
“Çürüme varsa kurtuluş, çekirdeğe geri dönüştür.“
Necdet Sevinç
Yazımın bundan önceki bölümünde içinde bulunduğumuz bütün olumsuzluklara ve karamsar tabloya rağmen çok umutlu olduğumu ifade etmiştim.
Tabii ki bu kendiliğinden gelişmeyecek, öngördüğüm şartlar muhakkak var.
Her şeyden önce aidiyet ve kardeşlik şuuru tekrar canlandırılmalı ve eski günlere geri dönülmelidir.
Ülkücü ideali merkezde tutan ve bu hususta tavizsiz tavır geliştiren ruh hali tekrar kazanılmalıdır.
İstişarenin olmadığı bir zeminde “Lider, Teşkilat, Doktrin” diyerek her türlü eleştirel düşünceyi dışlamanın günümüz dünyasında yeri olamaz.
Tenkit edilemeyecek tek şey Tanrı buyruğudur.
Her şeyi ben bilirim diyen liderliklere davanın geleceği bırakılamaz.
Eleştiriden yararlanmayı ret eden yapılar, insan onuruna yakışan demokraside uzun süreli olarak hayat bulamaz.
İsterseniz şimdi sıraladığım bu maddelerin pratik üzerinden sağlamasını yapalım.
Örneğin son genel seçimlere uyarlayalım.
Ülkücülüğü genel kabul gören Sinan Oğan aday oluyor ve sadece %5 oy alıyor.
Bununla beraber milliyetçi oylar %30’ları buluyor.
Yani oyların büyük bir bölümü ya HDP’nin ya da
Hüda-Par’ın olduğu bloğa gidiyor.
Böyle bir şey mümkün olabilir mi?
İşte aidiyet ve kardeşlik şuurumuzu güçlü bir şekilde koruyabilmiş olsaydık bu olmazdı.
Partilerin genel başkanları itiraz mı ediyor?
O zaman da tavır koyan ruh halimiz devreye girerdi.
Lider, teşkilat tartışılmaz yaklaşımı tabu olmaktan çıktığı için bunu sağlamak zor olmayacaktı.
Ortada aday olmuş bir Türk Milliyetçisi varken sen benden Türklük düşmanlarına destek olmamı istiyorsun diye tavır kendiliğinden oluşacaktı.
Böylece Ülkücü Hareket kendi rotasında sağlam bir şekilde ilerlemeye devam edebilecekti.
Toparlayacak olursak; kendini Ülkücü olarak gören ve bu kimlikle kabul görenlerin katkı koyacağı, yaptırım gücü yüksek bir Çalıştay ile bu şartlar zorlanmalıdır.
Necdet Sevinç’in işaret ettiği “çürüme varsa kurtuluş, çekirdeğe geri dönüştür “ tavsiyesine aynen katılıyorum. Biliyorum kolay olmayacak, doğumlar sancılı olur.
Milletvekilliklerini hatta genel başkanlıklarını kaybedenler olabilir ama Türkiye, Ülkücü Hareketi kazanır.
Kucağına nur topu gibi sağlıklı bir bebek almak istiyorsan doğum sancısından kaçamazsınız.
Buraya kadar yazdıklarım tamamen ülkücü dünya görüşünün sosyolojik değerlendirmesinden ibarettir.
Dikkat kesilmemiz gereken bir de sokağın nabzı var.
Sokakta, kafeteryalarda, üniversite meydanlarında bildiğimiz hiçbir kalıba uymayan seküler milliyetçi gençler var.
Bu gerçeği görmezden gelemeyiz.
Son genel seçimlerde tavrını net bir şekilde ortaya koyan bu gençliği bir an önce tanımaya başlamalıyız.
Ne yer, ne içerler?
Nasıl vakit geçirirler?
Nasıl bir ülke ve nasıl bir gelecek hayal ediyorlar?
Tüm bunları detaylarıyla öğrenip iletişime geçmek hayati derecede önemlidir.
Onları sadece kendi kalıplarımıza zorlayarak bir yere varamayız.
Bırakalım artık gençlere sadece “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın“ söylemiyle yaklaşmayı.
Ya da “Asım’ın nesli” kalıplarını!
Önce dinleyelim, tanıyalım...
Saç uzatıyor küpe takıyor diye eleştirmek bir şey değiştirmiyor.
İdeolojik söylemlerimizin değişen dünya şartlarına ve gelecek nesillere göre güncellenmesi gerekiyorsa bir an önce çalışmalar başlatılmalıdır.
Rap ve rock gibi müziklerle eğlenip coşan gençlere mehter marşı dinlemeye zorlayarak ulaşamazsınız.
Kabul edelim veya etmeyelim 21. Yüzyıl olanca etkisiyle yaşanıyor, ayak uyduranlar ayakta kalır.
Türk Milliyetçiliği de çağları aşarak yoluna devam edecekse kendini gözden geçirmek ve yenilenmek durumundadır.
6 Haziran 2023
Ahmet Orhan
Lider, teşkilat doktrin söylemi anayasa gibi ülkücülerin iliklerine kadar işlemiş. Kurtulmak kolay olmayacak. Yılların ezilmişliği belki ülkücüleri tetikler