Dış Politikada Çeyrek Asır! U Dönüşlerinin Anatomisi

AK Parti dış politikası, yön tayin eden bir vizyondan ziyade, yönünü sık sık değiştiren bir U dönüşleri silsilesi olarak tarihe geçmektedir.
2002 yılında iktidara gelen Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, dış politikada iddialı bir vizyonla yola çıktı. “Stratejik derinlik”, “komşularla sıfır sorun” ve “bölgesel güç Türkiye” gibi kavramlar, bu vizyonun temel sütunları olarak sunuldu.
Ancak aradan geçen yaklaşık çeyrek asırlık süreç, bu vizyonun sürekliliğinden çok; keskin kırılmalar ve dikkat çekici U dönüşleri ile şekillendiğini göstermektedir.
1 Mart Tezkeresi ve ABD ile İlk Kırılma
2003 yılında, Abdullah Gül hükümeti döneminde TBMM’nin, ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a girmesine izin veren tezkereyi reddetmesi, dış politikada önemli bir eşikti.
2003 Irak Savaşı sürecinde alınan bu kararın ardından yaşanan Süleymaniye Çuval Olayı, Türkiye-ABD ilişkilerinde sert bir kırılma yarattı.
Ancak ilerleyen yıllarda Washington ile ilişkilerin yeniden normalleştirilmesi, ilk büyük yön değişimlerinden biri olarak kayda geçti.
Esad ile Dostluktan Düşmanlığa
Bir dönem ailecek tatiller yapılan, ortak kabine toplantıları düzenlenen Beşşar Esad yönetimiyle ilişkiler, Arap Baharı sonrasında tamamen tersine döndü.
Kısa sürede “kardeşim Esad” söyleminden, rejimi hedef alan sert politikalara geçilmesi, dış politikadaki en keskin U dönüşlerinden biri olarak dikkat çekti.
Mısır: Demokrasi Söyleminden Sessiz Normalleşmeye
Türkiye, Muhammed Mursi yönetimine güçlü destek verirken, darbe sonrası Abdülfettah es-Sisi yönetimini sert ifadelerle hedef aldı.
Ancak yıllar içinde karşılıklı temasların yeniden başlaması ve ilişkilerin normalleşme sürecine girmesi, söylem ile pratik arasındaki mesafeyi gözler önüne serdi.
Erdoğan ve Sisi’nin el ele tutuşması, bu durumun en çarpıcı fotoğrafı olarak hafızalardaki yerini korumaktadır.
Rusya Krizi: Sert Tepkiden Hızlı Geri Adıma
2015’te yaşanan Rus Su-24 uçağının düşürülmesi, Ankara-Moskova hattında büyük bir krize yol açtı.
Rusya, uçağının düşürülmesine 36 Türk askerini şehit ederek karşılık verdi. Buna rağmen Erdoğan, Putin’in kapısında bilerek ve isteyerek bekletildi.
Bu acı ve rencide edici yaşananlar sonrası Vladimir Putin ile ilişkilerin yeniden kurulması ve iş birliğinin artırılması, dış politikadaki hızlı yön değişiminin bir başka örneği oldu.
Kaşıkçı Krizi: Sert Suçlamadan Stratejik Yakınlaşmaya
2018’de Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası Muhammed bin Selman doğrudan hedef alınmıştı.
Ancak sonraki süreçte ilişkilerin normalleşmesi ve ekonomik iş birliklerinin yeniden kurulması, bir başka dikkat çekici U dönüşü olarak kayda geçti.
15 Temmuz ve BAE: Suçlamadan Kardeşliğe
15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında, FETÖ ile bağlantılı olarak Birleşik Arap Emirlikleri hakkında ciddi iddialar gündeme geldi.
Ancak ilerleyen süreçte iki ülke arasında hızlı bir normalleşme yaşanmış, karşılıklı ziyaretler ve “kardeşlik” vurgusu yeniden öne çıkmıştır. Bu da dış politikadaki U dönüşlerinin en çarpıcı örneklerinden biri olmuştur.
Suriye’nin Kuzeyi: Karşı Çıkıştan Fiilî Kabule
Türkiye’nin uzun süre karşı çıktığı PYD/YPG yapılanmasının sahada güç kazanması ve fiilî bir yapı oluşturması, Ankara’nın söylemleri ile sahadaki sonuçlar arasındaki farkı ortaya koymuştur.
Sonuç: Vizyon mu, Sürekli Düzeltme Hareketi mi?
Çeyrek asırlık dış politika pratiği, bir bütün olarak değerlendirildiğinde; istikrarlı bir stratejiden çok, sert çıkışlar ve ardından gelen geri adımların oluşturduğu bir döngüye işaret etmektedir.
Bu tabloyu tek bir cümleyle özetlemek mümkündür:
“AK Parti dış politikası, yön tayin eden bir vizyondan ziyade, yönünü sık sık değiştiren bir U dönüşleri silsilesi olarak tarihe geçmektedir.”
Bugün gelinen noktada mesele yalnızca hangi ülkeyle iyi ya da kötü ilişkiler kurulduğu değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin dış politikada öngörülebilir, tutarlı ve ilkesel bir çizgiye sahip olup olmadığıdır.
Çünkü devletlerin itibarı, yalnızca güçlerinden değil; sözlerinin ne kadar süre ayakta kaldığından da ölçülür.
13 Nisan 2026
Ahmet Orhan
