RAKAMLAR MASUMDUR / Ahmet Orhan Yazdı...

Ülkemizde her ayın ilk haftasında ekonomik veriler açıklanır. Bunların içinde en çok ilgi uyandıranlar, sıradan vatandaşın mali durumunu da yansıtan enflasyon verileridir.

RAKAMLAR MASUMDUR / Ahmet Orhan Yazdı...

RAKAMLAR MASUMDUR

Yalan rakamlara değil, yorumlara sığınır.

Ülkemizde her ayın ilk haftasında ekonomik veriler açıklanır. Bunların içinde en çok ilgi uyandıranlar, sıradan vatandaşın mali durumunu da yansıtan enflasyon verileridir. Bu verilerle emeklinin alacağı maaş ve farkı, asgari ücretlinin geliri, çiftçinin destekleme kapsamındaki ürünün taban fiyatı belirlenir.

Bu açıklamaların ardından ise hızla iki büyük tablo oluşur:

Birincisi, ortaya çıkan rakamlardan başarı hikâyesi yazan iktidar…

İkincisi, kapkara bir başarısızlıktan söz eden muhalefet…

Hangisi size yakınsa, onun iddialarını “doğru”; karşı grubun sözlerini ise “yalan” görürsünüz. Başka bir deyişle, aynı rakamlar birileri için gerçeği, birileri için yalanı işaret eder.

Bir de çok yaygın bir söylem vardır:

“İstatistik, rakamlarla yalan söyleme sanatıdır.”

Oysa gerçek bambaşkadır.

İstatistik yalan söyleme değil, doğruyu söyleyebilme sanatıdır.

Bir ülkeyi ekonomik anlamda kavramak için genellikle istatistiklere bakarız. Rakamlar bize tarafsız, soğukkanlı, hatta tartışmasız bir gerçeklik sunuyor gibi görünür. Ama işin aslı öyle değildir; rakamlar da siyasetin en güçlü silahlarından biridir.

Yine yaygın bir deyiş:

“İstatistik bir bilim dalıdır, yalan söylemez. Yalan söyleme kısmı politikacılara aittir.”

İktidar, başarı hikâyesi yazmak için verileri eğip büker. İşsizliğin düşük gösterilmesi için iş aramaktan umudunu kesmiş milyonlar sihirli bir kalem darbesiyle “işsiz” kategorisinden çıkarılır. Enflasyon hesaplanırken halkın mutfağına dokunan kalemler istatistik sepetinde önemsizleştirilir. Böylece rakamlar düşer; ama market rafları ve pazardaki fiyatlar gerçeği haykırmaya devam eder.

Muhalefet de masum değildir.

Kişi başı millî geliri alır, “herkesin maaşı buymuş” gibi sunar. Oysa bu gösterge, ülkenin toplam servetini nüfusa bölmekten ibarettir. Bir avuç zenginin serveti ortalamayı yukarı çekerken geniş halk kesiminin cebine giren para artmaz. Zengin–fakir farkı büyürken rakamların parıltısı gerçeği örter.

Zenginin parası züğürdün çenesini yorar.

İşte tam da bu yüzden tek bir veriye takılıp kalmak halkı yanıltmaktan başka bir işe yaramaz. Asıl bakmamız gereken günlük hayatın gerçeğidir:

Bir çalışanın maaşı kirayı karşılıyor mu?

Market poşeti doluyor mu?

Çocukların eğitimi erişilebilir mi?

Peki çözüm nedir? Aslında belli:

Ekonomik verileri üreten kurumların bağımsızlığı sağlanmalı.

Tek bir rakama değil, açlık–yoksulluk sınırına, gelir dağılımına ve bölgesel farklara da bakılmalı.

Ham veriye erişim imkânı açılmalı; böylece bağımsız akademisyenler ve sivil toplum rakamların peşine düşebilmeli.

Ve en önemlisi, rakamların insani karşılığı unutulmamalı.

Çünkü ekonomi sadece grafiklerden ve yüzdelerden ibaret değildir. Ekonomi, markette kasaya uzatılan elde; çocuğuna harçlık veremeyen babanın yüreğinde; evine ekmek götürmeye çalışan annenin mücadelesinde hayat bulur. Rakamlar ancak bu gerçeklikle birleştiğinde masumlaşır ve toplum için yol gösterici olur.

28 Eylül 2025

Ahmet Orhan

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER