CHP’NİN PEMBESİ DİSK’İN SARISI

Kurban bayramı öncesi TÜİK tarafından verilen enflasyonun düştüğü müjdesini heyecanla aldık.
Bağımsız ekonomistlerin oluşturduğu ENAG’ınaylık bazda 3,66, yıllık ise yüzde 71,23 olarak ölçümlediği enflasyonu TÜİK olağanüstü bir beceriyle aylıkta 1,53, yıllıkta ise yüzde 35,41 olarak hesapladı.
Başka bir deyişle yasalara göre bağımsız ölçümlemeler yapması gereken TÜİK’in rakamları ENAG verisinin %50’sinden daha aşağıdadır.
Halkımızın TÜİK verilerinin doğruluğuna inanmamış olmasına rağmen hükümetin bu durumdan ziyadesiyle memnun olduğu muhakkaktır.
Ortaya çıkan rakamların yarattığı etki olumsuz olmakla birlikte Türkiye’de Mart ayından beri ilk defa halkımızın İBB yargılamalarından başka sorunlarının olduğu hatırlanacak olması memnuniyet vericidir.
CHP başta tüm muhaliflerin geçim meselesini bu vesileyle öncelemesi yerinde olacaktır.
Halkın ekonomisini konuştuğumuzda diğer bir aktüel konuya değinmemek olmaz.
Özellikle iktidarın kontrolündeki medyanın köpürttüğü İzmir’deki grevden bahsediyorum.
Ortada konuşulan zamlı maaşlarda bilgi kirliliğinin olması pek muhtemeldir.
Gerek belediyenin gerekse DİSK’e bağlı Genel-İş sendikasının yetkilerinin konuştuğu rakamları esas alarak değerlendirme yaparak mevzuyu ele alalım.
Belediye ücretlere ilk dönem için %30luk bir artış ve 65 binliralık maaştan bahsederken, sözde bu rakamı kabul etmeyen sendikanın yetkilisi ise bu ücreti net olarak kabul etmeye hazır olduklarını ilan etmiştir.
Hem de muhalif televizyon olan SZC TV’de!
İşi çok fazla rakamlara boğmadan ele almaya devam edecek olursak, sosyal-demokrat belediyeciliğin kalesi olan İzmir’de karşılıklı olarak çok sert suçlamalar gündeme getirilmekte.
Sendika CHP’li Belediyeyi emek düşmanı olarak ilan ederken belediye, CHP ve CHP’ye yakın basın sendikayı “sarı sendika” yani satılık sendika olmakla suçlamaktadır.
Burada bir parantez açarak bazı şeyleri yerine oturtmakta yarar olacaktır.
Farz edelim sendika sarı olsa kime hizmet ediyor olmalı sorusuna cevap arayalım.
Solun en koyusundan kıpkızıl bir sendikal kuruluştur DİSK.
Genel-İş ise konfederasyonun en güçlü sendikalarının başında gelmektedir.
Demem o ki İzmir’de başta çöplerin toplanmamasından en fazla yararlanması beklenen AKP’dir.
DİSK’in AKP’ye doğrudan hizmet etmesi mümkün mü?
Elbette hayır.
İzmir’in doktor belediye başkanı selefini, Tunç Soyer’i sendikayı kullanmakla suçluyor ama mesele insanların geçimi olunca eski başkanın o kadar etkileyici olması da mümkün olamaz.
Bana göre işin özü hükümeti eleştirmeye gelince ENAG’cı olanlar işçilere zam yapmaya gelince TÜİK’çi kesilmeleridir.
Yoksulluk sınırının 80 bin liraya dayandığı bu günde işçiye bu rakamın civarında bir ücreti fazla görmek en pembesinden bir CHP’li belediyeye bile yakışmaz.
Bizzat işe kendileri almış olmasına rağmen sendika başkanın yakınlarının belediyede çalışıyor olması üzerinde toplu sözleşmenin uyuşmazlıkla sonuçlanmasından prim yapmaya kalkmak bence son derece yakışıksızdır.
Bundan utanması ve halka hesap vermesi gerekenler CHP’li belediye başkanlarıdır.
Size o zaman bir aileden nasıl onlarca kişiyi işe aldınız diye İzmirli sormaz mı?
Bu yaptığınız düpedüz NEPOTİZM(akrabacılık) değil midir?
En pembesinden olsa bile solcu bir belediyeye bu yakışır mı?
Neymiş efendim hükümet yargı eliyle CHP’li belediyeleri baskı altınaalırken sendika nasıl grev yaparmış?
Solcu beyler, modern çalışma hayatında emekçinin en büyük silahı grev yapabilme yeteneğidir.
Grev anayasal bir haktır.
Onu işçinin elinden hangi nedenle olursa olsun almak ziyadesiyle hırpalanmış sendikal hayatın sonu olur.
Bu noktada CHP genel başkanına görev düşmektedir.
İzmir’de toplu sözleşme tüm çalışanlara örnek olacak şekilde uzlaşma ile hemen sonuçlanmalıdır.
Bu durumdan yalnızca Genel-İş mensupları değil şu veya bu şekilde tüm çalışanların olumlu etkilenmesi mümkündür.
Elbette bu durumda çıkışta olan CHP de yararlanacaktır.
Cumhurbaşkanımızın çok sevdiği ve sıklıkla kullandığı win-win(kazan-kazan) durumu yani!
