Kılıçdaroğlu İçin Sürecin Adı Arınma Değil, Barınma Zamanıymış, Bugün Onu da Anladık


 

Siyasette bazen öyle günler yaşanır ki, insan izlediği şeyin siyasi bir gelişme mi, yoksa yıllardır devam eden bir televizyon dizisinin final bölümü mü olduğuna karar veremez.

Bugün CHP Genel Merkezi önünde yaşananlar da tam olarak böyle bir gündü.

Kemal Kılıçdaroğlu çıktı, konuştu, mesajlar verdi. Fakat konuşmayı dinleyenlerin önemli bir bölümü, acaba CHP'nin eski genel başkanını mı dinliyoruz, yoksa iktidarın yeni koalisyon ortağını mı diye düşünmeden edemedi.

Çünkü ortaya çıkan tablo, muhalefet liderliğinden çok, görevine geri dönmüş bir genel müdür görüntüsünü andırıyordu.

İki Yıl Bekledim...

Kılıçdaroğlu konuşmasında "İki yıl bekledim" dedi.

İnsan ister istemez soruyor:

Neyi bekledin?

Neden bekledin?

Kim susturdu seni?

Ağzını bantlayan mı vardı?

Yoksa bazı siyasi kulislerde dolaşan senaryolar önceden kulağına mı fısıldandı?

Yoksa mutlak butlan kararı çıkacak, sen de CHP'ye kayyum değil ama "genel müdür" sıfatıyla geri döneceksin diye mi bekledin?

Bu soruların cevabını kendisi vermedi.

Ama verdiği cevaplardan daha çok vermediği cevaplar dikkat çekti.

İddianameyi Yeni Mi Okudu?

Daha ilginç olanı ise, aylarca ortada olmayan, yazılamayan, yazıldığında da kamuoyunun önemli bir bölümünde "dağ fare doğurdu" yorumlarına neden olan dosyalara sahip çıkmasıydı.

FETÖ...

Casusluk...

Yolsuzluk...

Aylarca anlatılan büyük suçlamalar...

Sonra ortaya çıkan ve beklentilerin çok altında kalan iddianameler...

Fakat Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını dinleyen biri, sanki o iddianameleri iktidara yakın televizyonlarda dinliyormuş hissine kapıldı.

Muhalefetin yıllardır eleştirdiği dili aldı, cilaladı ve CHP Genel Merkezi'nin önünde yeniden servis etti.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Sayın Kılıçdaroğlu, iddianameyi bugün mü okudunuz?

FETÖ Konusunda Hafıza Kaybı

Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri de FETÖ vurgusuydu.

Kılıçdaroğlu, bu dosyayı dönüp dolaşıp mevcut CHP yönetiminin üzerine bırakmaya çalıştı.

Fakat siyasetin kötü bir huyu vardır:

Arşivi unutmaz.

Kendi döneminde danışmanlarıyla ilgili ortaya atılan iddialar...

Yıllarca süren tartışmalar...

Ve kamuoyunun hafızasında kalan sorular...

Bunların hepsi dururken, bugün çıkıp başkalarına FETÖ üzerinden siyasi sicil dağıtmak biraz garip kaçtı.

Daha da ilginci, 15 Temmuz gecesi TBMM bombalanırken Meclis'e gidip darbeye karşı duran isimlerden birinin Özgür Özel olduğunu da unutmuş görünüyordu.

Hafıza bazen seçici çalışıyor demek ki.

Gül Yağmuru ve Eski Hatıralar

Genel merkeze geliş sahnesi de ayrı bir filmdi.

Aracın üzerine güller atıldı.

Çiçekler...

Karşılamalar...

Alkışlar...

Bir an için insanın aklına eski görüntüler geldi.

Türkiye daha önce de bazı siyasi figürlerin etrafında benzer törenler görmüştü.

Siyasette gül yağmuru ne kadar artıyorsa, gerçeklerle yüzleşme ihtimali de genelde o kadar azalıyor.

Yandaş Medyanın Yeni Gözdesi

Asıl mucize ise medyada yaşandı.

Cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemde haber bültenlerinde kendisine on saniyeyi çok gören ekranlar...

Birden bire canlı yayın yarışına girdi.

Sanki yıllardır ambargo uygulayanlar değil de fan kulübü üyeleri konuşuyordu.

İnsan ister istemez soruyor:

Bir insan 48 saatte bu kadar mı sevilir?

Yoksa mesele sevgi değil de fayda hesabı mıdır?

İlk Röportaj ve Tanıdık Mahalle

Verdiği ilk röportaj da tanıdık bir adreseydi.

Basın sözcüsü olarak tercih ettiği isimler de tanıdık çevrelerden geldi.

İftira kampanyalarında başrol oynayan ekranlardan gelen isimlerin bugün CHP adına söz söylemeye başlaması, siyasetin kara mizah arşivine girecek cinsten bir gelişmeydi.

Drone Uçmasın, Kalabalık Görünmesin

Bayramlaşma programının en ilginç bölümü ise kalabalık meselesiydi.

Çünkü ortada anlatılan kadar büyük bir coşku yoktu.

Bu nedenle bazı çevrelerin drone görüntülerinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Ne var ki teknoloji çağında kalabalığı saklamak da, boşluğu gizlemek de kolay değil.

Görüntüler yayıldı.

Ve ortaya çıkan tablo beklentilerin çok altında kaldı.

Bazı siyasi danışmanların en büyük düşmanı artık rakip partiler değil.

Kameralar.

78 Yaşındaki Bir Siyasetçiye Yapılan En Büyük Kötülük

Aslında insanın biraz da üzülmemesi mümkün değil.

78 yaşına gelmiş bir siyasetçi...

Arkasında bırakılmış sayısız seçim yenilgisi...

Kaybedilmiş referandumlar...

Kaybedilmiş cumhurbaşkanlığı seçimleri...

Kaybedilmiş genel seçimler...

Ve şimdi bütün bunların üzerine "arınma" projesi...

Yahu bırakın artık adamı.

Bu saatten sonra seçim sonuçlarıyla hesaplaşmak yerine seçim sonuçlarının üzerine beton döküp arınmaya çalışmak, siyasi rehabilitasyon değil, eziyet gibi duruyor.

Güvenpark'taki Gerçek Fotoğraf

Öte yandan Ankara'nın başka bir noktasında farklı bir manzara vardı.

Özgür Özel, Güvenpark'ta konuşuyordu.

Yanında Mansur Yavaş vardı.

Binlerce insan meydanı doldurmuştu.

Mansur Yavaş açık biçimde yaşanan sürecin demokratik olmadığını söyledi.

Kurultayı işaret etti.

Seçmenin iradesine vurgu yaptı.

Ve aslında kamuoyunun önemli bir kısmının düşündüğünü seslendirdi.

"İmamoğlu Olmazsa Mansur Var"

Özgür Özel'in verdiği en dikkat çekici mesajlardan biri de buydu.

Söylemeden söyledi.

Açıklamadan açıkladı.

İmamoğlu'nun önüne siyasi ve hukuki engeller çıkarılmaya çalışılırken, seçmene şu mesajı verdi:

"Bu partide alternatif bitti sanmayın."

Siyaset bazen kürsüden konuşulanlarla değil, kürsüde duranlarla yapılır.

Bugün verilen fotoğrafın anlamı buydu.

Anıtkabir'e Akan Kalabalık

Geçen hafta genel merkezden çıkıp halkın arasına yürüyen Özgür Özel, bugün de Anıtkabir'e yürüdü.

Yağmur...

Barikat...

TOMA...

Polis...

Hiçbiri insanları durdurmadı.

Kalabalık büyüdü.
Bugün de Özgür Özel, bir direnişin lideri olduğunu adeta teyit eden bir ses tonuyla "Yürüyelim Arkadaşlar, İktidar Yürüyüşünü Başlatıyorum" 
"Var mısınız" dedi..
"Ya biz bırakıp teslim olacağız, onlar kazanacak, Türkiye kaybedecek"
Benimle Anıtkabir'e yürümeye var mısınız? diye sordu.
Millet arkasında yürüdü...

Anıtkabir doldu.

Sloganlar atıldı ama taşkınlık yaşanmadı.

"Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" 

Saygı korundu.

Disiplin korundu.

Ve ortaya çıkan görüntü, siyasetin hâlâ seçmenle yapılabildiğini gösterdi.

Kılıçdaroğlu'nun Acziyet Günü

Bugün aslında Kılıçdaroğlu cephesi için bir güç gösterisi değil, bir gerçeklik testi oldu.

Çünkü bazı çevreler mahkeme kararını seçmen desteğiyle karıştırmış görünüyordu.

Oysa mahkeme kararı başka şeydir.

Toplumsal meşruiyet başka şeydir.

Birinde sadece imzalar vardır.

Diğerinde mühürlü zarflara giren ve mühürlü oy pusulalarına kendi "özgür" iradesiyle basan milyonlar.

Seçmeni Hesaba Katmayı Unutmuşlar

Sanki kurultay delegeleri değil de şirket tasfiye memurları göreve gelmiş gibi davranıyorlar.

Otobüsler kaplanıyor.

Afişler asılıyor.

Fotoğraflar değişiyor.

Yetkiler devralınıyor.

SMS sistemleri kontrol ediliyor.

Fakat kimse dönüp şu soruyu sormuyor:

Arkada seçmen var mı?

Çünkü seçmen yoksa tabelanın da, makam odasının da, genel merkez binasının da siyasi anlamı kalmıyor.

Yargıtay ya aksi bir karar alırda, Hadi bakalım "Toplan Bay Kemal, senin işin bitti, kurultaylar geçerli" derse ne olacak..

O masrafların Kemal beyin takavit  maaşından kesilmesi, kamu zararı olduğu için dava açanlar bile olacaktır ileride..

Milletin Kemal bey hakkındaki düşüncelerini son süreçte slogan olarak duyuyoruz zaten.

Arınma Değil Barınma

Kılıçdaroğlu bugün kürsüye "Arınma Zamanı" sloganıyla çıktı.

Ama konuşmanın tamamını dinleyince insanın aklına başka bir slogan geliyor.

Bu bir arınma hikâyesi değil.

Bu bir barınma hikâyesi.

Siyasi geleceğin barınması.

Yeni kurulan ilişkilerin barınması.

İktidarla kurulan yeni denklemlerin barınması.

Çünkü konuşmada muhalefet enerjisinden çok, sistemle uyumlu olma çabası hissediliyordu.

Utanç Belgeseli çekilirse bu görüntüler kurgusuz girer.

Ve geriye ne kaldı?

Polis eşliğinde boşaltılan genel merkez görüntüleri...

Dilekçeler...

Şikâyetler...

Karşılıklı açıklamalar...

"Kapıyı çerçeveyi kırmışlar" diye şikayet ediyorlar.

İçişleri Bakanlığı'ndan gelen cevaplar... Dilekçe verdiniz. Valiyi görevlendirdik, Vali de polisleri görevlendirdi, siz "giremiyoruz" dediniz. "girdik size teslim ettik"

Ve bütün bunların ortasında oluşan büyük bir çelişki.

Bir yandan mağduriyet anlatısı...

Diğer yandan devletin tüm imkânlarının kullanıldığı bir süreç...

Bu tablo yıllar sonra dönüp bakıldığında siyasi kariyerin en parlak sahnesi olarak değil, en tartışmalı sahnelerinden biri olarak hatırlanacak gibi görünüyor.

Sonuçta bugün ortaya çıkan manzara şuydu.

Bir tarafta drone'ların görmesini istemedikleri bir kalabalık vardı, diğer tarafta meydanlara sığmayan insanlar...

Bir tarafta "Arınma Zamanı" sloganı vardı, diğer tarafta seçmenin gözünde giderek büyüyen bir "Barınma Zamanı" algısı...

Bir tarafta mahkeme kararlarının verdiği cesaret vardı, diğer tarafta sandığın ve milletin verdiği meşruiyet...

Bir tarafta yıllarca ekranlarda yer vermeyen yandaş medyanın birdenbire canlı yayın yıldızına dönüştürdüğü bir Kemal Kılıçdaroğlu vardı, diğer tarafta yağmura, polis barikatına, TOMA'ya rağmen yürüyen binlerce insan...

Kurucusuna koşma.

Anıtkabir'de sloganlar binlerce ağızdan aynı anda çıkıyordu.. "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" 

Anıtkabir'de görev yapan askerlerin bile gözleri doldu.

Ve en acı olanı da şuydu.

Kılıçdaroğlu bugün kürsüde CHP'yi arındıracağını anlattı.

Fakat konuşma ilerledikçe CHP'den çok kendisini aklamaya çalıştığı hissedildi.

Arınma dedi...

Ama anlattıkları arınmaya değil, siyasi bir barınma operasyonuna benziyordu.

Çünkü siyaset bazen çok acımasızdır.

Mahkeme kararıyla koltuğa oturabilirsiniz...

Parti binasına polis eşliğinde girebilirsiniz...

Otobüsleri kendi fotoğraflarınızla kaplatabilirsiniz...

İl örgütlerinin SMS sistemlerini devralabilirsiniz...

Hatta sizi yıllarca ekranlarına çıkarmayan kanallarda saatlerce canlı yayın da yaptırabilirsiniz...

Ama seçmenin zihnine polis zoruyla giremezsiniz. Bay Kemal, bunu nasıl çözeceksiniz.

İşte bütün hikâyenin özeti burada gizli.

Bugün CHP Genel Merkezi'nin önünde bir bayramlaşma yapılmadı.

Bugün aslında bir siyasi illüzyonun gerçekle karşılaşma töreni yapıldı.

Ve o törenden geriye, daha önce gördüğümüz mütevazi Kemal'in tavrı dışındaki, başkalarına benzediği ni anımsatan, gül yağmurları değil...

Bir zamanların "Bay Kemal"ine yakışmayan büyük bir hayal kırıklığının görüntüleri kaldı.
Bugün iktidara yakın kesimlerden şu yorumlar gelmezse şaşırırım.
"Kemal bey arındı, bize sığındı, şimdi de barınma zamanı"
Velhasıl dostlar, "Bay Kemal, bugün nihayet Kemale erdi" de derler mi vallahi derler..
Kendi ağzından duyduk ya bugün, ihanet ile hainin arasındaki o ince çizgi ... İşte o ince çizgi bugün CHP Genel Merkezi önünde kırıldı. 

O kırığı sarıp sarmalacak, Kemal beyi de en azından kalan ömründe pişmanlığa sürüklemeyecek tek şey.."Kurultay"
30 Mayıs 2026
Mustafa Temiz

YORUM EKLE