
Türkiye, çeyrek asırdır süren bir iktidarın gölgesinde; adaletin örselendiği, vicdanların susturulduğu, sofraların boş kaldığı, geçim derdinin ölüm kalım meselesine dönüştüğü bir dönemin içinden geçiyor.
Artık konuşmayan değil, konuşamayan bir halk var. Çünkü konuşan gözaltına alınıyor. Yazabilen susturuluyor. Muhalifsen ya içeri gireceksin ya da itibarsızlaştırılacaksın. Muhalif gazetecilerin susturulmaya çalışıldığı, gözaltılarla sindirilmek istendiği bir ülkede, fikir üretmenin bedeli artık özgürlükle ödeniyor.
Kalem tutan eli, düşünce üreten beyni, adalet isteyen sesi bu düzende tehdit olarak görüyorlar.
Bu ülkede artık düşünmek tehlikeli. Konuşmak suç. Sorgulamak cesaret istiyor. Gazeteciler sabah baskınlarıyla evlerinden alınıyor, muhalifler yıllarca süren davalarla susturulmak isteniyor. Akademisyenler, sanatçılar, öğrenciler… Cezaevleri düşünce suçlularıyla dolu. Öyle ki, cezaevleri adeta alternatif bir üniversiteye dönüşmüş durumda. Cezaevleri dolup taşıyor, tepki gösteren, eleştirenlere yapılanlar, halka gözdağı gibi vitrin gösterisi haline geldi. Yakınlarına, çocuklarına bile uzanan, vicdansız yaptırımlar nedeniyle, aile kavramı bile pozitif ayrımcılık olgusundan ayrıştırılmış vaziyette.
Enflasyon bir çığ gibi büyüyor, maaşlar eriyor, sofralar küçülüyor. Ev kiraları, pazar fiyatları, elektrik faturaları halkın cebini değil artık ruhunu yakıyor.
Siyasi iktidar, döneminde yaptığı sıralama hatası yönetim şeklinin bedelini adeta halkın sırtına yükledikçe yüklüyor.
Genç kuşaklar iktidarla artık bağ kuramıyor, kadınlar görmezden gelindiklerini düşünüyor, emekliler hayatta kalma savaşı veriyor.
Emeklinin torunlarına bayramlarda bile bayram harçlığı verecek gücü yok, annenin çocuğuna meyve alacak parası yok, üniversiteyi bitiren gencin geleceğe dair umudu yok. Bu ülkede gelecek göremiyor. Yurtdışına gitmek istiyor. Ve gidiyorlar.
Vatandaş icra dairelerinde biriken dosyalarla geçinemediğini, borcunu ödeyemediğini aslında adliyelere de mesaj bırakıyor. Bu mesajı görebilen idare var mı?
Ülkede insanlar mutlu değil.
Geniş bir kesim ve yurttaşların çoğu artık geçinemiyor. Bu artık geçim derdi değil; yaşam hakkı mücadelesi.
Bu tabloyu herkes görüyor.
Artık yönetirken, göremeyenler vatandaşın zihninde sorgulanıyor.
Halk sokakta, halk pazar yerinde, halk adliyede, halk işsizliğin ve açlığın pençesinde görerek bunu yaşıyor.
Eskiden yargı kararı çıktığında itiraz edilmez, eleştiri bile sınırlı olurdu. “Mahkeme kararını vermişse bir bildiği vardır” denirdi. Oysa şimdi, yargının bağımsızlığı sadece metinlerde var. Gerçekte ise her kararın arkasında bir siyasi gölge aranıyor. İstanbul merkezli davalarda yargıdan çok, yargıyı yönlendiren iradeye bakılıyor.
YSK’ya, mahkemelere, adalete bile güven kalmadı.
Sandıkla gelenin, sandıkla gitmediği bir ülkeye dönüştü Türkiye.
Seçim kaybedilip seçimin yenilendiği bir düzen kuruldu.
Zarftaki dört oy pusulasından biri geçersiz sayıldı, diğerleri kabul edildi.
Bu milletin aklıyla dalga geçildi.
Bugün adaletin verdiği karar değil, kararın kim için verildiği sorgulanıyor.
“Bağımsız yargı” artık bir aldatmaca. Bu halk artık mahkemeye değil, vicdanına bakıyor. Çıkan kararlar içine sinmiyor.
Bu düzen değişecek sesleri her yerde yükseliyor. Bu sesi sadece yönetenler duymuyor.
Çünkü bu ülkenin kadınları, tenceresi boş olduğu hâlde çocuğuna yemek yetiştirmeye çalışan analar, “bir gün daha nasıl geçer” diye düşünen emekliler, işsiz gençler, geleceğinden vazgeçmiş bir kuşak bu yükü artık taşıyamıyor.
İktidara çıkan mesaj şu: Kadını kaybettiniz, genci kaybettiniz, emekliyi kaybettiniz. Ve en önemlisi: Halkın güvenini kaybettiniz.
Bugün sokakta, otobüste, kahvede, pazarda herkesin dilinde şu cümle var:
"Seçim gelsin, bu hesabı sandıkta soracağız."
Ve evet, o gün gelecek.
Çünkü hiçbir zulüm sonsuz değil.
Çünkü bu millet susmaz, susarsa bile affetmez.
Çünkü bu halk, onurunu açlığa satmaz.
Çünkü insanlar artık karnı açken susacak kadar yorgun değil, tam tersine; gücünü biliyor ve bu gücü demokratik olarak kullanmaya da hazır.
"Ülkesini seven bir millet ruhu" tüm olumsuzluklara rağmen bitmiyor, bitirilemiyor.
Adaletin çöktüğü, geçimin bittiği, vicdanların kanadığı bu düzeni değiştirecek olan yine bu halk olacak.
Sandık gelecek. Ve bu kez sadece bir oy değil, bir isyan atılacak zarfa.
Demokrasimiz bu kötü yönetimin halk iradesiyle gitmesiyle, bir kez daha kendini bu kötü süreçten de geliştirerek çıkacak.
Duyduk, duymadık demeyin.. Halkı sakın küçümsemeyin. O yeri ve zamanı geldiğinde gereğini mutlaka yapacaktır.
Bu böyle gitmez..Yeter söz milletin..
Artık kimsenin içi rahat değil; Vatandaş kararlı ve değişim kapıda…Bu düzen değişecek, çünkü artık dayanacak hâl kalmadı.
Bunu bugüne kadar iktidara oy veren vatandaşta bile artık çok rahat görebiliyoruz.
Gönül gözüyle gören halkın iradesi çok yakında sizin de görebileceğiniz hale gelecek.
Ey iktidar sahipleri kendinizi hazırlayın.
22 Haziran 2025
Mustafa Temiz
