Gül Kokulu Baharların, Gençliğin ve Dileklerin Şenliği
Demirci’de Hıdrellez, baharın gelişini haber veren sıradan bir gün değildi.
O günlerde bahar; gülün kokusunda, oğul otunun ferahlatan rayihasında, yeşeren dallarda ve insanların yüzlerine yerleşen tebessümde kendini gösterirdi. Mayısın 5’ini 6’sına bağlayan gece ise bütün bu güzelliklerin içine bir de umut karışırdı.
Gün batımına doğru bahçelere gidilir, güllerin dibinde sessizce dilek tutulurdu.
Kimi yuva özlemiyle taşlardan küçücük bir ev yapardı gülün dibine. Kimi çocuk sahibi olma umuduyla bir salıncağa niyet bağlardı. Kimi de bolluk ve zenginlik dileyerek gül yaprağının üzerine para bırakırdı.
O gece fazla konuşulmazdı.
İnsanlar dileklerini gönüllerinde saklar, sessizliğin içinde uykuya dalardı. Gece yarısına doğru ise uyanılır, su başlarına gidilir, dualar edilirdi.
Çünkü eski bir inanç, o gecenin sırrını şöyle anlatırdı:
Hızır ile İlyas, bir gül ağacının yanında buluşurdu.
Onların buluştuğu yerde bereketin artacağına, dileklerin kabul olacağına ve baharın insanlara uğur getireceğine gönülden inanılırdı.
Demirci’de Hıdrellez yalnızca bir geceyle sınırlı kalmazdı.
Baharın gelişi, üç hafta boyunca cuma günleri öğleden sonraları düzenlenen şenliklerle kutlanırdı.
İlk hafta Akpınar’da, Öğretmen Okulu çevresinde toplanılırdı.
İkinci hafta şenlik Gavur Mezarı Ziraat Bahçesi’ne taşınırdı.
Üçüncü hafta ise sıra Kozağaç–Kızılçağla taraflarına gelirdi.
Her cuma, başka bir yerde aynı heyecan yaşanırdı.
Fakat şenliğin asıl heyecanı, daha günler öncesinden başlardı.
Gençler Hıdrellez hazırlığını ciddiye alırdı. Büyüklerden harçlıklar alınır, ayakkabılar boyanır, dönemin modası olan İspanyol paça pantolonlar özenle ütülenirdi. Çiçek desenli gömleklerin yakaları kolalanır, yeni çoraplar giyilir, şık kemerlerle kıyafetler tamamlanırdı.
Çünkü o gün yalnızca şenliğe gidilmezdi.
Gençlik de kendini gösterirdi.
Şenlik alanlarına varıldığında Demirci’nin bambaşka bir yüzü ortaya çıkardı.
Seyyar satıcıların sesleri her yeri doldururdu. Kuruyemişçiler, pamuk helvacılar, çubuğa sarılmış macun satanlar…
Bir yanda gazozcular, diğer yanda Demirci’de yeni yeni görülmeye başlayan dondurmacılar…
Simit, açma, gevrek ve muhallebi kokuları birbirine karışırdı.
Çocuklar tezgâhların önünde oyalanırken, büyükler sohbet eder; zabıtalar kalabalığın içinde düzeni sağlamaya çalışırdı.
Fakat bütün bu kalabalığın içinde gözlerin aradığı başka insanlar da vardı.
Genç kızlar, Hıdrellez için özel bir özenle hazırlanırdı. Saçlar güzelce taranır, güzel kokular sürülür, en şık elbiseler giyilirdi. Ellerinde güller ve mor menekşelerle üçer dörderli gruplar hâlinde kol kola yürürlerdi.
Delikanlılar da geri kalmazdı.
Saçlar limonla yatırılır, en güzel gömlekler giyilir, yakalara bir gül iliştirilirdi.
Sonra kalabalığın içinde sessiz bir arayış başlardı.
Kim kimi görecek?
Kim kimin dikkatini çekecek?
Kim, kalabalığın arasından bir bakış yakalayacak?
Bazen bir gül, bazen kısa bir tebessüm, bazen de birkaç saniyelik bir göz göze geliş yeterdi.
Hıdrellez, gençlerin gönlünde sakladığı duyguların da sessiz bayramıydı.
Gün boyunca süren neşeli telaş, akşam saatleri yaklaşınca yavaş yavaş dinerdi.
Seyyar satıcılar günün yorgunluğuna rağmen memnuniyetle tezgâhlarını toplamaya başlar, gençler bütün günün yorgunluğunu üzerlerinde taşıyarak evlerinin yolunu tutardı.
Ama kimsenin yüzünde gerçek bir veda ifadesi olmazdı.
Çünkü daha bir sonraki cuma vardı.
Ayakkabılar yeniden boyanacak, gömlekler yeniden ütülenecek, saçlar yeniden taranacak, güller ve mor menekşeler yine ellerde yerini alacaktı.
Ve Demirci, bir cuma daha baharın sesini dinleyecekti.
Bugün o günlere bakıldığında, geriye yalnızca bir şenlik kalmış değildir.
Bir gül ağacının dibine taşlarla yapılmış küçücük bir evde…
Bir salıncağa bağlanan dilekte…
Gül yaprağının üzerine bırakılan birkaç parada…
Limonla yatırılmış saçlarda…
Yakanın ucuna iliştirilmiş gülde…
Kol kola yürüyen genç kızlarda…
Ve kalabalığın içinde birbirini arayan gözlerde…
Bir zamanların Demirci’si saklıdır.
Belki de bu yüzden bazı hatıralar eskimez.
Çünkü onlar yalnızca geçmişte yaşanmış bir günü değil, bir şehrin gençliğini, insanlarının umudunu, baharın gelişini ve birlikte yaşamanın sıcaklığını taşır.
Demirci’nin eski Hıdrellezleri de işte böyleydi.
Gül kokusunun dileklere, baharın umuda, gençliğin ise güzel hatıralara dönüştüğü günlerdi.
Ve o günler, aradan yıllar geçse de Demirci’nin hafızasında hâlâ gül kokar.
Rasih Hacıkadiroğlu
