DAEŞ, Müttefikler ve Görmezden Gelinen Gerçek / Ahmet Orhan Yazdı...

Yıl sonunda kaleme alınan yazıların, geride kalan yılın muhasebesini yapması beklenir. Ne var ki Türkiye’de yaşanan ve şehitler verdiğimiz bir olay, böyle bir muhasebeye imkân tanımamaktadır.

DAEŞ, Müttefikler ve Görmezden Gelinen Gerçek / Ahmet Orhan Yazdı...

Yıl sonunda kaleme alınan yazıların, geride kalan yılın muhasebesini yapması beklenir. Ne var ki Türkiye’de yaşanan ve şehitler verdiğimiz bir olay, böyle bir muhasebeye imkân tanımamaktadır.

Yalova’da yaşanan ve üç polisimizin şehit olduğu silahlı çatışma, Türkiye’nin uzun süredir karşı karşıya olduğu terör tehdidinin yalnızca sınır hatlarında değil, ülkenin en batısında dahi ne kadar yakıcı bir hâl aldığını bir kez daha göstermiştir. Yaşanan bu olay, Türkiye’nin terörle mücadelesinde yeni ve daha karmaşık bir safhaya girildiğinin işaretidir.

DAEŞ ya da IŞİD olarak adlandırılan terör örgütünün askerî olarak yenilgiye uğratıldığı sıkça dile getirilmektedir. Oysa gerçek şudur: DAEŞ sahada gerilemiş olabilir; ancak hücre yapılanmalarıyla, uyuyan ağlarıyla ve ideolojik propagandasıyla varlığını sürdürmektedir. Türkiye, bu örgütle en kararlı mücadeleyi yürüten ülkelerin başında gelmiş; binlerce operasyon, gözaltı ve sınır dışı işlemi gerçekleştirmiştir. Buna rağmen örgütün Türkiye içinde zaman zaman eylem kapasitesi gösterebilmesi, meselenin yalnızca güvenlik güçlerinin başarısı ya da başarısızlığıyla açıklanamayacağını ortaya koymaktadır.

Bu noktada gözlerin çevrilmesi gereken yer, uluslararası sistemin terörle mücadeledeki çifte standardıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin, DAEŞ’le mücadele bahanesiyle Türkiye’nin güney sınırlarında yeni müttefikler yaratması; SDG/YPG adı altında, Türkiye’nin terör örgütü olarak tanımladığı yapıları silahlandırması ve tahkim etmesi artık gizlenen bir gerçek değildir. Bir terör örgütüyle mücadele edilirken başka bir terör yapılanmasının meşrulaştırılması, bölgede kalıcı istikrarsızlığın temel nedenlerinden biridir. Hiç şüpheniz olmasın ki şehitler pahasına verdiğimiz bu mücadele bile, SDG’ye duyulan sözde ihtiyacın güçlendirilmesi için kullanılacaktır.

Yalova özelinde gündeme gelen bazı iddialar ise meselenin vahametini artırmaktadır. Sosyal medyada yer alan ve kamuoyunda ciddi rahatsızlık oluşturan paylaşımlarda; örgüt mensuplarının konvoylar hâlinde dolaştığı, örgütsel semboller kullandığı ve kırsal alanlarda silahlı atışlar yaptığı ileri sürülmektedir. Ölü ele geçirilen bir örgüt mensubunun bu bağlamda yargılanmış olması dikkat çekicidir. Bu iddialar doğruysa durum son derece ciddidir; yanlışsa bile bu tür söylentilerin yayılabiliyor olması, başlı başına bir güvenlik ve algı sorunudur.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Alman Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye yönelik yayımladığı seyahat uyarıları da ayrıca üzerinde durulması gereken bir husustur. Yılbaşı öncesinde bazı illerden uzak durulması, kalabalıklardan kaçınılması yönündeki ifadeler bir güvenlik uyarısı olarak değerlendirilebilir. Ancak aynı metinlerde “keyfî tutuklamalar” gibi ifadelerin yer alması, Türkiye’yi hukuksuzlukla itham eden ve uluslararası kamuoyunda zor durumda bırakacak bir dilin tercih edildiğini göstermektedir.

Asıl sorulması gereken soru şudur: DAEŞ benzeri yapılar Türkiye’de nasıl bu kadar alan bulabilmektedir? Bunun cevabı yalnızca iç dinamiklerde değil; Suriye iç savaşıyla derinleşen kaos ortamında, kontrolsüz göç hareketlerinde, Batılı ülkelerin ve günümüzde özellikle İsrail’in terör örgütlerini araçsallaştıran politikalarında ve dijital çağın sunduğu yeni örgütlenme imkânlarında aranmalıdır.

Türkiye, terörle mücadelesini yalnızca sahada değil; masada ve algı alanında da yürütmek zorundadır. Müttefiklik kavramının içinin nasıl boşaltıldığı açıkça görülürken, devletin hem uluslararası platformlarda daha net bir dil kullanması hem de kendi kamuoyunu zamanında ve şeffaf biçimde bilgilendirmesi hayati önem taşımaktadır.

02 Ocak 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER