CHP Nereye Koşuyor?

Siyasi partiler demokratik hayatın vaz geçilmez unsurlarıdır. O yüzden tüm siyasi partileri, özellikle de CHP’yi önemserim. AKP’ne meyletmiş bazı arkadaşlarımız ben ne zaman CHP’den söz etsem, ya da CHP’li birini methetsem hemen yaftalamaya hazırdırlar. “Sen de mi CHP’li oldun?”, “Menderes’e yapılanları unutmadık” falan gibi ithamlarda bulunurlar. Halbuki gayet iyi bilirler ki; CHP bu ülkenin kurucu partisidir ve merhum Atatürk’ün keşfedip Türk siyasetine kazandırdığı Adnan Menderes de uzun yıllar CHP milletvekili olarak yüce mecliste görev yapmıştır. Hatta merhum Celal Bayar ve Refik Koraltan gibi kurucular DP’de bulundukları süreden daha fazla süre CHP milletvekilliği yapmışlardır. Hepsi bir tarafa Türkiye’nin her zaman bugünkü CHP gibi bir muhalefete ihtiyacı vardır ve demokrasinin de sigortasıdır. O yüzden CHP’de neler olup bitiyor onları izlemek, değerlendirmek de gerekiyor.

            CHP zaman zaman baştaki idarecilerin meşrebine, bakış açılarına ve devlet yönetimi anlayışlarına göre yön değiştirmiştir. Ancak değişmeyen şey anayasamızın ilk 6 maddesindeki hükümlere olan bağlılık ve Cumhuriyetin temel değerlerine karşı olan sadakattir. Zaten bu hususlarda Türk milletinin büyük çoğunluğunun da mutlak bir ittifakı vardır. Hele yıllardır savunageldiğimiz merkez sağ siyaset anlayışının da esası bunlardır ve biz bunlara CHP’den daha fazla bağlıyızdır. Bizler demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin bu temel niteliklerinin hiçbirini bir diğerinden üstün tutmayız. Oysa CHP kimi zaman laikliği öne çıkarır demokratikliği unutur, kimi zaman sosyal devleti önceler sosyalistlere yönelir, Yassıada darbe mahkemelerine göz yumar hukuk devleti olmayı da demokratikliği de unutur. Yani demem odur ki CHP’de sapmalar olmuştur ve biz de hep eleştirmişizdir. Gene saparsa eleştirmeye de devam ederiz.

            Kıbrıs barış harekatındaki dik duruşunu över ama yokluklara, kuyruklara, karaborsaya yol açtıklarında da yerden yere vururuz. Demokratlara siyasi haklarının iadesinde ve Faruk Gürlerin Cumhurbaşkanlığı adaylığındaki dayatma karşısında merhum Ecevit’in demokratlığını ve Demirel’e verdiği desteği takdir eder ama siyasi tarihimizin kara lekesi Güneş motel kepazeliğini de şiddetle kınarız. “Toprak işleyenin su kullananındır” ve “halklara özgürlük” sözleriyle bölücülere göz kırptıklarında şiddetle karşı çıktığımız gibi, sonraki yıllarda hatalarının nelere sebep olduğunu görüp, altı oktan biri olan milliyetçiliği hatırladıklarında ise alkışlarız.

            Velhasıl iktidar bütün rejimlerde vardır ama muhalefet sadece demokrasilerde vardır. O sebepledir ki; CHP ve DP (AP, DYP, DP) Galatasaray ve Fenerbahçe gibidirler, biri olmazsa diğerinin de anlamı kalmaz. Yeri gelir milli çıkarlar etrafında birleşirler, faydalı işlere de imza atarlar. Örneğin 61’den sonra kurulan CHP-AP koalisyonu, hem de askeri vesayetin dibine kadar var olduğu bir dönemde İnönü-Gümüşpala uzlaşmasıyla hapisteki DP milletvekillerinin affına imza atmıştır. 91’deki Demirel-Erdal İnönü birlikteliği ise tek parti hükümeti gibi icraat yapmış adeta “çatal kazık toprağa batmaz” sözünü boşa çıkarmıştır.

            Gelelim bugüne. Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına geçtiği günden bu yana ezberleri bozmaya devam ediyor. Tıpkı 70’lerin Ecevit’i gibi CHP’yi, laikçi, jakoben, seçkinci imajından uzaklaştırıp halkçı ve demokrat çizgiye taşımaya çabaladı. Milletin mukaddes değerlerine sahip çıktı, merkez sağda ve muhafazakar çizgide siyaset yapmış birçok isme kadrolarında yer verdi. Partisinin geçmiş hatalarıyla yüzleşmekten kaçınmadı. 27 Mayıs darbesini eleştirdi, Menderes ve arkadaşlarının anıt mezarına birkaç kez ziyaret etti. Risale-i Nur külliyatının yayınına el konulmasına karşı hukuk mücadelesi verdi, yayın hakkının yeniden Yeni Asya gurubuna geçmesini sağladı. Yassıada hükümlerinin yok sayılması hakkındaki kanuna oy verdi, daha birçok konuda millet çoğunluğunu dinledi, hürriyetleri savundu. Son kurultayda altı ok içinde yer alan ve bana göre eski CHP’nin en temel ilkesi olan devletçiliğe yeni bir yorum getirdi.  

            Sayın Kılıdaroğlu’nun bu yenilikçi tavrı elbette ki CHP’nin köhnemiş, laikçi, seçkinci, aristokrat, halka tepeden bakan, tabansız takımını rahatsız etti. Sağda solda cılız, yakınmalar oldu, millet ittifakını hor görenler bile çıktı. Halbuki millet ittifakı olmasa, merkez sağdan destek görmese ne İstanbul, Ankara ne de AKP’den alınan diğer büyükşehirler kazanılabilirdi. Bu Kılıçdaroğlu’nun başarısıydı ve rakipsiz kongreyi kazandı.

            Müzmin Muhalif, siyasi hayatında tek bir başarısı bile olmayan, kendine umut bağlayanları yüzüstü bırakıp üç gün ortadan kaybolan İnce de Kılıçdaroğlu’nun yenilikçi tavrından rahatsızlık duyan CHP’nin köhnemiş takımının gazına gelerek yeni parti hevesine kapıldı. Kimine göre yeni parti, kimine göre ise DSP’nin başına geçmek. Her ne olursa olsun hiçbir surette tutmaz, bunun bir iktidar projesi olduğunu görememek safdillik olur. Çok değil daha geçen yıl denendi. Milliyetçi aday Mansur Yavaş’ın oylarını bölsün diye karşısına eski Çankaya belediye başkanını DSP adayı olarak koydular. Kaynağı hiç de yabancı olmayan finansman desteği ile donatılan billboardlar, pankartlara rağmen sonuç hem AKP’ye hem DSP’ye hezimet. Şimdi bakıyorum da ortada fol yok yumurta yok talimatla gazete patronu olan gurubun gazete ve TV’leri İnce’yi tartışıp parlatmaya çalışıyorlar. Bir zamanlar da dağda taşta Sarıgül yazıyordu. Ne oldu? Hatırlayan var mı? Pirinci ne kadar parlatırsan parlat altın olamayacağı gibi medyanın parlattığından da lider olmaz.

            Şimdi ben mesleği gazetecilik, televizyonculuk, yorumculuk olanlara soruyorum. Hiç yoktan Muharrem İnce’yi parlatıp parti kurdurmak için yırtınacağınıza, aylardır İlhan Kesici adı ortada dolaşırken, merkez sağın başına geçeceği söylenirken neden tek kelime etmiyorsunuz? Tartıştırmıyorsunuz? Nedenini ben söyleyeyim. Sayın Kesici CHP’yi değil AKP’yi böler, AKP’deki MHP’deki merkez sağ oyları geri alır da ondan. Bu da işinize gelmez, düzeninizi bozar, değil mi?

            Vur kazmayı dağa Ferhat, çoğu gitti azı kaldı, kışı gitti yazı kaldı. Yazın sonunda Sayın Kesici bu tezgahları bozar. DP, DYP, AP, Çoban Ateşi ve merkez sağa yelken açmış daha hangi parti, hareket, platform varsa hepsi tek çatıda güçlü bir muhalefet odağı olur. Mecliste yeni bir gurup oluşur ilk seçimde de iktidar olunur. Bahçeli’nin çırpınışı boşa değildir. Dün ağzına geleni söylediğin, Fetö’cülükle itham ettiğin, tahkir ettiğin Meral Akşener’e evine dön çağrısı nedir? Eriyişini o da gördü, Yahudi züğürtleyince eski defterleri açar, misali o da eski dostlara mı yöneliyor dersiniz? Tanıdığım Akşener böyle bir oyuna gelmedi “zaten evimdeyim” diye cevap verdi, AKP’ne koltuk değneği olmayı kabullenmedi.

            CHP, nereye koşuyor dedik, güncel olaylara değindik. Sorunun cevabını arıyorsanız bana göre CHP doğru yolda koşuyor, kutuplaşan değil kucaklaşan bir Türkiye’ye koşuyor. Böylelikle merkez sağdaki hareketlilikle millet ittifakı daha da güç kazanacaktır. Ufukta yenilenmiş, güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem ve Millet iktidarı gözüküyor. Var mısınız?  

Kalın sağlıcakla…

Naci Akın

06 Ağustos 2020

YORUM EKLE
YORUMLAR
Aydemir akkayaoğlu
Aydemir akkayaoğlu - 1 ay Önce

Hepsi aşağı yukarı doğru.en son cümlen kökünden yanlış.TC.nin kurtuluşu .BAŞKANLIK sistemimdedir.