
Sabaha karşı 4.30 civarında telefonumun ekranında “Kahramanmaraş Pazarcık merkezli 7,4 şiddetinde deprem oldu” kısa haberini görünce korkuyla irkildim.
Maalesef bu güzel topraklarda iç ve dış birçok tehdit ve tehlikeyle yaşamak durumunda olmamızın yanında dünyanın belli başlı deprem bölgelerinden birinde bulunmaktayız.
Bu gerçek nedeniyle tarihin derinlikleri dışında yakın geçmişimizde de büyük can kayıplarının olduğu depremleri yaşamak zorunda kaldık.
Yüce dinimizin şehit ilan ettiği bu doğal olayda hayatını kaybeden tüm insanlarımıza rahmet, yaralılarımıza şifa niyaz ediyorum.
İnşallah enkaz altındaki canlarımızın kurtuluş haberlerini de en kısa sürede alırız.
1999 büyük Marmara depremi ve ardından Elazığ, Malatya illerimizde maruz kaldığımız depremler, depremle yaşamak için alınması gereken tedbirleri tartışmamıza ve uygulamalara yönelmemizi neden olmuştur.
Özellikle yakın bir tarihte olması öngörülen İstanbul depremi ve nerdeyse Türkiye’nin yarısının 1. Dereceden deprem bölgesi olması gerçeği tüm insanlarımızın konuya ilgisini doğurmuştur.
Kısaca deprem konusunda halkımız büyük oranda farkındalık içindedir.
Bu noktada devletimiz de kurumsal anlamda birçok tedbiri yürürlüğe koymuş, afetlerle mücadele edecek büyük bir kurumsallaşmanın önünü AFAD ile açmıştır.
Ayrıca depremlerde yıkılma riski olan bina envanterinin ülke çapında çıkarılması için çalışmaları devreye almıştır.
Bu anlamda 1999 sonrası yürürlüğe konulan yapı yönetmelikleri ve kentsel dönüşüm kanunları kayda değer düzenlemelerin başlıcalarıdır.
Eski binaların tasfiye edilerek yenilerinin yapımı için finansman destekleri tanımlanmış, TOKİ tarafından depreme dayanıklı yeni konutlar yapımına hız verilmiştir.
Başta Türk bilim insanları olmak üzere bir çok deprem uzmanı Doğu Anadolu fay hatları dâhil olmak üzere deprem beklentisi nedeniyle yetkilileri ve halkı yoğun olarak uyarmışlardır.
Maalesef alınan tedbirler ve yapılan çalışmalar tehdidin büyüklüğü karşısında şimdiden yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır.
Halen sarsıntıların devam ettiği bölgemizde yıkıma uğrayan binaların önemli bir kısmı çok katlı olup benim aklımda kalan 17 kat dâhil betonarme çok sayıda bina tamamen yıkılmıştır.
Ayrıca ilk bilgilere göre bir kısmı 1999 sonrasında yapılmış binalardır.
Yaşadığımız büyük can kayıplarının betonarme binalarda olduğu göz önüne alınırsa ciddi bir imar ve yapı kalitesinin düşüklüğünün söz konusu olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır.
Bu konuda çok sayıda yazı kaleme almış bir kişi olarak imar alanlarının fay hatlarına yakınlığı ve yapı özellikleri hakkında uyarılarımla tarihe not düşmüştüm.
Yaşamakta olduğum Turgutlu ve aynı fay hattı üzerinde yoğun yapılaşmanın olduğu ilçelerimize ve yerleşim birimlerine dikkat çekmiştim.
Ancak ne yazık ki yerel yöneticilerin bu uyarılar istikametinde hiçbir tedbir almadıklarını üzülerek ifade etmeliyim.
Fay hattının üzerine yapılan çok katlı binalara ruhsat verildiğine de şahit oldum.
Elbette bu son derece üzüntü verici bir durum olmakla birlikte iki cihanda da yöneticileri vebal altında bırakacaktır.
Ne var ki devlet odur ki böylesine sorumsuzluklara göz yummaz, konut yapımlarını ruhsatlandırma ve denetleme görevini layıkıyla yerine getirmeyen belediyeleri sıkıca izler, gereken tedbirleri alır.
Bu noktada elbette söylenecek çok söz var...
Ancak bu gün başımıza gelen derin yaraları sarmak öncelikli ve yegâne görevimizdir.
Rabbim aziz milletimizi her türlü afet ve felaketten muhafaza etsin.
06 Şubat 2023
Ahmet Orhan
Milletimizin başı sağolsun