mimarisinde eşsiz bir stratejik konuma sahiptir.

Bugün gökyüzünde imha edilen füzeler ve Türkiye’de konuşlu erken uyarı ve hava savunma sistemleri aynı gerçeği yeniden hatırlatmaktadır: Türkiye yalnız değildir.

Çünkü bazı kararların değeri alındıkları gün değil, tarih onları doğruladıkça anlaşılır.

Bazen bir füze gökyüzünde yok edilirken, aslında bir milletin doğru yönde yürüdüğü de bütün dünyaya ilan edilir.

Türkiye’nin yönü bellidir.

Türkiye’nin yeri bellidir.

Türkiye, özgür dünyanın onurlu bir üyesidir.

10 Mart 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE