Hadi gel köyümüze geri dönelim

 Dün bürokrasiden tanıdığım bir dostum aradı. Bugüne kadar kendisiyle hiç siyaset konuşmamıştık, sadece işini yapar, etliye sütlüye karışmaz, ülkesini sever, gelişmesini ilerlemesine karınca kadarınca katkı verebilmek için çaba harcardı. Birlikte katıldığımız toplantılarda işi yokuşa sürmez, aksine ekonominin, iş hayatının önünü açabilmek, işsize iş kapısı sağlayabilmek için yasaların kendisine verdiği sınırlar dahilinde elinden geleni yapardı.



Kendisi hakkında çok fazla bir şey bilmezdim. Bildiğim tek şey Orta Anadolu’nun fukara bir köyünden çıkıp, öğretmenlerinin teşvikiyle liseyi, üniversiteyi okumuş, memuriyete girmiş, sırtını hiçbir yere dayamadan bileğinin hakkıyla her kademede görev yaptıktan sonra genel müdür yardımcılığına kadar yükselmiş biri olduğuydu. Bana göre genel müdüründen hatta müsteşarından bile daha fazla hak ediyordu o makamları, ama dedim ya sırtını hiçbir yere dayamamıştı ve siyasete de bulaşmamıştı. 


Emekli oluyormuş, veda etmek istemiş. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun dediğimde çok net bir cevap verdi. Evvela Cumhuriyete karşı olan borcumu ödeyeceğini, köyüne döneceğini, referanduma kadar hem kendi köyünde hem de çevrede çalışacağını söyledi. Cumhuriyeti zaafa düşürecek, parlamenter sistemi ortadan kaldıracak, otoriter yapılanmaya yol açacak bir anayasa taslağına karşı durmanın vatandaşlık ödevi olduğunu söyledi. Şaşırmadım desem yalan olur, zira hiç siyaset konuşmamış olmamıza rağmen duruşuyla, tavır ve sözleriyle onu hep iktidara yakın biri olarak görmüştüm. Evet dedi, AKP’ye oy verdim, MHP’ye de verdim, önceki yıllarda DYP’ye de RP’ye de verdim, belki yarın seçim olsa ve başka alternatif de çıkmazsa gene AKP’ye oy vermeyi düşünebilirim ama bu başka bir şey burada partilere oy vermeyeceğiz, Cumhuriyeti koruyacağız deyiverdi.


Bir başka arkadaşım da aynı şeyleri söyledi. Bundan önceki anayasa değişikliğinde, çatır, çatır değişikliği savunuyordu, vesayet kalkıyor, demokrasi geliyor diyordu. Şimdi yanılmışız diyor, bayramdan bayrama gittiği köyüne daha sık gideceğini, referanduma kadar her hafta sonu orada olacağını ve bu anayasa değişikliğine karşı bütün tuzakları ailesine ve bütün köylülerine anlatacağını söylüyor. 


Bizim talebelik yıllarımızda etliye, sütlüye, toplumsal olaylara hiç karışmayan en ufak bir hareketlenmede hemen arazi olan bir gurup vardı. Güya sosyal demokrat tavırlıydılar ama konuşmaktan korkarlar kaçmayı yeğlerlerdi. Bir tarafta Dev-Genç, diğer tarafta Ülkücü gençlik varken onlar hiç bulaşmazlardı. O yüzden biz kendimize Hür-Genç derken onlara da Sev-Genç derdik. Şimdi bakıyorum da onlar da artık, korkularını yenmişler, ülke elden gidiyor diyerek sosyal medya üzerinden örgütlenip hafta sonları Ankara kırsalına çıkmayı, varoşlarda propaganda çalışmalarına katılmayı planlıyorlar. Dillerini de değiştirmişler, özeleştiri de yapıyorlar, monşer dilinin işe yaramadığını, halka tepeden bakmadan onlar gibi davranarak ikna edebileceklerinin de idrakine varmışlar.


Ankara malum, Başkentte 81 vilayetten insan var. Şimdilerde herkesin dilinde aynı türkü “Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim”. Aklı başında, yüreği vatan için çarpan, Cumhuriyetin değerlerine sahip, demokrasinin erdemine inanmış, hangi siyasi görüşte olursa olsun bürokrasiden, iş hayatından, çeşitli kesimlerden insanlar memleketlerine gidip çalışma arzusundalar. Daha önce ben hiç böyle bir şey görmemiştim, her seçim devresinde sahaya inildiğinde bu insanlar “adam sen de… Ben mi seçileceğim?” diyorlardı. Şimdi durum farklı çoğu kimse bu oylamanın, köprüden önce son çıkış olduğunun farkına varmışlar.


Dahası AP-CHP-ANAP-DYP-DP-DSP-MHP hatta AKP’den milletvekili seçilmiş, bakanlık yapmış çok sayıda siyasetçi sahada olacaklardır. Geçmişleri tertemiz, hiçbir yolsuzluğa, usulsüzlüğe bulaşmamış, halkta hala daha karşılığı olan itibar sahibi bu insanların toplum üzerinde büyük tesirleri olacaktır. Buna hiç şüpheniz olmasın.


Hadi gelin köyümüze geri dönelim, halkımızla kucaklaşalım onlara gerçekleri anlatalım. Oturduğunuz yerden hiçbir şey düzelmez. Urfalı Urfa’ya, Çankırılı Çankırı’ya, Erzurumlu Erzurum’a gidecek, herkes köyüne, kasabasına dağılacak, ülkesini, Cumhuriyetini koruyup kollayacak. Var mı bunun başka yolu? Herkes üstüne düşeni yapacak. 


Unutmayın bu köprüden önce son çıkıştır, bu kez yanılmayalım, kandırılmayalım. 
Kalın sağlıcakla.  
Naci Akın
  
YORUM EKLE