Yapay Zekâ ile Adalet: Bir Kolaycılık mı, Yoksa Tehlikenin Kendisi mi? / Ahmet Orhan Yazdı....

Baroların tepkisini hafife almak büyük hata olur. Çünkü mesele teknoloji değil. Mesele, savunmanın sistematik biçimde zayıflatılması ihtimalidir. Avukatın devre dışı kaldığı bir yargı düzeninde “adil yargılama”dan söz etmek, en hafif ifadeyle iyimserlik değil, saflık olur.

Yapay Zekâ ile Adalet: Bir Kolaycılık mı, Yoksa Tehlikenin Kendisi mi? / Ahmet Orhan Yazdı....

Yapay Zekâ ile Adalet: Bir Kolaycılık mı, Yoksa Tehlikenin Kendisi mi?

Adalet hızlanabilir; ama insan olmaktan çıkarsa geriye ne kalır? Yapay zekâ hukukta bir araç mı, yoksa adaletin yerini almaya aday yeni bir güç mü?

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde bazı isimler vardır; görev değiştirseler de tartışma onların peşini bırakmaz. Akın Gürlek de bu isimlerden biri. Bakan yardımcılığından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na uzanan süreçte, özellikle Ekrem İmamoğlu yargılamalarıyla gündeme gelişi tesadüf değildi. O gün “Yargı üzerinden siyaset mi dizayn ediliyor?” sorusu soruluyordu.

Bugün ise aynı isim, Adalet Bakanı olarak çok daha kritik bir tartışmanın fitilini ateşliyor.

Bir yanda yasa yapım süreçlerine dair tartışmalı bir kavrayış…
Diğer yanda Birleşmiş Milletler’in 2027’yi “Uluslararası Hukuk Okuryazarlığı Yılı” ilan etmesine yaslanarak yapay zekâyı hukukun merkezine yerleştirme söylemi…

Şimdi sormak gerekiyor: Bu gerçekten bir vizyon mu, yoksa kontrolü kolaylaştıracak yeni bir araç arayışı mı?

Baroların tepkisini hafife almak büyük hata olur. Çünkü mesele teknoloji değil. Mesele, savunmanın sistematik biçimde zayıflatılması ihtimalidir. Avukatın devre dışı kaldığı bir yargı düzeninde “adil yargılama”dan söz etmek, en hafif ifadeyle iyimserlik değil, saflık olur.

Dahası var.

Eğer yapay zekâ yargı süreçlerinde belirleyici hâle getirilecekse, bunun sınırı nerede çizilecek?

Yarın “Hâkim hataya açık ama algoritma hata yapmaz” denilirse ne olacak?

Kararları insanlar değil, veri setleri verdiğinde sorumluluğu kim üstlenecek?

Daha da açık konuşalım:

Adalet Bakanlığı bu yaklaşımı savunuyorsa, aynı mantık yürütmenin diğer alanlarına da uygulanacak mı?

Mesela Bakanlar Kurulu’nun yerine yapay zekâ ikame edilecek mi?

Yoksa teknoloji sadece avukatlar ve diğer meslek grupları dâhil “aşağıyı” disipline etmek için mi kullanılacak?

Çünkü burada tehlikeli bir eşik var.

Yapay zekâ, doğru kullanıldığında yardımcı bir araçtır. Ama karar verici konumuna yükseltildiği anda hukuk düzeni insanî karakterini kaybetmeye başlar.

Adalet; hız değildir, işlem değildir, veri değildir.
Adalet; insanı anlamaktır.

Bir dosyada sadece suç unsuru yoktur; hayat vardır, niyet vardır, koşullar vardır. Bunları okuyacak olan şey bir algoritma değil, ancak insan vicdanıdır.

Bugün “kolaylık” diye sunulan şey, yarın itiraz edilemeyen kararların altyapısına dönüşürse ne olacak?

Bir algoritmanın verdiği karara karşı hangi merciye gidilecektir?
Başka bir algoritmaya mı?

İşte asıl mesele burada düğümleniyor.

Eğer hukuk, insan unsurunu geri plana iten bir teknoloji anlayışına teslim edilirse, ortaya çıkacak olan şey adalet değil; sadece hızlı, standart ve tartışmaya kapalı kararlar olacaktır.

Ve o noktadan sonra artık şu soruyu sormak bile anlamsız hâle gelir:

“Adalet var mı?”

Çünkü cevap çoktan verilmiş olacaktır:

Karar vardır… ama adalet yoktur.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER