Bu kapsamda, İngilizlerin ünlü otomobil üreticisi Rolls-Royce tarafından geliştirilen zırhlı araçlar da Gelibolu Yarımadası’na sevk edildi. Ancak bu modern savaş araçları bile, savaşın seyrini değiştirmeye yetmedi.
İngiliz tarihçi Stephen Chambers’ın değerlendirmelerine göre, 1914’ün sonlarında kurulan Royal Naval Armoured Car Division, dönemin en dikkat çekici askeri oluşumlarından biriydi. Kraliyet Deniz Hava Servisi bünyesinde oluşturulan bu birlik; aristokratlardan siyasetçilere, havacılık öncülerinden usta makinistlere kadar geniş ve sıra dışı bir kadroyu bir araya getiriyordu.

Birliğin en önemli özelliği ise sahip olduğu zırhlı araçlardı. Rolls-Royce Silver Ghost şasisi üzerine inşa edilen bu araçlar, hız ve dayanıklılık açısından dönemin ötesinde kabul ediliyordu. Maxim ve Vickers makineli tüfeklerle donatılan zırhlılar, özellikle Batı Cephesi’nde ilk kullanıldıkları dönemde etkili sonuçlar verdi.
Ancak Gelibolu cephesi, bu araçlar için tamamen farklı bir sınav oldu. Engebeli arazi yapısı, dar geçitler ve ağır lojistik koşullar, zırhlı araçların etkin kullanımını neredeyse imkânsız hale getirdi. Nitekim 1915 yılı başlarında bölgeye gönderilen RNACD birlikleri, uzun süre araçlarını karaya çıkaramadı.

Buna rağmen birlik mensupları cepheden geri durmadı. 25 Nisan 1915’te gerçekleşen V Plajı Çıkarması sırasında, Albay Josiah Wedgwood komutasındaki birlik, dönüştürülmüş SS River Clyde gemisi üzerinden makineli tüfek desteği sağladı. Açılan yoğun ateş, Osmanlı savunma hatlarını baskı altına alarak çıkarmanın tamamen felakete dönüşmesini kısmen engelledi. Bu süreçte RNACD personelinin gösterdiği cesaret, çeşitli madalyalarla ödüllendirildi.
İlerleyen süreçte birlik, zırhlı araçlardan bağımsız olarak makineli tüfek birlikleri şeklinde sahada görev aldı. Kirte Muharebeleri sırasında 29. Tümen’e destek veren birlik, ağır kayıplar verdi.
Haziran 1915’e gelindiğinde ise 8 adet Rolls-Royce zırhlı araç nihayet karaya çıkarıldı. Ancak 3. Kirte Muharebesi sırasında sahaya sürülen bu araçlar, çamura saplandı, hasar aldı ve yoğun topçu ateşi altında etkisiz kaldı. Gelibolu’nun sert coğrafyası, modern savaş teknolojisini adeta işlevsiz hale getirdi. Bu başarısız deneme, zırhlı araçların Çanakkale’deki ilk ve son kullanımı olarak kayıtlara geçti.
Sonrasında araçlar Mısır’a geri çekilirken, RNACD personeli savaşın sonuna kadar cephede kalmaya devam etti. Dönemin İngiliz başkomutanı Ian Hamilton, bu birlik için “Her koşulda görevden kaçmadılar” ifadelerini kullanarak askerlerin kararlılığını vurguladı.

Tarih sahnesinde Çanakkale, yalnızca askeri güçle değil; coğrafya, direnç ve stratejinin birleşimiyle kazanılan bir mücadele olarak yerini aldı. Rolls-Royce zırhlıları ise bu büyük savaşta, teknolojinin her zaman belirleyici olmadığının çarpıcı bir örneği olarak hafızalarda kaldı.