Hangi CHP Türkiye’yi Bu Çıkmazdan Kurtaracak?

Hangi CHP Türkiye’yi Bu Çıkmazdan Kurtaracak?

Türkiye, çeyrek yüzyılın sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının oluşturduğu ağır ekonomik sorunların, toplumsal kutuplaşmanın, kurumsal çürümenin ve giderek derinleşen güven krizinin içinde yol almaya çalışıyor. Hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, liyakat tartışmaları ve hukuk sistemine yönelik güvensizlik; toplumun geniş kesimlerinde güçlü bir değişim arzusunu besliyor.

Ancak bugün Türkiye’de mesele yalnızca mevcut iktidardan kurtulma meselesi değildir.

Asıl mesele şudur:

Yerine ne konulacaktır?

İşte tam bu noktada gözler doğal olarak ana muhalefete, yani Cumhuriyet Halk Partisi’ne çevriliyor. Fakat milletin zihninde artık tek bir soru yankılanıyor:

“Hangi CHP?”

Muhalefet Umut mu Veriyor, Endişe mi?

Toplumun önemli bir bölümü, uzun yıllardır devam eden iktidar yorgunluğunun ardından yerel seçimlerde CHP’li belediyelere bir fırsat verdi. Çünkü belediyeler sadece hizmet alanı değil; aynı zamanda gelecekte nasıl bir Türkiye yönetimi tahayyül edildiğinin vitrinidir.

Ancak geçen süre içerisinde ortaya çıkan tablo, birçok insanın umutlarını büyütmek yerine kaygılarını artırdı.

Bir yılı aşkın süredir kamuoyuna yansıyan yolsuzluk iddiaları, rüşvet tartışmaları, liyakat problemleri ve belediye çevrelerinde oluşan güç ilişkileri; CHP’nin “ahlaki üstünlük” iddiasını ciddi biçimde tartışmalı hâle getirdi.

Muhalefetin en büyük gücü, iktidardan farklı olduğunu gösterebilmesidir. Eğer aynı yöntemler, aynı kayırmacılık anlayışı ve aynı güç ilişkileri muhalefetin içerisinde de ortaya çıkıyorsa; seçmenin zihninde çok ağır bir soru oluşur:

“Değişse ne olacak?”

Ahlaki Üstünlüğünü Kaybeden Muhalefet

Siyasette güven sadece söylemle kurulmaz.

Güven; tutarlılıkla, denetimle ve ahlaki duruşla oluşur.

Bugün toplumun önemli bir kesiminde yayılan kanaat şudur:

“Onlar da aynısını yapıyor.”

İşte bu düşünce, yalnızca bir partiyi değil, bütün siyaset kurumunu çürüten en büyük tehlikedir.

Muhalefet, iktidarı eleştirirken aynı davranış biçimlerine savruluyorsa; artık eleştiren değil, benzeşen bir siyasi yapıya dönüşür.

Ve o zaman seçmen için iktidar değişikliği bir umut olmaktan çıkar, yalnızca aktör değişimi hâline gelir.

Sorun Sadece Belediyeler Değil, Parti Yapısıdır

Bugün ortaya çıkan tabloyu yalnızca bazı belediye başkanlarının kişisel zaaflarıyla açıklamak mümkün değildir.

Asıl sorgulanması gereken şudur:

  • Bu isimler nasıl aday yapıldı?

  • Bu süreçler neden denetlenmedi?

  • Parti içi kontrol mekanizmaları neden işlemedi?

Daha da önemlisi, bugün özellikle İstanbul örneğinde görüldüğü üzere; bırakın genel merkezin belediyeleri yönlendirmesini, belediyelerin parti yönetiminde belirleyici hâle geldiği yönünde güçlü bir algı oluşmuştur.

Bu son derece çarpıcı bir kırılmadır.

Normal şartlarda siyasi partiler belediyeleri yönetir, denetler ve yönlendirir. Ancak yerel güç odakları zamanla partinin merkezini şekillendirecek bir etkiye ulaşıyorsa, burada artık sıradan bir koordinasyon eksikliğinden değil; doğrudan bir otorite kaybından söz edilir.

Parti belediyeleri yönetemiyorsa, bir süre sonra belediyeler partiyi yönetmeye başlar.

Ve bu durum, siyasetin ilkelere göre değil; güç merkezlerine göre şekillenmesi sonucunu doğurur.

Kılıçdaroğlu’nun Çıkışı Ne Anlama Geliyor?

Tam da bu tartışmaların ortasında eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar dikkat çekicidir.

Kılıçdaroğlu’nun yayımladığı videoda özellikle “arınma”, “kirlenen siyaset”, “emanet”, “ahlak” gibi kavramları öne çıkarması sıradan bir iç tartışma değildir. Bu söylem, doğrudan mevcut parti yönetimine yönelik örtülü ama sert bir siyasi mesaj niteliği taşımaktadır.

Çünkü bugün CHP’de yaşanan kriz yalnızca bir yönetim tartışması değildir.

Bu kriz aynı zamanda bir meşruiyet krizidir.

Bir dönem “değişim” sloganıyla eski yönetimi tasfiye eden kadrolar, bugün kendi içlerinde ciddi bir güven ve ahlaki üstünlük tartışmasıyla karşı karşıya kalmıştır.

Daha çarpıcı olan ise şudur:

Bir zamanlar parti genel merkezini değiştiren belediye merkezli siyasi güç, bugün partinin kendi iç dengesini dahi sarsacak boyuta ulaşmıştır.

Bu nedenle artık mesele yalnızca “CHP iktidara gelir mi?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Kendi içindeki güç mücadelelerini çözemeyen bir CHP, Türkiye’nin sorunlarını nasıl çözecek?

Adalet Duygusu ve Çifte Standart Sorunu

Öte yandan toplumun önemli bir kesiminde başka bir rahatsızlık daha vardır:

Adaletin herkese eşit uygulanmadığı düşüncesi.

Muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar yoğun biçimde gündeme gelirken, iktidar çevreleriyle ilgili benzer iddialarda aynı kararlılığın görülmemesi; toplumda ciddi bir çifte standart algısı oluşturmaktadır.

Ancak bu gerçeklik, muhalefetin içine düştüğü tabloyu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, hem iktidara hem muhalefete yönelik güvensizliği aynı anda büyütür.

Sonuçta kaybeden yalnızca partiler değil; devlet kurumlarına olan toplumsal inanç olur.

Türkiye’nin İhtiyacı Nedir?

Türkiye’nin bugün yalnızca bir iktidar değişimine değil; siyaset anlayışının yeniden inşasına ihtiyacı vardır.

Toplum artık:

  • Güven veren,

  • Şeffaf,

  • Hesap verebilir,

  • Ahlaki tutarlılığı olan bir siyaset görmek istemektedir.

Fakat bugün gelinen noktada CHP’nin bu ihtiyaca cevap verip veremeyeceği ciddi biçimde tartışmalıdır.

Ve milletin zihnindeki o soru hâlâ bütün ağırlığıyla ortada durmaktadır:

“Hangi CHP Türkiye’yi bu çıkmazdan kurtaracak?”

Eğer bu soruya net, sahici ve inandırıcı bir cevap üretilemezse; yalnızca bir partinin değil, Türkiye’de değişim umudunun da giderek zayıflaması kaçınılmaz olacaktır.

YORUM EKLE