
Türkiye artık bir çelişkiler ülkesidir.
Bir yanda ekranlarda büyüme rakamları, mega projeler, lüks açılışlar...
Milli gelirden devasa pay alan küçük gruplar, 50 yıl öncesi gelir seviyesinde yaşayan milyonlar…
Öte yanda ise pazarda akşam saatinde çürük sebze toplayan anneler, borçla boğuşan babalar, aç yatan çocuklar.
TÜRK-İŞ’in Eylül 2025 raporuna göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 27.970 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 91.109 TL’ye yükseldi. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 36.305 TL. Asgari ücret ile bu rakam arasındaki makas 14.201 TL’ye çıkmış durumda.
Mutfak enflasyonu aylık %3,17; yıllık %41,05 seviyesinde. Bu sayılar sofraların eksilen tabaklarını, ödenmeyen faturaları, ertelenen sağlık harcamalarını işaret ediyor.
“Yeni Normal” Diye Bir Yalan
(Yeni normal, bir krizi takiben ekonomik veya toplumsal olarak kriz öncesinden farklı bir konuma yerleşilmesini ifade eden bir terimdir.)
Halkın sofradan eksilen ekmeği, siyasetin dilinde “geçici dalgalanma” oluyor.
İlaç alamayan yaşlıya “sabredin” deniyor.
Çocuğunu okula aç gönderen anaya “tasarruf edin” öğüdü veriliyor. Peki, tasarruf ne demek?
Zaten karnını doyuramayan bir aile daha neyi kısmalı?
Çocuğun sütünü mü?
Hastanın ilacını mı?
Bir ülkede açlık sınırı altında yaşayan milyonlar varsa, orada ekonomi konuşulmaz, orada adalet konuşulur.
Çünkü açlık normalleştiğinde, insan onuru da çiğnenmiş olur.
Ne yazık ki Türkiye’de açlık, yeni normal hâline getirilmeye çalışılıyor.
Rakamların Arkasına Saklananlar
Büyüme rakamlarıyla övünenler bilsin ki; o büyüme sofraya yansımıyorsa, o rakamların hiçbir anlamı yoktur.
Fabrikatörün kârı katlanırken işçinin cebinde para yoksa, devletin büyüme masalları birer kâğıt yığınıdır.
Yoksulluk artık sadece cebimizi değil, çocuklarımızın geleceğini de kemiriyor.
Eğitimden vazgeçen çocuk, tedaviden vazgeçen hasta, sadece istatistik değildir; o bu ülkenin kaybolan geleceğidir.
İnsan Onuru ve İktidarın Sınavı
Yoksulluk, sadece midenin boş kalması değil; insanın onurunun törpülenmesidir.
Evine ekmek götüremeyen babanın, pazardan yarım kilo peynir isteyen annenin, karnı aç yatağa giren çocuğun gözyaşıdır yoksulluk. Bu tabloyu görüp de hâlâ “ekonomi düzelecek” masalı anlatanların vicdanı yoktur.
Size bir soru: Bir milletin gücü, şatafatlı törenlerde midir, yoksa insanlarının aç kalmadan yaşayabilmesinde mi?
Çarklar dönüyor olabilir, ama insan onuru çiğneniyorsa, o çarklar bir gün devrilir.
Sessiz Çığlık
Türkiye’de bugün sessiz bir çığlık yükseliyor.
Sofrasında bir tabak eksilen her aileden, sabah işe aç giden her emekçiden, geleceğini yurt dışında arayan her gençten yükseliyor.
Bu çığlığı duymayan iktidar, sandıkta değil, tarihin vicdanında yargılanacak.
Unutmayalım: Bir milletin en büyük hazinesi ne madenleri, ne projeleri, ne de rakamlardır.
Bir milletin asıl hazinesi, insanlarının gözlerine bakacak onurudur. Eğer bu onur kaybolursa, geriye sadece rakamlarla oynayan bir iktidar kalır.
Not: Bu yazıda kullanılan veriler TÜRK-İŞ’in Eylül 2025 Açlık ve Yoksulluk Sınırı raporundan alınmıştır.
10 Ekim 2025
Ahmet Orhan