
İmralı’da bebek katiliyle yapılan görüşmenin 16 sayfa tutanak tuttuğu, buna karşın milletin önüne 4 sayfalık makyajlanmış bir özet konulduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
Bu özet, yazanlar dışında kimseyi ikna etmemiştir.
Çünkü gerçekler saklanmış, millet bilerek yanıltılmıştır.
Aradan zaman geçtikten sonra İmralı görüşmelerine dair bilinçli sızıntıların servis edilmesi ise bu saklamanın nedenini açıkça ortaya koymuştur.
Devlet içinden aldığı bilgilerin doğruluğuyla bilinen Saygı Öztürk’ün (https://www.sozcu.com.tr/apo-petrol-ve-elektrik-gelirinden-pay-istiyor-p270649) köşesine taşıdığı maddeler göstermektedir ki; ortada bir “terörle mücadele” değil, terörle müzakere, hatta şart kabulü vardır.
Söz konusu olan talepler adeta savaş tazminatı hüviyetinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok önem verdiği Rabia’nın dahi sonu demektir.
Açık konuşalım:
PKK teslim olmamıştır.
PKK diz çökmemiştir.
PKK, devlete şart dayatacak bir noktaya taşınmıştır.
Bu gücü, ne dağdaki birkaç silah, ne de sayıları giderek azalan militanları sağlamaktadır. Asıl güç, PKK’nın arkasında saf tutan küresel kuklacılar, karanlık istihbarat ağları ve Suriye sahasında kurulan yeni denklemlerdir.
Türkiye’de yaşanan bu süreci Suriye’den bağımsız değerlendirmek gaflettir. Suriye’de Türkiye’yi dışlayan, kuşatan ve denge dışına iten gelişmeler karşısında Ankara’nın köşeye sıkıştırıldığı anlaşılmaktadır. Ne yazık ki bu sıkışmışlığın faturası, Türk milletine ve üniter devlete çıkarılmak istenmektedir.
Cumhur İttifakı ortakları, millete “devleti kurtarıyoruz” söylemiyle seslenirken, fiiliyatta devleti PKK’nın taleplerine göre yeniden dizayn etme hazırlığı içindedir. Bu bir çıkış yolu değil, teslimiyet koridorudur.
Dün “PKK’yı kökünden kazıyacağız” diyerek milletten oy isteyenler, bugün devletin imkânlarını, hukuku ve Türk milletinin bölünmez bütünlüğünü masaya sürmektedir.
Bu, sadece siyasi tutarsızlık değil; tarihe geçecek bir vebaldir.
Daha vahimi ise adaletin bilinçli şekilde örselenmesidir.
Türkiye’de “örgüt” ya da “çete” suçlamasıyla, eline silah almamış binlerce insan, FETÖ mensubu olarak ağır cezalara çarptırılırken; bugün PKK mensupları için ‘eline silah almamış terörist’ gibi ucube tanımlar üretilerek serbest bırakılmalarının yolu açılmak istenmektedir.
Bu, hukuk değildir.
Bu, adaletin katlidir.
Türk milleti bu oyunu görmektedir.
Milletin sabrı sınanmaktadır.
Buradan açık ve net bir uyarı yapılmalıdır:
PKK’yla, Abdullah Öcalan’la, ya da onların efendileriyle yapılacak hiçbir anlaşma meşru değildir.
Türk milletinin rızası olmadan atılacak her adım yok hükmündedir.
Bu iradeyi yok sayarak yürümek isteyenler, sandıkta olmasa bile milletin vicdanında ağır bir tokat yiyecektir.
Bu devlet, pazarlıkla kurulmadı.
Bu vatan, müzakereyle savunulmadı.
Türk milleti, diz çökenlerden olmadı.
Devlet aklı; teröristle masaya oturmak değil, terörü ezip geçmektir.
Aksi her yol, Türkiye’yi büyütmez; küçültür, zayıflatır ve parçalar.
Türk milleti, buna asla izin vermeyecektir.
15 Aralık 2025
Ahmet Orhan