DEVRİ SABIK YARATMAK

Hesaplaşma mı, Hesap Verilebilirlik mi?
Adalet ya herkes için vardır ya da hiç yoktur; geçmişle yüzleşmeyen devlet, geleceğini de kaybeder.
Siyaset sahnesinde bazı kavramlar vardır ki yalnızca bir tartışma başlığı değil, aynı zamanda bir zihniyetin göstergesidir. “Devri sabık” da bugün Türkiye’de tam olarak böyle bir kavramdır.
Son olarak Özgür Özel’in partisinin belediye başkanları toplantısındaki açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen bu tartışma, aslında basit bir siyasi polemik değil; doğrudan devlet anlayışıyla ilgilidir.
“Devri sabık yaratmayacağız” demek ile “hukuk yoluyla hesap soracağız” demek arasındaki gerilim, Türkiye’nin yıllardır çözemediği temel sorunu gözler önüne sermektedir:
Devlet, geçmişle yüzleşecek mi, yoksa görmezden mi gelecek?
Açık konuşmak gerekir.
Eğer “devri sabık” denilerek kastedilen şey, bir dönemin tümüyle tasfiye edilmesi, insanların siyasi kimlikleri üzerinden cezalandırılmasıysa; bu yaklaşım kabul edilemez. Bu, hukuk değil; açık bir rövanşizmdir.
Ama mesele burada bitmez.
Çünkü diğer uçta çok daha tehlikeli bir anlayış vardır:
Hesap sormaktan kaçınan, hataları örtbas eden, yolsuzlukları zamana yayan bir düzen. Bunun anlamı, mealen “ben de aynı menfaat düzeninden yararlanacağım” demektir.
İşte bu, bir devlet için asıl çöküş noktasıdır.
Bugün Türkiye’de vatandaşın en büyük sorunu, adaletin var olup olmadığı değil; kime göre işlediğidir. (Kamuoyundaki yaygın kanaat, iktidar dışındakiler için işletilen bir adalet yaklaşımının mevcut olduğudur.)
Eğer bir dönemde:
• kamu kaynakları yağmalanmışsa,
• ihale sistemleri belirli çevrelerin menfaatine çalıştırılmışsa,
• görev yetkisi şahsi kazanç kapısına dönüştürülmüşse,
bunları görmezden gelmek “devri sabık yaratmamak” değil, suça ortak olmaktır.
Hiç kimse bu gerçeği yumuşatmaya çalışmamalıdır.
Devri sabık, vatandaşla hesaplaşmak değildir.
Devri sabık, devlet gücünü kötüye kullananların hukuk önünde hesap vermesidir.
Ve bu yapılmadığı sürece, aynı düzen farklı aktörlerle tekrar eder.
Bugün mesele bir parti meselesi değildir.
Mesele, sistem meselesidir.
Çünkü Türkiye’de hangi siyasi yapı iş başına gelirse gelsin, eğer denetim yoksa;
yolsuzluk yeniden üretilecektir.
Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, bir siyasi intikam süreci değil;
sert, tavizsiz ve gerçek bir hukuk düzenidir.
• Yargı, hiçbir siyasi gölgenin altında kalmamalıdır.
• Denetim mekanizmaları göstermelik değil, caydırıcı olmalıdır.
• Yerel yönetimler dâhil tüm kamu yapıları şeffaflığa zorlanmalıdır.
Aksi hâlde “devri sabık yok” söylemi, yalnızca bir güvence değil;
aynı zamanda bir cezasızlık garantisine dönüşür.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, halkın deyimiyle bir “temiz eller” sürecidir.
Ama bu süreç, kişilere göre değil; kurallara göre işlemelidir.
Adalet, geçmişi kapatmak için değil;
kirli sayfaları açıp temizlemek için vardır.
Son söz nettir:
Geçmişle hesaplaşmayan devlet,
gelecekte hesap vermeye mahkûm olur.
26 Nisan 2026
Ahmet Orhan
