
Türkiye’de “çözüm süreci” kavramı, hafızalarda hâlâ yarım kalmış hesaplaşmalar, ağır travmalar ve milletin geniş kesimlerinde oluşmuş derin güvensizliklerle birlikte anılmaktadır. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi’nin Meclis’e sunduğu yeni rapor, yalnızca içeriğiyle değil, neyi özellikle dışarıda bıraktığıyla da dikkat çekmektedir.
CHP, bu raporunda meseleyi dar anlamda yalnızca Kürt yurttaşlara yönelik bir uzlaşma süreci olarak ele almamış; Türkiye’de kişisel özgürlüklerin önündeki yapısal engelleri, hukuk devletinin aşınmasını, Alevi yurttaşların yıllardır çözüm bekleyen hak taleplerini ve demokratik temsil sorunlarını da kapsayan geniş bir çerçeve ortaya koymuştur. Bu yönüyle metin, etnik merkezli bir siyasal dil yerine, cumhuriyet yurttaşlığı temelinde bir sorunlar bütününü ele alan yaklaşımıyla ayrışmaktadır.
Raporun en dikkat çekici yönlerinden biri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu referanslarına açık ve net biçimde sahip çıkmasıdır. Lozan Antlaşması’nın Cumhuriyet’in tapu senedi olduğunun vurgulanması ve Atatürk milliyetçiliğinin etnik bir ayrışma değil, eşit yurttaşlık bağı olarak tarif edilmesi, son yıllarda CHP’ye yöneltilen eleştiriler karşısında önemli bir kırılma noktasına işaret etmektedir.
Bu çerçevede rapor, anayasanın ilk dört maddesi ve vatandaşlık tanımı konusundaki yaklaşımıyla, CHP’nin geçmişte “kent uzlaşısı” gibi pratikler üzerinden elde ettiği yerel başarıların parti kimliğiyle yarattığı gerilimin artık fark edildiğini de ortaya koymaktadır.
Raporda, kamuoyunun en hassas olduğu başlıklardan biri olan “Umut Hakkı”, Abdullah Öcalan ve PKK mensuplarına yönelik af tartışmaları konusunda dikkatli ve temkinli bir dil benimsenmiştir. Bu tür meselelerin, şehit yakınları ve gazilerin mutlak mutabakatı olmadan ele alınamayacağı vurgusu, toplumsal vicdanı önceleyen bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.
Bu raporun bir diğer önemli yönü ise DEM Parti tarafından ortaya konan yaklaşımlara karşı dolaylı fakat güçlü itirazlar içermesidir. Atatürk milliyetçiliğine vurgu, Lozan’ın teyidi ve çok dilli devlet yapısının reddi, bu ayrışmanın en belirgin başlıklarını oluşturmaktadır.
CHP’nin çizdiği bu çerçevenin, kendisinden sonra rapor yayımlayan AK Parti’nin dilini dahi etkilediği görülmektedir. Aynı şekilde “Umut Hakkı” tartışmasının Milliyetçi Hareket Partisi’nin de gündeminden çıktığı anlaşılmaktadır.
Devlet Bahçeli’nin, “Abdullah Öcalan af istemiyor, böyle bir talebi yoktur” yönündeki açıklaması, MHP açısından bu başlıktan geri adım atıldığını göstermektedir.
Son tahlilde ortaya çıkan bu tablo, Türk kamuoyunun güçlü etkisinin siyaseti nasıl şekillendirebildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Kamuoyunun hassasiyetlerini dikkate alan bir siyasal iklimin oluşması, Türkiye’nin geleceği açısından memnuniyet vericidir.
22 Aralık 2026
Ahmet Orhan
