Meclisin Dibe Vuran Saygınlığı / Ahmet Orhan Yazdı...

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeni iki bakanın yemin töreni öncesinde yaşanan ve adeta bir boks gösterisine varan kargaşa, sadece o ana dair bir tartışma değildir. Bu görüntüler, zaten uzun süredir tartışılan bir sorunu yeniden ve daha görünür biçimde gündeme taşımıştır: Meclisin saygınlığı ve toplum nezdindeki güvenilirliği.

Meclisin Dibe Vuran Saygınlığı / Ahmet Orhan Yazdı...

“Mecliste savrulan her yumruk, demokrasinin duvarında açılan bir çatlağın işaretidir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeni iki bakanın yemin töreni öncesinde yaşanan ve adeta bir boks gösterisine varan kargaşa, sadece o ana dair bir tartışma değildir. Bu görüntüler, zaten uzun süredir tartışılan bir sorunu yeniden ve daha görünür biçimde gündeme taşımıştır: Meclisin saygınlığı ve toplum nezdindeki güvenilirliği.

Bir parlamentonun itibarı yalnızca anayasal yetkilerinden değil, temsil ettiği siyasi kültürden ve sergilediği davranış biçiminden beslenir. Meclis, millet adına konuşulan yer olduğu kadar, millete nasıl konuşulacağının da örneğini sunar. Eğer orada sözün yerini bağırış, tartışmanın yerini yumruklaşma alıyorsa, sorun yalnızca bireysel değil, kurumsal bir nitelik taşır.

Zayıflayan Fonksiyon, Aşınan Saygınlık

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinden bu yana Meclisin temel fonksiyonları üzerine yapılan tartışmaların arttığı bir gerçek. Yasama ve denetim görevlerinin pratikte ne kadar etkili kullanılabildiği, kamuoyunda sıkça sorgulanıyor. Özellikle denetim mekanizmalarının kâğıt üzerinde varlığını korurken fiiliyatta sınırlı kalması, Meclisin “etki üreten” bir kurumdan ziyade “onaylayan” bir kurum olduğu kanaatine yol açıyor.

Bu algı ister tamamen doğru olsun ister abartılı, sonuçta siyaset algılarla da şekillenir. Toplum, etkisiz gördüğü kuruma saygı duymakta zorlanır. Saygınlık sadece mevzuatla korunamaz; pratikte üretilen değerle ayakta kalır.

Siyasi Kültür ve Dil Meselesi

Bir milletvekilinin en güçlü aracı yumruğu değil, kelimeleridir. Demokrasi, esasen sözün gücüne dayalı bir rejimdir. İkna, müzakere ve temsil üzerine kurulur. Kavgaya varan fiziki gerilimin Meclis çatısı altında yaşanması, siyasetin dilinin sertleşmesinin doğal bir sonucu olarak okunabilir; ancak bu durum, kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez.

Siyasette sert rekabet doğaldır. Hatta zaman zaman yüksek tansiyon da kaçınılmazdır. Fakat demokratik olgunluk, tam da bu anlarda kendini gösterir. Farklı düşünenlerin birlikte oturabildiği, birbirini dinleyebildiği ve en önemlisi birbirini meşru gördüğü bir zemin zayıfladığında, geriye yalnızca güç mücadelesi kalır.

Temsil ve Liyakat Tartışması

Bugün seçmenlerin önemli bir kısmı, milletvekili adaylarının belirlenme süreçlerinde kendi etkilerinin sınırlı olduğunu düşünüyor. Parti merkezli aday belirleme yöntemleri, seçmenin “kişi tercihi”nden çok yalnızca “parti tercihi”ne mecbur edildiği bir tablo ortaya çıkarıyor. Bu durum, seçmen–milletvekili ilişkisinin kalitesini bozuyor. Çoğu zaman da vekile milletin saygı duymaması sonucunu doğuruyor.

Öte yandan siyaset kurumu genelinde sıkça dile getirilen bir liyakat tartışması var. Sadece bürokraside değil, siyasetin kendisinde de liyakat beklentisi yükseliyor. Seçmen, kendisini temsil edecek kişinin yalnızca sadakatiyle değil; birikimi, üslubu ve devlet ciddiyetiyle de öne çıkmasını istiyor.

Meclisin saygınlığı, biraz da içindeki isimlerin topluma verdiği güvenle doğrudan ilişkilidir. Sokakta karşılaşıldığında saygı uyandıran bir profil ile sosyal medyada tartışma konusu olan bir profil arasında ciddi bir fark vardır.

Çıkış Yolu Mümkün mü?

Eleştiri yapmak kolay, çözüm üretmek zordur. Ancak demokrasinin gücü de tam olarak burada yatar.

Birincisi, parti içi demokrasinin güçlendirilmesi gerekir. Aday belirleme süreçlerinde tabanın daha fazla söz sahibi olması, temsil bağını kuvvetlendirebilir.

İkincisi, Meclis iç tüzüğünün ve etik kuralların iktidar–muhalefet ayrımı yapılmaksızın tavizsiz biçimde uygulanması şarttır. Kurumun vakarını korumak, sadece siyasi değil, aynı zamanda kurumsal bir sorumluluktur.

Üçüncüsü ise uzlaşı kültürünün yeniden değer kazanmasıdır. Uzlaşma bir zayıflık değil, demokratik olgunluğun göstergesidir.

Bu toprakların parlamenter birikimi sanıldığından daha derindir. Demokrasi kültürü, inişli çıkışlı da olsa uzun bir tarihsel tecrübenin ürünüdür. Bugün yaşanan sorunlar, bu birikimin bütünüyle aşındığı anlamına gelmez; ancak ciddi bir uyarı işareti olarak ele alınmalıdır.

Meclis, milletin aynasıdır denir. Eğer aynadaki görüntüden hoşnut değilsek, aynayı kırmak değil, görüntüyü düzeltmek gerekir. Bunun yolu da daha nitelikli temsil, daha güçlü etik ve daha saygın bir siyasi dilden geçer.

Çünkü demokrasilerde yumruklar değil, kelimeler kazanır.

14 Şubat 2026 

Ahmet Orhan

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER