DENETİMSİZ GÜÇ, DEMOKRASİ İÇİN RİSKTİR

DENETİMSİZ GÜÇ, DEMOKRASİ İÇİN RİSKTİR

Demokrasi yalnızca iktidarın nasıl seçileceğini değil, iktidarın ve kamu gücünün nasıl denetleneceğini de düzenlemelidir. Sandık iktidarı belirler; hukuk ise iktidarın sınırlarını çizer.

İleri demokrasilerin temel dayanaklarından biri kuvvetler ayrılığıdır.

Yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız biçimde görev yapması, devlet gücünün tek elde toplanmasını önleyen en önemli güvencelerden biridir. Bunun amacı, erklerin mutlaka aynı güce sahip olması değil; hiçbir erkin diğerleri üzerinde sınırsız bir tahakküm kuramamasıdır.

Ancak modern devlet yalnızca üç erkten ibaret değildir.

Ekonominin, finans piyasalarının ve sermaye hareketlerinin ulaştığı büyüklük, devlet içinde düzenleme ve denetleme görevini yerine getiren bağımsız kurumların önemini de artırmıştır.

Çünkü milyarlarca liralık tasarrufun ve milyonlarca insanın geleceğinin söz konusu olduğu bir piyasada güven, yalnızca kanunla değil, etkin ve tarafsız denetimle sağlanabilir.

DENETİM, SİSTEMİN SİGORTASIDIR

Sermaye Piyasası Kurulu'nun kuruluş amacı da tam olarak budur.

SPK; sermaye piyasalarının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, yatırımcıların hak ve yararlarının korunmasını ve piyasaların adil ve etkin biçimde işlemesini sağlamakla görevlidir.

SPK, idari ve mali özerkliğe sahip olduğunu ve görevlerini bağımsız olarak yerine getirdiğini belirtmektedir. Ancak Kurul Başkanı, ikinci başkan, başkan vekili ve üyelerin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır.

Burada tartışılması gereken nokta, bu atamaların mevcut mevzuata uygun olup olmadığı değildir.

Asıl soru şudur:

Denetleyen kurumların yönetiminde siyasi iktidarın belirleyici olduğu bir sistem, kamuoyuna ne ölçüde bağımsızlık güvencesi verebilir?

Bu soru, bugün yaşadığımız fon skandalı nedeniyle daha da önem kazanmıştır.

BİR YIL ÖNCEDEN GÖRÜLEN RİSK NEDEN ÖNLENEMEDİ?

Fon skandalıyla ilgili en önemli sorulardan biri belki de budur.

Çünkü bugün ortaya çıkan tablo, riskin olay patlak verdikten sonra fark edildiğini göstermiyor.

SPK'nın kendi açıklamasına göre yatırım fonlarında, özellikle bazı serbest ve para piyasası fonları üzerinden ekonomik gerçeklikle ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri, 2025 yılının son çeyreğinde tespit edildi.

Üstelik konu bununla da kalmadı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi, 2 Aralık 2025'te konuyu gündemine aldı. Ertesi gün SPK bünyesinde bir çalışma grubu oluşturuldu.

Daha da önemlisi, Bakan Şimşek 2025 yılının Kasım ayında bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiklerini ve düzenleme ihtiyacının farkında olduklarını kamuoyuna açıkladı.

Öyleyse bugün sorulması gereken soru çok açık:

Risk bir yıl önceden görülmüşse, neden daha güçlü ve daha erken önleyici tedbirler alınamadı?

Bu soru, herhangi bir kurumu peşinen suçlamak anlamına gelmez.

SPK'nın açıklamalarında denetimlerin yapıldığı, idari para cezaları uygulandığı ve suç duyurularında bulunulduğu belirtiliyor. Ancak denetimin başarısını yalnızca olay gerçekleştikten sonra verilen cezalarla ölçmek de yeterli değildir.

Denetimin asıl amacı, zararın ortaya çıkmasını beklemek değil, riski önceden görerek zararı engellemektir.

Kim neyi gördü?

Ne zaman gördü?

Kime bildirdi?

Hangi tedbir ne zaman alındı?

Ve alınan tedbir neden yeterli olmadı?

Bu soruların cevapları kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde verilmelidir.

Çünkü iyi işleyen bir denetim sistemi yalnızca suçluyu bulup cezalandıran sistem değildir.

İyi denetim, suç ve zararın ortaya çıkmasını mümkün olduğunca önleyen sistemdir.

MESELE KİŞİLER DEĞİL, SİSTEMDİR

Burada özellikle bir noktanın altını çizmek gerekir.

Sorunu belirli kişilerin iyi veya kötü niyetine bağlamak kolaydır.

Oysa demokratik devlet, kişilerin iyi niyetine güvenerek değil, kişiler değiştiğinde de çalışmaya devam edecek kurumlar kurarak ayakta kalır.

Bugün SPK'nın karar organında Elif Gülşah Gürlek kurul üyesi olarak görev yapmaktadır. Kendisi 2024 yılında Cumhurbaşkanı kararıyla bu göreve atanmıştır.

Akın Gürlek ise 11 Şubat 2026 tarihinden bu yana Adalet Bakanıdır.

Bu durum, tek başına herhangi bir kişinin hukuka aykırı davrandığını göstermez. Ancak kamuoyunun sorması gereken meşru bir kurumsal soru vardır:

Sermaye piyasalarını denetleyen bir kurumun karar organında bulunan bir kişinin, ülkenin adli ve hukuki yönetiminden sorumlu bakanın eşi olması, kurumsal bağımsızlık ve kamuoyundaki bağımsızlık algısı açısından nasıl değerlendirilmelidir?

Demokratik devletlerde yalnızca gerçek çıkar çatışmalarının değil, çıkar çatışması algısının da dikkate alınması gerekir.

Çünkü kamu güveni, yalnızca kurumların ne yaptığıyla değil, toplum tarafından nasıl algılandığıyla da ilgilidir.

KUVVETLER AYRILIĞI KADAR DENETİM DE ÖNEMLİDİR

Türkiye'nin artık yalnızca “kuvvetler ayrılığı var mı?” sorusunu değil, “denge ve denetim mekanizmaları gerçekten bağımsız mı?” sorusunu da tartışması gerekiyor.

Çağdaş devlet yalnızca yasama, yürütme ve yargıdan oluşmuyor.

Finans piyasalarını düzenleyen, rekabeti denetleyen, kamu kaynaklarını kontrol eden ve ekonomik hayatın kurallarını belirleyen kurumlar da demokratik sistemin önemli parçalarıdır.

Bu kurumların siyasi iktidardan tamamen kopuk olması elbette mümkün değildir. Ancak görevlerini yerine getirirken siyasi iradeden kurumsal mesafelerini koruyabilecekleri bir sistem kurulabilir.

Bunun yolu; atama usullerinin, görev sürelerinin, görevden alma şartlarının ve hesap verebilirlik mekanizmalarının yeniden düşünülmesinden geçmektedir.

Çünkü mesele yalnızca bugünkü fon skandalının hesabını sormak değildir.

Asıl mesele, yarın başka bir iktidar geldiğinde de aynı sorunların farklı isimlerle tekrar etmesini önleyecek bir devlet düzeni kurabilmektir.

DENETİMSİZ GÜÇ, DEMOKRASİ İÇİN RİSKTİR

Demokrasi yalnızca sandık değildir.

Sandık iktidarı belirler.

Hukuk iktidarın sınırlarını çizer.

Denetim ise o sınırların aşılmasını önler.

Bu nedenle kuvvetler ayrılığı ne kadar vazgeçilmezse, bağımsız ve etkin denetim kurumları da o kadar vazgeçilmezdir.

Çünkü devletin gücü yalnızca karar verme gücünden ibaret değildir.

Asıl güçlü devlet, kendi gücünü de denetleyebilen devlettir.

Ve unutulmamalıdır:

Denetimsiz güç, kimin elinde olursa olsun, demokrasi için risktir.

08 Ekim 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE