Enflasyonun Gerçek Sahibi

Enflasyonun Gerçek Sahibi


“Türkiye’de enflasyonun düşmemesinin nedeni yanlış program değil, yarım bırakılmış programdır.”

Türkiye’de ekonomi tartışmaları çoğu zaman kişiler üzerinden yürütülüyor. Bugün bu tartışmanın merkezinde yer alan isim ise Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek.

Oysa bu tartışmanın sağlıklı bir zemine oturabilmesi için önce şu gerçeği teslim etmek gerekir: Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde ekonomik programların asli sorumlusu bakanlar değil, doğrudan yürütmenin başı olan, kendisini ekonomist olarak ilan eden Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat kendisidir.

Bu nedenle uygulanan programın başarı ya da başarısızlığını yalnızca bir bakana indirgemek, meseleyi basitleştirmekten ve sorumluluğu başkasına yıkma arayışından öteye geçmez.

Sorun Program mı, Uygulama mı?

Mehmet Şimşek, uluslararası finans çevrelerinde güvenilirliği olan, rasyonel ekonomi politikalarını savunan bir isimdir. Ancak bugün uygulanan programın en büyük açmazı, teknik doğruluğundan ziyade eksik uygulanmasıdır.

Çünkü enflasyonla mücadele yalnızca faiz artırmak ya da para politikasını sıkılaştırmakla başarıya ulaşmaz. Aynı zamanda:
• Kamu harcamalarında disiplin
• İsrafın önlenmesi
• Üretim yapısının güçlendirilmesi
• Dış bağımlılığın azaltılması

gibi yapısal adımların da eş zamanlı atılması gerekir.

Korkmaz’ın Tespiti: Yapısal Sorunlar Çözülmeden Olmaz

Duayen iktisatçı Prof. Dr. Esfender Korkmaz’ın son yazısında vurguladığı gibi, Türkiye ekonomisinin temel problemi yalnızca enflasyon değil, enflasyonu sürekli besleyen yapısal kırılganlıklardır.

Ekonominin sıcak para girişine bağımlı hâle gelmesi, sermaye hareketlerindeki belirsizlik ve üretimin ithal girdilere dayanması, enflasyonun düşmesini zorlaştırmaktadır.

Bu şartlar altında uygulanan politikaların enflasyonu kalıcı olarak düşürmesi beklenemez.

Yarım Programın Sonucu: Orta Enflasyon Tuzağı

Bugün ortaya çıkan tablo aslında şaşırtıcı değildir. Uluslararası tahminlerin de gösterdiği üzere Türkiye’nin enflasyonu hâlâ yüksek seviyelerde kalmaya devam etmekte, yüzde otuz seviyesinin altına indirilememektedir.

Küresel ekonomi, savaşlar ve müdahalelerin etkisiyle %2’lik ortalama enflasyonun %3,1’e yükselmesini tartışırken; Türkiye’nin %30 seviyesinde takılı kalması, ekonomik bir ayrışmanın ötesinde bir yönetim zafiyetidir. Uygulanan beş yıllık “Enflasyonla Mücadele Programı”na rağmen ulaşılan bu nokta, yalnızca hedeflerin sapması değil, topyekûn bir başarısızlık tablosudur. Dünya %1’lik artışı kriz senaryosu olarak görürken, bizdeki kronikleşmiş yüksek seyir, yapısal sorunların derinliğini kanıtlamaktadır.

Bu durum, Türkiye’nin düşük enflasyona geçemediği; ancak yüksek enflasyonu da kontrol altında tutmaya çalıştığı bir “orta enflasyon tuzağına” sıkıştığını göstermektedir.

Geçmişi Hatırlama: Kemal Derviş Farkı

Kemal Derviş döneminde uygulanan programın başarıya ulaşmasının en önemli nedeni, teknik doğruluktan ziyade siyasi iradenin programa tam destek vermesiydi.

Bugün ise aynı ölçüde bir siyasi sahiplenmeden söz etmek mümkün değildir. Bu da ekonomi yönetimini sınırlı bir hareket alanına mahkûm etmektedir.

Sonuç: Sorumluluk Kime Ait?

Türkiye’de ekonomi yönetiminin başarısı ya da başarısızlığı bir isimle açıklanamaz. Ancak sorumluluğun adresi konusunda da belirsizlik yoktur.

Ekonomik programın sınırlarını çizen, uygulanma derecesini belirleyen ve nihai kararları veren siyasi iradedir.

Bu nedenle bugün yaşanan sorun, bir teknokratın yetersizliği değil; doğru politikaların eksik uygulanmasıdır.

22 Nisan 2026 

Ahmet Orhan

YORUM EKLE