Kış, kışlığını yaptı yine

"Kışı sevmem ben, damı akan evler, ayakkabısı delik çocuklar, ocağı yanmayan analar, utanan babalar gelir aklıma. sevmem ben kışı. "

Bu manzume bugünlerde sosyal medyada önüme sürekli çıkıyor. Ekranda bu sözleri, pencereden bakınca yağan kar tanelerini gördükçe, camdaki buğular, kapıdan burnunu çıkarsan sert esen rüzgar, sürekli demlikte kaynayan bitki çayı.. 

Soğuk ama çok soğuk bir süre geçirdik. 

Sosyal medyada Kazım beyin o tepeden, bu köyden paylaştığı, kar fotoğrafları bile insanın içini titretiyordu. 

Hele -11 'i gören Demirci'deki buz sarkıkları ve o sivri uçları insanın teninden içine işler gibi soğuktu. 

Dedim ya, belki sobalı evlerde maşanın üstünde kızartılan ev ekmeğini, üstüne sürdüğümüz sade yağı o tadı özlesekte, şimdilerde kışı sevemiyorum. 

Soğuk rüzgârlar yüzümü keserken, gri bulutlar gökyüzünü esir alırken, içimi tarif edilemez bir hüzün kaplar. 

Kış mevsimini hiç sevmem. Ne beyaza bürünen ağaçların, ne de kristal gibi parlayan kar tanelerinin büyüsüne kapılabilirim. Benim için kış, solgun bir tablodur; içinde ne sıcak renkler ne de umut veren bir ışık barındırır.

Kış, ruhumu daraltır. 

Güneşin tembelce bulutların arkasına saklandığı, günlerin erken bittiği zamanlarda içimde derin bir boşluk hissederim. 

Sabah uyanıp pencereye baktığımda, camın üzerinde dans eden buğuyu silerken karşıma çıkan manzara hep aynıdır: renksiz, hareketsiz, donuk bir dünya. 

Sokaklar sessiz, ağaçlar çıplaktır. İnsanlar kabanlarına sarılmış, başlarını öne eğmiş, hızla yürüyerek sığınacak sıcak bir yer ararlar. Kimse gülümsemez, kimse durup gökyüzüne bakmaz.

Kışın getirdiği yalnızlık hissi de ağırdır. 
Yazın sokakları dolduran kahkahalar, baharın taze umutları, sonbaharın romantik hüznü bile kışın keskin soğuğunda kaybolur gider. 

Penceremin ardında, yağan karı izlerken içime çöken bu kasvet, sanki hiç geçmeyecekmiş gibi gelir. 

Oysa ben ışığı, sıcaklığı, insanları severim. Açık pencerelerden gelen kuş seslerini, parkta oynayan çocukların neşeli çığlıklarını özlerim. Ama kış, her şeyi susturur.

Belki de kışı sevmememin en büyük sebebi, onun beraberinde getirdiği geçmişin gölgeleridir. 

Her kar tanesi, eski anıları, yarım kalmış hikâyeleri, eksik vedaları hatırlatır. 

Soğuk gecelerde, rüzgâr penceremi titretirken içimde bir yerler üşür. 

Çayımı ellerime alıp ısınmaya çalışırım ama bazı soğuklar sadece hava ile ilgili değildir. Bazıları, insanın yüreğinde yer eder ve ancak baharın ilk ışıklarıyla çözülür.

Bu yüzden kışı hiç sevmem. Onun soğuk nefesi içime işler, karanlık günleri ruhuma siner. 

Baharı beklerim; tomurcuklanan dalları, yeşeren umutları, doğanın yeniden doğuşunu. 

Çünkü bilirim ki her kışın sonunda bahar gelir ve ben ancak o zaman gerçekten nefes alabildiğimi hissederim.

Kış kışlığını yapar da ona rağmen onun gıcık olduğu bir şey var. Birincisi düşen cemre haberlerini yapmam. Cemre haberlerini yaparken her yedi günde tribünlere üçlü çektiren futbolcu kadar zevk alıyorum.. Birde öyle bir şey var ki,  o da, hem de en zevklisi, elimde tuttuğum dertli udumdan dökülen nağmeler, ardından Muhayyer Kürdi'den peşi sıra gelen şarkılar.. Şarkılar dışarıdaki soğuğa inat, içimi ısıtıyor.. "Rüzgar söylüyor şimdi o yerlerde bizim eski şarkımızı...."


26 Şubat 2025

Mustafa Temiz

YORUM EKLE