
Seçim bitti doğal olarak değerlendirmeler ve yorumlar başladı...
Herkesin ağzında milliyetçilik söylemi var.
Gazeteler ve televizyonlarda hep aynı nakarat, milliyetçiliğin zaferi!
Ben, ömrünü Türk Milliyetçiliği fikrinin en güçlü yorumu Ülkücü Hareket’e vakfetmiş biri olarak farklı düşünüyorum.
Gözlem ve değerlendirmelerimde her ne kadar mantık dairesi içinde kalmaya çalışsam da ne yazık ki duygusal olmaktan kurtulamıyorum.
Elbette ben de ülkemizde yükselen milliyetçiliği net bir şekilde görüyorum.
Ne var ki zafere gelince o başka bir şey...
Yaşamakta olduğumuz süreci Milliyetçiliğin zaferi olarak ilan etmek doğru bir tespit olamaz.
Yaşanan süreci kelimelerle tanımlamak gerekirse buna zafer değil “Milliyetçilerin çaresizlik içindeki sessiz çığlığı” demek daha doğru olur.
Seçim sonuçlarına değerlendirmeye aldığınızda bir akarsu misali kendine yol arayan, aradığını tam anlamıyla bulamamış ve eldekilere razı olmak zorunda bırakılmış Türk Milliyetçisi büyük bir seçmen kitlesinin varlığı göze çarpmaktadır.
Ülkemizdeki mevcut siyasi akımlara bakınca en güçlü kolun Milliyetçilik olduğunu, günümüzde ister rakip, isterse taraftar olsun herkes kabul etmiş durumdadır.
Bu çıplak gerçeğe rağmen milliyetçiliği kendisine temel felsefe kabul etmiş olan bazı partilerin siyasal İslamcıların bazılarının ise Marksist gelenekten pembe sola evirilmiş siyasi liderlerin peşine takılması sizce dramatik değil midir?
Biz yaptık, yapıyoruz demek yerine, yapılmasına destek oluyoruz, demek ne kadar tatmin edicidir?
İşte bu nedenle bir kısım ülkücü-milliyetçi seçmen kazanma şansı olmayan 3. bir adayı % 5’in üzerine çıkararak isyanını dile getirmiştir.
Bu sessiz çığlığın “beni, rızamı almadan başkalarına devredemezsiniz” demek olduğunu,
Size rağmen, istemeseniz de ülkücü kalmaya devam edeceğim, demek olduğunu çok iyi biliyorum.
Ne Erdoğan, ne de Kılıçdaroğlu!
Artık önümde, benimle aynı köklerden beslenen, kendi liderimi görmek istiyorum, diye verilen mesajı dillendirmek bugün hiç kimsenin işine gelmiyor.
Bu seçim Türk Milliyetçilerinin bir zaferi değil ama zafere giden şanlı yürüyüşünün başlangıcı olacaktır.
Bu tespiti yaparken kendimden çok emin olmamın sebebi toplumun her kesimini içine alan bu milliyetçi akımın yarattığı atmosferdir.
Örneğin seküler hayat tarzını benimsemiş gençler yıllardır milliyetçiliğe hep mesafeli durmuşlardı.
Özellikle mensubu olduğum ülkücü hareket bu kitleye bir türlü kendini kabul ettirememişti.
Bugün görüyorum ki bu gençler ülkücü çizgiye gelmemiş ama milliyetçiliğe kendilerine göre yeni bir yorum getirmişler ve benimsemişlerdir.
O gençler Atatürk, anayasa, hukuk, adalet, vatanın bölünmezliği, teröre reddiye gibi bir kenara itilmiş değerleri tekrar gündemin orta yerine taşıdılar.
Böylece Türk siyasetine yeniden yön göstererek terk ettiği rotayı işaret ettiler.
Türk Milliyetçileri ne Erdoğan’ın kazanmasını ne de Kılıçdaroğlu’nun kazanmasını zafer olarak kutlayamaz, kutlamamalıdır!
Bu sebeple ülkücüleri bir yerlere entegre etmeye çalışanlar artık bunu görmeli ve bu sevdadan vazgeçmelidir.
Rahmetli Alparslan Türkeş’ten bu yana hiç bu kadar umutlanmamıştım.
Sinan Oğan’ın ağzından dile getirilen konuların anlaşılması geleceğimiz açısından umut oldu.
Beni mutlu eden milli refleksin canlı ve uyanık olmasıdır. Evet, bu seçim bir zafer değil ama bundan sonra doktriner bir zeminde olsun veya olmasın milliyetçilerin ellerinde Türk Yüzyılı başlıyor.
19 Mayıs 2023
Ahmet Orhan
Bravo mükemmel bir gözlem. Aynen katılıyorum