İKİ GÜNDE İKİ FELAKET: ASIL SORU “NEDEN?”

İKİ GÜNDE İKİ FELAKET: ASIL SORU “NEDEN?”

Türkiye, iki gün üst üste yaşanan ve alışık olmadığımız kadar derin yaralar açan olaylarla sarsıldı.

Daha dün Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir çocuk, eline silah alıp okulu basarak rastgele ateş açtı; canlara kastetti ve ardından kendi hayatına son verdi. Bugün ise Kahramanmaraş’ta, henüz sekizinci sınıf öğrencisi bir başka çocuk sınıfları hedef aldı. Bir öğretmen ve sekiz öğrenci hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

Bu acıyı tarif etmek mümkün değil.

Biz, bu görüntülere yabancı bir millettik. Bu tür haberleri genellikle Amerika’dan duyar, “Bize olmaz” derdik. Ama artık oluyor. Hem de peş peşe.

Asıl mesele tam da burada başlıyor:
Bu nasıl oldu?

SADECE OLAYA DEĞİL, SEBEPLERİNE BAKMAK

Her büyük felaketten sonra aynı refleksi gösteriyoruz:
Devletin en üst kademesi hızla harekete geçiyor, bakanlar sahaya iniyor, kriz yönetiliyor.

Ama şu gerçeği artık görmek zorundayız:
Olay olduktan sonra gösterilen refleks, acıyı hafifletmiyor.

Toplumun beklediği şey müdahale değil, önleme iradesidir.

Bir çocuğun silaha ulaşabilmesi,
bir öğrencinin öğretmenine ve arkadaşlarına karşı ölümcül bir öfke geliştirebilmesi
ve bu öfkenin eyleme dönüşebilmesi…

Bunların hiçbiri “bir anda” olmaz.

EĞİTİM SİSTEMİ: KİMLİKSİZLİĞİN BEDELİ

Türk eğitim sistemi yıllardır yön arıyor.

Sık değişen müfredatlar, sürekli dönüşen modeller, bir türlü oturmayan disiplin anlayışı…

Sonuçta ortaya çıkan tablo şu:
Kendi kimliğini kaybetmiş bir eğitim sistemi.

Dünyada örnekleri var:
Disiplini, sorumluluğu ve karakter eğitimini merkeze alan modeller…

Ama bizde;
serbest kıyafetten serbest davranışa uzanan, sınırları belirsiz bir özgürlük anlayışı hâkim.

Özgürlük ile başıboşluk arasındaki çizgi silindikçe,
çocukların ruh dünyasında oluşan boşluk büyüyor.

SOSYAL ÇÖKÜŞ VE YALNIZLAŞAN NESİL

Bugünün çocukları sadece okulda değil, hayatın her alanında yalnız.

Kontrolsüz sosyal medya,
erken yaşta maruz kalınan şiddet içerikleri,
kumar, bağımlılık, suça sürüklenme…

Henüz kişiliği oturmamış bireyler,
çok ağır psikolojik yüklerin altında eziliyor.

Söz konusu okul çağındaki çocuklarımız; kimi gün silahla karakol basıyor, kimi gün okul…

Ve biz hâlâ bu tabloyu “bireysel vakalar” olarak görme hatasını yapıyoruz.

SORUMSUZLUK ZİNCİRİ

Bir başka acı gerçek daha var:
Bir çocuğun, evinde bulunan silaha bu kadar kolay ulaşabilmesi…

Bu, sadece bireysel değil, sistemsel bir ihmaldir.

Silah sahibi olmanın sorumluluğu,
en az o silahın kendisi kadar ağırdır.

Bu sorumluluk ihlal edildiğinde,
bedelini masum insanlar ödüyor.

ASLOLAN TEPKİ DEĞİL, PLANLAMADIR

Bugün yaşadığımız öfke, korku ve endişe çok haklı.

Ama bu duyguların ötesine geçmek zorundayız.

Her olaydan sonra aynı şeyleri konuşup unutmak yerine,
şu sorulara cevap aramalıyız:

• Eğitim sistemimiz nasıl bir insan yetiştiriyor?
• Çocuklarımızı ruhsal olarak ne kadar koruyabiliyoruz?
• Silah erişimi neden hâlâ bu kadar kolay?
• Disiplin ile özgürlük arasındaki denge neden kurulamıyor?

SON SÖZ: BU BİR UYARI

Bu yaşananlar birer tesadüf değil.
Bu, bir uyarıdır.

Eğer bugün durup düşünmezsek,
yarın daha ağır bedeller ödemek zorunda kalabiliriz.

Türkiye’nin ihtiyacı;
tepkisel değil, bilimsel;
geçici değil, kalıcı;
ideolojik değil, insan odaklı bir sistemdir.

Çünkü mesele sadece eğitim değil,
bir neslin geleceğidir.

15 Nisan 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE