
14 Mayıs seçimleri yaklaştıkça siyasal tansiyon her geçen gün artmaya devam ediyor.
Önde görünen iki ittifakın bileşenleri de birbirlerine karşı giderek daha sert ve saldırgan söylemleri tercih etmekteler.
Hatta zaman zaman toplumsal huzurumuzu bozma riski taşıyan, ahlaki sınırların aşıldığını düşündüren tavırlar ortaya koymaktalar.
Siyasi aktörlerin özel hayatlarına yönelen, mahremiyeti göz ardı eden çirkinlikler bile sergilenmekte.
Cami avlusunda propaganda yapılabilmekte.
Sokak ağzıyla, argo üslubuyla belden aşağı vuruşlar yapılmakta.
Cami, kışla ve okullar siyasi üstünlük uğruna istismar edilmekte.
Demokrasi tarihimizde emsaline rastlanamayacak gelişmeleri seçim yarışının doğal bir sonucu olarak değerlendirmek olası değildir.
Netice itibariyle taraflar mensubu olduğu ittifakın kazanması için hiçbir etik kural tanımadan elinden geleni ardına koymamakta.
Yukarıda çizdiğim tablo kadar etkileyici diğer bir tablo da HDP’nin, şimdiki adıyla Yeşil Sol’un içinde bulunduğu tablodur.
Bu karmaşık tabloyu doğru kavrayabilmek oldukça zor!
Her ne kadar resmen telaffuz etmeseler bile Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyecekleri hepimizce malumdur.
Yapılan saha çalışmalarına göre HDP’nin en az oyunun %10’un üzeri olacağı herkesin hem fikir olduğu bir konudur.
Buna göre Kılıçdaroğlu’na CHP dışında verilecek en yüksek oy bu kesimden gelecektir.
Kılıçdaroğlu’na en fazla oy taşıyan parti kim?
Elbette ki HDP, ortalama yüzde on ile çok ciddi bir katkı sağlayacağı inkar edilemez bir gerçek.
Ehh, buraya kadar olması gereken budur.
Şimdi size on puanlık başka bir soru;
Cumhur ittifakına en çok oy kazandıran kim?
Çok ilginç gelebilir ama yine aynı kesim, yani HDP ya da Yeşil Sol!
Ardı ardına “teröristlere özgürlük zamanı geldi “ anlamına gelecek açıklamalarıyla neredeyse bütün milliyetçi Türk seçmenlerinin oylarını Erdoğan’a itiyorlar.
O kadar sert ve radikal açıklamalar yapıyorlar ki şaşırmamak elde değil.
Sırrı Sakık’ın yüz yıllık cumhuriyetin sonu,
Ahmet Türk’ün önder Apo’ya özgürlük vakti geldi tarzı açıklamaları mutlaka dikkatinizi çekmiştir.
Bu türden açıklamaların Kılıçdaroğlu yerine Erdoğan’a yarayacağı su götürmez bir gerçektir.
Çık çıkabilirsen işin içinden.
Bunlar kimin müttefiki?
Kılıçdaroğlu’nun mu yoksa Erdoğan’ın mı?
Tabii şimdi bu açıklamalar kendilerini bağlar, ne Kılıçdaroğlu’nu, ne de Erdoğan’ı bağlamaz, diye düşünebilirsiniz.
Eğer böyle düşünüyorsanız Sırrı Süreyya Önder’in şu açıklamasını okumanızı tavsiye ederim, “Bu seçim bizim açımızdan onlarca yıllık emeğimizin karşılığını alacağımız bir seçim. Bütün tutsak arkadaşlarımızı özgürlüğüne kavuşturacağımız bir seçim.”
Bu ifadeler Kılıçdaroğlu ile bir pazarlık olduğunu mu yoksa pazarlığın Erdoğan ile mi yapıldığını göstermektedir?
Gerçekten böyle bir söz almış olabilirler mi?
HDP’nin bu stratejisinin kafamı kurcalayan bir diğer yönü de açıklamaların zamanlamasıdır.
Türkiye seçime giderken bu açıklamalara neden gerek duyuluyor?
Diyelim ki pazarlık yaptılar ve taviz kopardılar...
Seçmenimizin en az %85-90’nını tedirgin etme pahasına neden bu kazanımlarını ortalığa saçıyorlar?
Gösterilecek olan tepkiyi ve Erdoğan’a yönelecek oyları ön göremiyorlar mı?
Bu kadar öngörüsüz olacaklarını beklemek kesinlikle saflık hatta ahmaklıktır.
Tabii bu sorulara cevap bulması gereken bizler değiliz. Konunun bizatihi muhatabı aday olan ve desteklerini aldığını uman Kılıçdaroğlu'dur.
Haliyle en çok onu ilgilendiriyor.
Bu tabloda “Kazanan daima kasadır”.
Ya da “Banko HDP-Yeşil Sol”
30 Nisan 2023
Ahmet Orhan
HDP kendi tabanına durmadan umut pompalıyor bunu yaparken milleti tedirgin ediyor. Tabii bu iktidara yarıyor