Tarih, çoğu zaman kazananların kaleminden yazılır. Fakat bazı sayfalar vardır ki, mağlup olanın sesi o sessizliğin içinden yankılanır; sarsıcı bir içtenlikle, çıplak bir vicdanın yankısı gibi…
1952 yılında gazeteci Hıfzı Topuz’un General Trikupis’le yaptığı röportaj, işte o türden bir belge — tarihin sadece savaş meydanlarında değil, insan kalbinde de yaşandığını gösteren bir tanıklık.
1. Bir Yanılgının İtirafı: “Bizim Anadolu’da İşimiz Neydi?”
Trikupis’in sözleri, bir ordunun yenilgisinden çok, bir milletin tarih sahnesinde yanlış yöne yürüyüşünün itirafıdır:
“Biz yabancı devletlere alet olduk.”
Bu cümle, Yunanistan’ın Anadolu macerasının özündeki kırılmayı bütün çıplaklığıyla ortaya koyar. İngiliz emperyalizminin rüzgârına kapılmış bir ulusun, kendi menfaatlerinden uzak bir coğrafyada, başkasının hesabına savaşmasının acı farkındalığıdır bu.
“Bizim menfaatimiz Balkanlar’dadır, Makedonya’dadır, Adalardadır… Anadolu’dan bize ne?” derken, aslında bir milletin kendi kaderine yabancılaşmasının tarihî çığlığını atar.
Ve ardından gelen o cümle:
“Hata idi Anadolu harekâtı. Hem de muazzam bir hata.”
Artık bu, bir askerin değil, tarihin dilinden dökülen bir hüküm cümlesidir.
2. Yenilginin Anatomisi: İnançsız Bir Savaş
Trikupis, mağlubiyetin nedenlerini bir komutanın soğukkanlılığıyla, bir insanın pişmanlığıyla sıralar.
Türk ordusunun gücü ve Mustafa Kemal Paşa’nın stratejik dehası elbette belirleyici olmuştur; ama asıl yenilgi, ruhun yenilgisidir:
“Askeri zorla, inanmadığı bir gaye uğrunda muharebeye sürüklemekteki güçlük…”
Yunan askerinin silahı vardı ama inancı yoktu.
Savaşmak için değil, sürüklenmek için cepheye gitmişti.
26 Ağustos sabahı başlayan Türk taarruzu, yalnız cepheleri değil, bu inançsızlığın zırhını da paramparça etti.
Trikupis, o sabahı “beklenmedik bir darbe” olarak tarif ederken, aslında Türk milletinin sabrının ve kararlılığının ne kadar azımsandığını da itiraf ediyordu.
3. Zaferin İnsanlıkla Buluştuğu An: Atatürk’ün Asaleti
Yenilginin ardından yaşanan karşılaşma, tarih kitaplarının değil, insanlığın altın sayfalarına yazılmalıdır.
Trikupis, esir düştüğünde karşısına çıkan Mustafa Kemal Paşa’yı şöyle anlatır:
“Üzülmeyin General... Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır.”
Bu söz, bir zaferin değil, bir uygarlığın ifadesidir.
Zafer sarhoşluğu yerine vakar, intikam yerine anlayış...
“Misafirimizsiniz.” derken Atatürk, sadece bir düşmana değil, insanlığa seslenmiştir.
Trikupis’in dudaklarından dökülen şu itiraf, o anın büyüklüğünü anlatır:
“Bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım.”
Kazananla kaybedenin insanlıkta eşitlendiği o sahne, tarihin en sessiz ama en gür anlarından biridir.
4. Geleceğe Düşen Işık: Tarihten Alınacak Ders
Rasih Hacıkadiroğlu
