ONLAR HEPSİ, İYİ PARTİ TEK! / Ahmet Orhan Yazdı...

Siyasette bazen bir fikrin doğruluğuna duyulan inançtan değil, o fikrin kendi tabanında yaratacağı tepkinin büyüklüğünden dolayı yüksek sesle konuşulur.

ONLAR HEPSİ, İYİ PARTİ TEK! / Ahmet Orhan Yazdı...

TBMM’de çoğunluk olmak, milletin vicdanında da çoğunluk olmak anlamına gelir mi?

TBMM Adalet Komisyonu’nda 18 saat süren gerilimli bir çalışma sonunda kabul edilen çerçeve yasa teklifi, Türk siyasetinde uzun süre tartışılacak yeni bir tablo ortaya çıkardı.

İYİ Parti temsilcilerinin ret oylarına karşılık AK Parti, MHP, DEM Parti, CHP ve Yeni Parti temsilcilerinin oylarıyla kabul edilen teklif, sokak ağzıyla ifade edecek olursak ortaya şöyle bir manzara çıkardı:

Onlar hepsi, İYİ Parti tek!

Ancak mesele yalnızca bir partinin diğer bütün partilerden farklı oy kullanması değildir.

Asıl mesele, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin onlarca yıldır terörle mücadelede benimsediği yerleşik yaklaşımın terk edilerek, PKK mensuplarının hukuki durumunu ceza ertelemesi yoluyla yeniden düzenlemeye yönelik bir anlayışın, kamuoyunda yeterince tartışılmadan hayata geçirilmeye çalışılmasıdır.

Kamuoyunda doğal olarak şu soru sorulmaktadır:

Bu düzenleme gerçekten bir hukuk düzenlemesi midir, yoksa adı konulmadan gerçekleştirilmeye çalışılan yeni bir af yaklaşımı mıdır?

Sorular bununla da bitmiyor.

Teklifin maddelerinin, altında imzası bulunan bazı milletvekillerinden dahi gizlendiği yönündeki iddialar ortada daha ciddi bir mesele olduğunu gösteriyor. Böylesine önemli bir düzenlemenin, adeta bir “oldu bitti” ve “kap-kaç” anlayışıyla komisyondan geçirilmek istenmesi, süreci yönetenlerin kamuoyu tepkisinden çekindiklerini göstermektedir.

Peki, neden?

Neden bu kadar acele?

Neden 18 saat süren gergin bir komisyon çalışması?

Neden teklifin ayrıntılarının son ana kadar tartışma konusu yapılması?

Neden milletvekillerinin bile içeriği konusunda tereddüt yaşadığı bir yasa için böylesine büyük bir acele?

Bunun tek mantıklı açıklaması, süreci yönetenlerin bir yerlere verilmiş sözleri, yapılmış taahhütleri yerine getirme konusunda duydukları zorunluluktur.

Çünkü milletin ikna edilmesinden önce yasanın çıkarılmasına ihtiyaç duyuluyorsa, orada demokrasinin ruhu bakımından mutlaka sorgulanması gereken bir durum vardır.

MHP NEDEN BU KADAR ÖFKELİ?

Komisyon görüşmelerinin belki de en dikkat çekici yönü, teklifin savunulmasında MHP milletvekillerinin takındığı agresif tutumdu.

Oysa teklifin altında imzası bulunanların büyük çoğunluğu AK Parti milletvekilleridir.

Teklifin sahibi görünürde AK Parti iken, savunuculuğunu neden MHP bu kadar hararetli biçimde üstlenmiştir?

Bu soru önemlidir.

Çünkü MHP, Türk siyasetinde PKK, terör, af ve terörle mücadele konularında en sert siyasi söylemlerin sahibi olmuş bir partidir.

Bugün ise terör örgütü mensuplarının ceza sorumluluğunu ertelemeye yönelik bir düzenlemeyi savunmak zorunda kalmaktadır.

Belki de bu nedenle MHP’nin tavrı bu kadar serttir.

Siyasette bazen bir fikrin doğruluğuna duyulan inançtan değil, o fikrin kendi tabanında yaratacağı tepkinin büyüklüğünden dolayı yüksek sesle konuşulur.

MHP’nin bugünkü agresifliği de biraz böyle okunmalıdır.

Çünkü en büyük siyasi risklerden biri MHP’nin omuzlarındadır.

Dünün “teröristle müzakere edilmez” söylemiyle bugünün sürecini aynı seçmene anlatmak kolay değildir.

YENİ PARTİ’NİN TAVRI SÜRPRİZ Mİ?

Komisyondaki bir başka dikkat çekici tablo ise Yeni Parti’nin iktidarla aynı yönde oy kullanmasıydı.

Aslına bakılırsa bu, sürpriz değildir.

Yeni Parti’nin kuruluş belgelerinde ve siyasi yaklaşımında yer alan eşit yurttaşlık, ana dil ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na ilişkin değerlendirmeler, partinin bu tür konularda hangi siyasi istikamette hareket edeceğinin işaretlerini zaten vermektedir.

Dolayısıyla komisyondaki oy, ani bir değişim değil, siyasi programın doğal sonucudur.

Ancak burada Yeni Parti açısından önemli bir siyasi risk ortaya çıkmaktadır.

İktidardan ayrılarak yeni bir siyasi iddia ortaya koyan bir parti, daha ilk büyük siyasi sınavlardan birinde AK Parti, MHP ve DEM Parti ile aynı safta görünüyorsa, seçmen şu soruyu sormaya başlayacaktır:

Gerçekten yeni bir siyaset mi öneriliyor, yoksa mevcut sürecin yeni bir siyasi taşıyıcısı mı oluşturuluyor?

Bu sorunun cevabını zaman verecektir.

CHP’NİN HESAPLAŞMASI

CHP’nin pozisyonu da ayrı bir tartışma konusudur.

CHP, demokratikleşme, hukuk devleti ve toplumsal barış söylemlerini savunurken, terörle mücadele konusunda devletin ve toplumun hassasiyetlerini de hesaba katmak zorundadır.

Eğer bu yasa kamuoyunda PKK mensuplarına yönelik yeni bir af düzenlemesi olarak algılanırsa, CHP’nin özellikle milliyetçi ve ulusalcı seçmenleri ne düşünecektir?

CHP, iktidara karşı muhalefet ederken, iktidarın yürüttüğü bu süreçte neden iktidarla aynı yönde oy kullandığını seçmenine anlatmak zorunda kalacaktır.

Bu kolay bir siyasi açıklama değildir.

MECLİS ÇOĞUNLUĞU BAŞKA, MİLLET ÇOĞUNLUĞU BAŞKA

Şimdi yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilip edilmeyeceği konusunda fazla bir belirsizlik yoktur.

İYİ Parti’nin 30 kişiye bile ulaşmayan milletvekili sayısıyla bu yasayı engellemesi matematiksel olarak mümkün görünmemektedir.

Ayrıca mevcut Meclis’ten 2 Mart tezkeresine benzer bir millî çıkış da pek olası değildir.

AK Parti, MHP, DEM Parti, CHP ve Yeni Parti’nin oluşturduğu tablo, Genel Kurul’da gerekli çoğunluğun sağlanacağını göstermektedir.

Ama burada çok önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor:

TBMM’de çoğunluk olmak, milletin vicdanında da çoğunluk olmak anlamına gelmez.

Bir yasa Meclis’te kabul edilebilir.

Hukuken yürürlüğe girebilir.

Ancak toplumun önemli bir bölümü o yasanın kendi iradesini, kendi hassasiyetlerini ve kendi beklentilerini yansıtmadığına inanıyorsa, siyasi meşruiyet tartışması devam eder.

Bugün kamuoyunda bu düzenlemeye yönelik tepkinin yüksek olduğunu herkes biliyor.

Siyasi partiler Meclis aritmetiğine güvenebilir.

Parmak sayısı hesaplayabilir.

Oylamaları kazanabilir.

Fakat siyasetin nihai hesabı Meclis’te değil, sandıkta görülür.

İşte o zaman her parti, bugün aldığı pozisyonun karşılığını kendi seçmeninden alacaktır.

AK Parti, sürecin asıl sorumlusu olarak sorgulanacaktır.

MHP, geçmişte söyledikleriyle bugün savundukları arasındaki farkı açıklamak zorunda kalacaktır.

CHP, kendi tabanındaki milliyetçi ve ulusalcı seçmenin sorularıyla karşılaşacaktır.

Yeni Parti ise siyasi kimliğinin ne olduğu konusunda ilk büyük sınavını verecektir.

DEM Parti ise belki de bu süreçte kendi siyasi çizgisiyle en uyumlu davranan parti olarak seçmeninin karşısına çıkacaktır.

İYİ Parti ise sayısal küçüklüğünü siyasi bir imkâna dönüştürme fırsatı bulacaktır.

Çünkü bugün Meclis’te ortaya çıkan tabloyu tek bir cümleyle özetlemek mümkündür:

Onlar hepsi, İYİ Parti tek!

Elbette tek başına olmak her zaman haklı olmak anlamına gelmez.

Ancak bazen siyasette herkesin aynı yöne yürüdüğü bir anda, yalnız kalan tarafın sorduğu sorular daha önemli hâle gelir.

Bugün asıl soru da şudur:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle mücadelede yarım asırdır benimsediği yaklaşım değiştiriliyor mu?

Ve daha önemlisi:

Eğer değiştiriliyorsa, bu değişimin arkasında Türk milletinin açık ve tartışmasız rızası var mı?

Meclis bu yasayı kabul edebilir.

Ama milletin vereceği hüküm henüz açıklanmış değildir.

Ve unutulmamalıdır:

Meclis’te çoğunluk olmak kolaydır. Milletin vicdanında çoğunluk olmak ise bambaşka bir şeydir.

09 Ağustos 2026

Ahmet Orhan

Güncelleme Tarihi: 09 Ağustos 2026, 14:23
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER