Devlete ve Yönetenlere Güven

DEVLETE VE YÖNETENLERE GÜVEN

Dünyamız yeni bir yönetim yaklaşımı ve liderlik modeliyle karşı karşıya olduğu bir süreci yaşamaktadır.

Yeni yönetim yaklaşımının temelini, öneme sahip tüm gerçekleri insanlığın kafasını karıştırarak onlardan gizlemek şeklinde kısaca ifade etmek mümkündür.

Bu yaklaşım çoğu kez “aka kara, karaya ak” demek şeklinde kendini ele vermektedir.

Söz konusu yaklaşımın günümüzdeki en büyük temsilcisi doğal olarak dünyanın bir numarası, ABD’de Başkanı Trump’da vücut bulmaktadır.

Başkan Trump’ın yaklaşımı kendini İsrail-İran arasındaki savaş hakkında sarf ettiği cümlelerde kendini göstermiştir.

ABD Başkanı, İran’ın olası nükleer silah yapma gücünü iki hafta sonra yok etmek için harekete geçeceğini ifade etmesinden saatler sonra İran’a bombalar yağdırmıştır.

125 savaş uçağı ve 2 adet B-2 ağır bombardıman uçağıyla İran’a ait 3 Nükleer tesisi yok etmiştir.

Size vereceğim diğer bir örnek ise Trump’ın yönetim yaklaşımını ortaya koyması açısından daha da çarpıcıdır.

Tüm kampanyasında ABD’yi dünyanın hiçbir köşesinde savaşa sokmayacağını, hatta devam eden çatışmaları başta Rusya-Ukrayna savaş olmak üzere bitireceğini vadetmiş olmasına rağmen 2. başkanlık döneminin ilk yılında İran’ı bombalamak suretiyle tam tersini yapmıştır.

Trump’ın ElonMusk ile ilişkisinde de aynı yaklaşımı ortaya koyduğu tüm dünyanın malumudur.

Bu yeni yönetim yaklaşımının ülkemizdeki temsilcilerinin geçmişi ABD Başkanından daha eskidir.

Türkiye’de dün dediklerinin bu gün tersini yapan çok sayıda lider mevcut olmakla birlikte yeni akımın en güçlü ve ünlü temsilcileri Sayın Başkan Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’dir.

Aziz Türk milleti onların ortaya koyduğu örneklerin nerdeyse tamamına vakıf olduğu için burada zikretmek lüzumsuz bir tekrardan öteye geçmeyecektir.

İlla ki birkaç örneği burada zikretmek gerekirse Sayın Bahçeli’nin Başkan Erdoğan ve terörist başı için söyledikleri millet olarak kulaklarımızda halen çınlamaktadır.

Ya Sayın Cumhurbaşkanının Milliyetçilik için söylediği “her türlü milliyetçilik ayaklarımın altındadır” sözlerine ne demeli!

Dün ak dediğine bu gün kara demenin veya tersini yapmanın ne zararı var diyecek olursanız vereceğim cevap; Olmaz mı, hem de çok olacaktır.

Böylesine bir yaklaşım insanlarda yönetenlere karşı derin bir güvensizlik duygusu yaşatacaktır.

Yalanın en büyük zararı günün birinde gerçeği söylesen de artık sana kimsenin sana inanmamasıdır.

Özellikle devlet yönetiminde gerçeği gerektiği ölçüde halkla paylaşmak, güven duygusunu besleyen en büyük davranış biçimidir.

Devleti yönetenler açısından birinci derecede önemli olan halkının güvenini kazanabilmektir.

-Devlet halkıyla kurduğu ilişki ölçüsünde güçlüdür.

Bu ilişkinin temel taşı güven duygusudur.

Bir toplumun devlete duyduğu güven, sadece seçim sandıklarında değil; hukuk sisteminden kamu hizmetlerine, ekonomiden toplumsal huzura kadar bir çok alanda kendini gösterir.

-Devletin meşruiyeti, sürekliliği ve etkinliği, vatandaşların yöneticilere, kurumlara ve işleyişe duyduğu güvenle doğru orantılıdır.

Devletin varlığı, halkla yaptığı yazılı olmayan bir sözleşmeye dayanır.

Devlet güvenlik, adalet ve hizmet sunar; halk ise devletin kurallarına uyar ve vergisini verir.

Bu sözleşmenin ruhu güvendir.

Güven ortadan kalktığında, tıpkı bugün olduğu gibi vatandaşlar devlete karşı mesafeli, hatta tepkisel tavır alabilir.

Örnek; İmamoğlu hadisesinde yaşanmakta olanlar.

Güven duygusunun zayıflamasının diğer bir sonucunu da siyasi istikrar ve meşruiyet hususunda görmek mümkündür.

-Devlet yönetiminin halk nezdinde meşru kabul edilmesi, yönetici kadrolara duyulan güvenle mümkündür.

Bu güvenin sarsılması siyasi istikrarsızlığa ve kutuplaşmaya yol açabilecektir.

-Halk, devlete güven duyduğunda devletle daha sağlıklı ilişki kurar, hizmetlerden daha fazla yararlanır ve devlete aidiyet hissi gelişir.

Tersine bir durumda ise insanlar kayıt dışı ekonomiye yönelecek, vergi vermekten kaçınacaktır.

Hatta hukuka başvurmaktan çekinecektir.

-Özellikle deprem, salgın ve savaş gibi kriz dönemlerinde halkın devlete ve yönetenlere besleyeceği güven alınan tedbirlerin etkinliğini üst seviyelere taşıyacak en büyük unsurdur.

-Yöneticilerine güvenen bir toplum çağrılara daha hızlı yanıt verir, toplumsal dayanışma daha güçlü olur.

Güvenin zayıf olması halinde ise kriz yönetimi kısmen veya tamamen başarısız olacaktır.

Tüm bu yazdıklarım size nasıl bir eksiz Türkiye tablosu çiziyor değil mi?

DEVLET YÖNETİMİNDE GÜVEN NASIL TESİS EDİLEBİLİR

Elbette devlete güven bir günde tesis edilemez; süreklilik isteyen bir çabadır.

Bunun için yapılması gerekenleri sıralayacak olursak;

-En üste yazacağımız şeffaflıkolmalıdır.

Yöneticilerin alacağı kararlar ve sarf ettiği sözler açık ve anlaşılır olmalıdır.

Modern devlet yönetimlerinde “sizin bilmediğiniz şeyler var” zırvalarının yeri yoktur.

-Yönetenler halk nezdinde sorumluluk taşıdıklarını unutmamalı, gerektiğinde hesap verebilmelidir.

-Adalet; hukukun üstünlüğü, herkese eşit uygulanması, güvenin temelidir.

-Yönetenler sadece krizlerde değil her zaman halkıyla açık iletişim içinde olmalıdır.

-Demokrasiye aykırı yasaklar ve uygulamalarla engellemeler yerine halkın yönetime katılımının teşvik edilmesi, güveni besleyen diğer önemli bir husustur.

Ya yukarıdaki satırlara ne dersiniz?

Ülkemizde ne kadarı var?

Sonuç olarak;

Devlet yönetiminde güven, bir lüks değil; bir zorunluluktur.

Güvenin olmadığı bir devlette yasa olur ama adalet hissi kaybolur ve birlik istenen seviyede sağlanamaz.

Güven sadece iyi yöneticilerle değil; adil, şeffaf ve halkı önceleyen bir yönetim anlayışıyla mümkün olur.

Devletin en büyük sermayesi para ya da ordu değil, halkının duyduğu güvendir.

YORUM EKLE