
Hobi bahçeleri üzerinden koparılan son fırtına aslında yeni bir hikâye değil. Bugün “yeni düzenleme” diye sunulan yönetmelik, 2020’de çıkarılan kanunun neredeyse birebir tekrarı. Pandemiymiş, depremmiş… Gecikmenin bahanesi çok ama gerçek değişmiyor. Ortada yeni bir irade yok, sadece gecikmiş bir hatırlatma var.
Sorunun özü de yanlış yerde aranıyor.
Bu mesele bir “tarım arazisini koruma” tartışmasından çok, açık ve net bir imar sorunu. Kaçak yapılaşma yıllardır göz göre göre büyüdü.
Yolu açan kim?
Elektriği bağlayan kim? Suyu getiren kim? İnterneti çeken kim?
Kâğıt üzerinde “verilemez” denilen hizmetler sahada gayet güzel verildi. Şimdi dönüp vatandaşa “sen suçlusun” demek, en hafif tabirle ikiyüzlülük.
Belediyeler denetlemekle yükümlüydü, denetlemedi. Bakanlık korumakla görevliydi, koruyamadı. Aradaki boşluğu kim doldurdu? Aracılar.
Bugün hobi bahçesi diye satılan birçok yer, dar gelirlinin toprağa dokunma hayalinden çok, rant zincirinin bir halkası hâline gelmiş durumda.
Bir de rakam meselesi var. Açıklanan sayılar 11 bin falan bence bu sahayı yansıtmıyor. Yakın çevresine bakan herkes gerçeği görüyor... Bu yapılaşma söylenenden çok daha büyük. Yani mesele birkaç kaçak yapı değil, sistematik bir göz yummanın sonucu oluşan ve haritada olmayan köyler denilebilir.
Bugün tablo şu...
Belediyeler kaçakla güreşiyor, bakanlık yasayı hatırlatıyor, vatandaş ise ortada kalmış durumda.
Herkes birbirini suçluyor. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki insanlar birbirini ihbar eder hâle getirildi. Bu ortamda ne devlet ciddiyeti kalır ne toplumsal huzur.
Eğer bu gerçekten bir imar sorunuysa, çözüm de bellidir.. Bizim bildiğimiz devlette. Meclis devreye girer.
Bakanlığın yetkisi sınırlıdır. İmar affı mı olur, başka bir yasal düzenleme mi olur; bu kararın adresi bellidir. Top artık siyasetin sahasında. İmar affından sonra depremlerdeki yıkılan binaların durumunu umarım unutmadan yasa çıkarılır...
Peki makul olan ne?
Mevcut yapıları belirli kriterlerle güvence altına almak, bundan sonrası için ise net bir yasak koymak.
Metrekare sınırı mı olur, yapı standardı mı olur; teknik detaylar konuşulur.
Ama gerçek şu;
Bu işin sonunda yine bir “bedel” çıkacaktır. Çünkü devletin paraya ihtiyacı var, vatandaşın da nefes alacak bir alana.
İşin en çarpıcı tarafı ise şu çelişki..
Yıllarca bu yapılaşmaya göz yumuldu. İnsanlar üç beş ağaç dikip küçük bir kulübe yaparak hafta sonu kaçamağına dönüştürdü bu alanları.
Çoluk çocuk gidildi, mangallar yakıldı, öğle uykuları çekildi. Şimdi aynı devletten “dur” sesi geliyor.
Bu noktada insan sormadan edemiyor.
Düne kadar neredeydiniz?
Geçmişte plaka düzenlemesinde geri adım atan irade, burada ne yapacak?
Ya kuralları esnetecek ya da yine sessizce geri vitese — yani (R) moduna — takacak. İşine bakacak, ekranlardan ödenen paraların miktarını takip edecek..
Sonra da “para gelsin de nereden gelirse gelsin” anlayışıyla, mali dengeyi sağlama arayışına girilecek.
Pandemide üç maskeyi vatandaşa ulaştırmakta zorlanan, PTT dağıtacak mı, TC kimlik numarasıyla mı alınacak tartışmaları yaşayan sistemi yönetenler yine bu irade sahipleri değil miydi?
Sokağa çıkma yasaklarında çiftçi belgesiyle insanların tarlaya yönlendirilmesine göz yumulmadı mı? Bagajına kazmayı, küreği koyan sokağa çıkmadı mı? Kontrol noktalarından kapanmayan bagaj kapağından dışarı ucu çıkan kazma saplarını sağ eliyle polise jandarmaya gösteren işine bakmadı mı?
Depremde evi yıkılanlara çadır ulaştırılamadığı günleri de unutmadık. Barınma sorunu yaşayan vatandaş, kendi tarlasına küçük bir barınak yaptığında ise bugüne kadar sessiz kalınmadı mı?
Şimdi beni sürekli okuyan ama muhalif olduğum için sevmeyen bazı okurlar yine “şeytanın avukatlığını yapıyorsun” diyecek. Desinler…
Çünkü bu ülkede birçok sorun, yasa metinlerinden çok zamanlama ve fırsatı nakde çevirme refleksiyle yönetiliyor. Çoğu zaman belirleyici olan hukuk değil, ekonomik ihtiyaç oluyor.
Alıştık artık…
Yalan mı?
7 Nisan 2026
Mustafa Temiz
