CHP'de Bölünme Tartışmaları ve AK Parti Örneği

Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde bulunduğu süreç artık bir kurultay tartışmasının çok ötesine geçmiştir. Bugün yaşananlar yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki bir genel başkanlık mücadelesi olarak değerlendirilemez. Mesele, Türkiye'nin ana muhalefet partisinin geleceği ve dolayısıyla Türk siyasetindeki güç dengesidir.
Mutlak butlan kararıyla ortaya çıkan yeni tablo, CHP içerisinde zaten var olan fay hatlarını daha görünür hâle getirmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönüşünün ardından yapılan açıklamalar, Merkez Yönetim Kurulu'nun şekillendirilmesi, genel başkan yardımcılarının belirlenmesi ve parti yönetimine ilişkin tasarruflar; birçok çevrede bunun geçici bir görev üstlenmesinden ziyade kalıcı bir siyasi pozisyon alma çabası olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.
Öte yandan, “arınma”, “temizlenme” ve partinin bazı unsurlarından uzaklaşılması gerektiğini ima eden söylemler de CHP içerisindeki belirsizliği artırmaktadır. Bütün bunlar ister istemez şu soruyu gündeme taşımaktadır:
CHP içinde bir bölünme mi hedeflenmektedir?
Böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi hâlinde bunun yalnızca CHP'nin değil, Türk siyasetinin tamamının dengelerini değiştireceği açıktır. Çünkü CHP bugün Türkiye'nin ana muhalefet partisidir. Ana muhalefetin parçalanması, iktidar alternatifi olma kapasitesinin de zayıflaması anlamına gelebilir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir tarihsel örnek vardır.
Türk siyasetinde her ayrılık başarısızlıkla sonuçlanmamıştır. Tam tersine, kapatılan Fazilet Partisi'nin içinden çıkan kadroların kurduğu AK Parti, kısa süre içerisinde iktidara ulaşarak Türkiye'nin siyasi tarihini değiştirmiştir.
Fakat AK Parti örneği yalnızca “bölünme başarı getirir” şeklinde okunamaz.
AK Parti'nin önünü açan birçok tarihsel ve toplumsal faktör vardı. 2001 ekonomik krizinin yarattığı büyük kırılma, koalisyon hükümetlerine duyulan tepki, merkez sağın dağılması ve toplumdaki değişim arzusu bunların başında geliyordu. Bunun yanında muhafazakâr seçmenin büyük bölümü yeni parti üzerinde birleşmiş; çeşitli cemaatler, toplumsal yapılar ve sivil ağlar aynı siyasi hedef doğrultusunda hareket etmişti. Uluslararası sistemin önemli aktörlerinin de yeni oluşuma mesafeli değil, çoğu zaman olumlu yaklaştığı bilinen bir gerçektir.
Asıl soru bugün burada başlamaktadır.
Eğer CHP içinde yaşanan tartışmalar bir ayrılıkla sonuçlanacak olursa, Özgür Özel ve arkadaşları benzer bir toplumsal ve siyasal desteği arkasında bulabilecek midir?
Bu soruya peşinen “evet” ya da “hayır” demek kolay değildir.
Ancak şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir: AK Parti'nin başarısını mümkün kılan şey yalnızca muhafazakârların desteği değildi. Farklı toplumsal kesimler, farklı gerekçelerle aynı siyasi hedef etrafında birleşebilmişti. Muhafazakârlar temsil gücü ararken, merkez sağ seçmen istikrar istiyor, bazı liberal çevreler demokratikleşme beklentisi taşıyordu. Ortaya çıkan ortak irade, yeni bir siyasi çoğunluk üretmişti.
Bugün de Türkiye'de farklı bir toplumsal kümelenmenin oluştuğu görülmektedir. Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı, hukuk devletini savunan, kuvvetler ayrılığının güçlenmesini isteyen, ekonomik sorunlardan bunalan ve uzun yıllardır devam eden iktidarın yorgunluğuna inanan geniş bir seçmen kitlesi mevcuttur. Bu kitlenin içerisinde sosyal demokratlar olduğu kadar milliyetçiler, muhafazakâr demokratlar ve liberaller de bulunmaktadır.
Dolayısıyla AK Parti örneğinden hareketle şu ihtimal bütünüyle reddedilemez: Eğer farklı toplumsal kesimler ortak bir siyasi hikâye etrafında birleşebilirse, yeni siyasi oluşumlar da güçlü bir alternatif hâline gelebilir.
Ancak bugünün şartlarında CHP açısından öncelikli mesele yeni bir parti kurmak değil, mevcut toplumsal desteği koruyabilmektir. Çünkü henüz ortada AK Parti'nin kuruluş dönemindeki kadar güçlü ve ortaklaşmış bir destek koalisyonunun oluştuğunu söylemek mümkün değildir.
Bu nedenle Özgür Özel ve arkadaşlarının önündeki en önemli görev; CHP içinde kavga isteyen taraf görüntüsü vermeden siyasi varlıklarını korumak, seçmenle bağlarını güçlendirmek ve ortaya çıkabilecek her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmaktır.
Önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmeler yalnızca CHP'nin iç meselesi olarak görülmemelidir. Çünkü bugün tartışılan konu bir genel başkanlık koltuğundan çok daha fazlasıdır. Tartışılan şey, Türkiye'nin gelecekteki iktidar alternatifinin hangi siyasi yapı tarafından temsil edileceğidir.
Belki de bu nedenle asıl soru, “CHP bölünecek mi?” değildir.
Asıl soru şudur:
Türkiye'de yeni bir siyasal çoğunluk oluşuyor mu? Oluşuyorsa bunun adresi neresi olacak?
03 Haziran 2026
Ahmet Orhan
