Güvenlik Adına Demokrasiyi Askıya Alamazsınız

Türkiye Cumhuriyeti, yüz yılı aşkın süredir bir cumhuriyettir. Ancak cumhuriyet olmak, tek başına demokratik bir hukuk devleti olmak anlamına gelmez. Demokrasi; vatandaşın korkmadan konuşabildiği, eleştirebildiği, protesto edebildiği ve hakkını arayabildiği ölçüde vardır.
Türkiye’nin demokrasi tarihi, inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Çok partili hayata geçişle birlikte önemli kazanımlar elde edilmiş, 1961 Anayasası özgürlükler konusunda geniş bir alan açmıştır. Ne var ki her askerî müdahale yalnızca hükümetleri değil, özgürlükleri de hedef almış; güvenlik gerekçesiyle temel haklar adım adım daraltılmıştır. Bugün de benzer bir anlayışın izlerini görmek mümkündür.
Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi nedeniyle alınan güvenlik tedbirleri, bu tartışmayı yeniden gündeme taşımıştır. Elbette otuzdan fazla devlet ve hükümet başkanının katıldığı bir organizasyonda güvenliğin en üst seviyede sağlanması devletin görevidir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak asıl soru şudur: Güvenliği sağlamak adına demokrasiyi askıya almak zorunda mıyız?
Demokratik ülkelerde güvenlik güçleri, terör tehdidini önler; vatandaşın anayasal protesto hakkını değil. Çünkü protesto, demokrasinin düşmanı değil, sigortasıdır. Yönetenlerin yanlışlarını görmesini sağlayan en meşru toplumsal denetim mekanizmalarından biridir.
Türkiye’de ise uzun zamandır en sıradan hak arayışlarının bile güvenlik penceresinden değerlendirilmesi, endişe verici bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Özel okul öğretmenlerinin ücret ve çalışma koşullarına ilişkin demokratik taleplerine yönelik müdahaleler, çevre duyarlılığıyla tanınan kişilerin yürüttükleri faaliyetler nedeniyle haklarında uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin kamuoyunda tartışma konusu olması, toplumda güvenlik politikalarının sınırlarına ilişkin haklı sorular doğurmaktadır. Hukuk elbette suç şüphesini araştıracaktır; ancak demokratik hukuk devletinde koruma tedbirleri istisna, temel hak ve özgürlükler ise kuraldır.
Hukuk devleti, devletin vatandaş üzerindeki gücünü artıran bir rejim değildir. Tam tersine, vatandaşın devlet karşısındaki hukukunu güvence altına alan bir yönetim anlayışıdır. Çünkü devlet zaten güçlüdür; hukukun görevi, bu gücün keyfî kullanılmasını engellemektir.
İşte tam da bu nedenle NATO Zirvesi vesilesiyle ortaya çıkan tablo düşündürücüdür. Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve temel hakları savunduğunu söyleyen ülkelerin bir araya geldiği bir zirveye ev sahipliği yapan Türkiye’nin dünyaya vermesi gereken mesaj, yalnızca geniş güvenlik çemberleri değil; özgüven sahibi bir demokratik cumhuriyet görüntüsü olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki güçlü devlet, vatandaşından korkan devlet değildir. Güçlü devlet; eleştiriyi suç saymayan, protestodan ürkmeyen ve hukukunu vatandaşına karşı da işleten devlettir.
Demokratik cumhuriyetin gerçek ölçüsü de budur. Devletin güvenliği kadar vatandaşın özgürlüğünü de koruyabildiğiniz gün, demokrasiye gerçekten ulaşmış olursunuz. Aksi hâlde, güvenlik adına özgürlüklerden vazgeçen toplumlar, bir süre sonra ne özgürlüğü tam anlamıyla yaşayabilir ne de güvenliği tam olarak sağlayabilir.
29 Haziran 2026
Ahmet Orhan
