Sakın bana "Nîzâm-ı âlemçün, devlet-i ebed müddet" demeyesüz.
İktidâr oyunu şakaya gelmez, tahtın tâcın dini îmânı olmaz, kimsenin gözünün yaşına bakmaz.
III. Mehmed tahta çıktığı gece, 19 günahsız küçük kardeşini boğdurtmuş, anasından süt emmekte iken memeden koparılıp boğulan bî günah bebenin emdiği sütün burnundan şıp şıp damladığını gören cellatlar bile ağlamış, bu trajediden; "Anasından emdiği sütü burnundan getirmek" deyimi çıkmıştır.
Cemel vakasında Hz Ali-Hz Ayşe, Sıffinde Hz Ali-Muâviye, Kerbelada Yezid-Ehlibeyt arasındaki vuruşmalarda ölen onbinler ve Halîfe Ömer ve Osman'ın evlerinde, Ali'nin sahabiler ve taraftarlarınca mescidde katledilmelerine bakılınca; işin hiçte öyle devletin selâmeti için olmadığı anlaşılır.
Bizde hem Osmanlı hem Cumhûriyet devrinde ortadan kaldırma fiilleri hep yaşanmıştır. Dünyânın bütün iktidarlarında da uygun gerekçeler bulunup yaşanmıştır.
Tarihe dinî-itikâdî bakarsak yanılırız. Zirâ tarih reel politikle yaşanır, kılıf geçirmekle gerçekler değiştirilemez. Osmanlı'da devletle zoru olanlar, dara düşüp isyan çıkaranlar zındık, mülhîd, mühtedî, kefere-i fecere; Cumhûriyet yıllarında ise mürteci, yobaz, hain gerekçeleriyle cezalandırılmışlardır.
Günümüz çağdaş hukûku kararlarında dâhi zaman zaman böyle sıkıntılı gerekçelerle karşılaşmaktayız.
Yıllar evvel Bertrand Russel'in İKTİDAR isimli kitabını okumuştum. Orada bir pasaj dikkatimi çekmişti:
"Roma imparatoru, Romalı bir generalin gözünde; kendisine savaş ganimetlerinden az ya da çok pay veren adam; bir köylünün gözünde ise ilâhî yetkilerle donatılmış yarı tanrı gibidir.
Biz üçüncü göz olmalıyız. İmparatoru gerçekte olduğu hâliyle gören bir göz" der.
Siz ne kadar iyi bir siyâsetçi, yönetici olsanız da bir bakarsınız ki; yola beraber çıktıklarınız karşınıza geçmiştir. İstisnâsız bütün partilerin kendi içlerinde bunun istisnâsını göremezsiniz. Zîrâ, siyasetin doğası böyledir. Siyâsette oluşan kırgınlık, dargınlık ve düşmanlıklar geri dönülmez derecede ileri gider.
Bütün bu olumsuzlukları hiç olmazsa en aza indirmenin yolu; namuslu, vatanperver, ihtirassız olmak, Tanrı'nın dinli dinsiz demeden bütün kullarından esirgemediği hayat ve nîmet hakkını göz önünde tutarak; hiç olmazsa elden geldiğince ülkesi ve vatandaşları için adâletli davranıp, ibadet şuuruyla çalışmaktır.
İktidar, yönetim, siyaset / İhsan Temel Yazdı
İstanbul Eminönü'nde Hatice Vâlide Turhan Sultan Türbesi'ne yolunuz düşerse, türbede daha yaşını doldurmamış onlarca hânedân sabîsinin sandukalarını görürsünüz. Zirâ çoğu boğdurulmuştur.
Manisa Son Haber
YORUM EKLE
1
Irkçılıkla Mücadeleye Ayrılan Bütçe, Çok Gerekli...
2
Büyükşehir, 100 Günde 1000 Kilometre Yol Yaptı
3
Cumhurbaşkanı İle Halkın Enflasyonu Arasında...
4
Manisalı tanınmış siyasi isimler TBMM 'de...
5
Demirci Akıncıları Derneği Başkanı Hüseyin...
6
Turgutlu Belediye Meclisi’nden Önemli Kararlar!...
7
Çetin Akın MHP ve AKP ilçe başkanlarına sert...
8
Gece Sütü İçildikten Sonra Ağız Çalkalanmalı
9
Sınıfta çay dağıtan öğrencilere “Cumhurbaşkanını...
10
Sağlıktaki Yoğun İş Yükü Aileleri Parçalıyor!
ANKETTüm Anketler
SIRADAKİ HABER