
Yine Devlet Bahçeli...
Yine kendi ağzından duymadığımız ama yalanlamadığı bir söz...
Gazeteci İsmail Saymaz’ın haberine göre MHP lideri Bahçeli, “Cumhurbaşkanının iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi olsun” demiş. Aradan gün geçti, ne yalanlama geldi ne açıklama. Sessizlik en güçlü teyit değil midir?
Bu söz, sadece bir öneri değil. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve laik yapısına, bence halkın eşit yurttaşlık hakkına, Cumhuriyet fikrine atılmış yeni bir mayın. Üstüne çıkılsa hangi uzvunuz kopar belli değil sanki...
Ne demek birinin Kürt, diğerinin Alevi olması?
Böyle bir pozisyon dağılımı, ancak devletin mezhep ve etnik kimlik temelinde bölünmüş olduğu yerlerde olur. Aklımıza ilk gelen örnek Lübnan modeli... Orada Cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, Başbakan Sünni Müslüman, Meclis Başkanı Şii... Peki biz ne zamandan beri mezhepleri, kökenleri makam dağılımında ölçüt yapıyoruz? Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, hukuk devleti değil miydi?
Bu ülkede Kürt de oldu Cumhurbaşkanı, Alevi de bakan... Kimse kimseye nüfus kâğıdı sorarak oy vermedi, görev vermedi. Millet, liyakatine ve inancına oy verdi. Devlet, kimlik tanımı yapmaz; görev tanımı yapar.
Ama Bahçeli yine ortaya lafı attı.
Hatırlayalım...
Daha önce Apo'ya çağrı yaptı, Meclis’e davet etti. “Önder” diye hitap edildiğini duyduk. Sonrasında sözüm ona silah bırakma şovları yaptırıldı.
O varilden bozma çöp tenekesine silah fırlatma sahnesini bu milletin gözüne soktular.
Şimdi yine bir “model” önerisiyle karşımızda.
Ne hikmetse Bahçeli ne zaman bir şey dese, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çıt çıkmaz.
Sonra süreç usulca işlemeye başlar. Hatırlayın, bir canlı yayında oy pusulasının şeklini bile Bahçeli tarif etmişti. Biz de ekran başında izlediğimiz krokinin aynısını, aylar sonra elimizde sandığa atmıştık. İşte Türkiye'nin geldiği siyasi akıl bu…
Bahçeli, bu ülkede bir tek imza atmadan, hiçbir sorumluluk almadan, iktidarı gölge gibi yöneten tek adam olarak tarihe geçti.
Seçilmiş değil, atanmış değil… Ama etkisi Cumhurbaşkanı düzeyinde.
Şimdi soruyorum...
Bu öneri gerçekten kardeşlik mi getirir? Yoksa mezhebi ve kimliği siyasallaştırarak ayrışmayı mı derinleştirir?
Yarın biri de “başkan yardımcılarından biri başörtülü olsun, diğeri seküler” derse ne diyeceğiz?
Eşit yurttaşlık hakkı, kimsenin kimliğini göreve göre belirleme hakkını devlete vermez. Devlet kimlik belirtmez, görev verir!
Öte yandan memleketin asıl gündemiyle ilgilenen kimse kalmadı.
Geçim derdiyle cebelleşen halk, bağımsızlığını yitirmiş yargı kararlarıyla şaşkına dönmüş durumda.
Siyasallaşmış kadrolarla yürütülen soruşturmalar, yargıdan çok iktidar adına “intikam” operasyonlarına dönüşmüş. Seçim kaybediliyor, masa devriliyor, sonra yargı eliyle yeniden iktidara yol açılıyor. Milletin buna güveni kalmadı.
Ülkenin bu karmaşadan çıkışı belli... Daha fazla demokrasi.
Daha fazla hukuk. Bağımsız yargı. Eşit yurttaşlık.
Bu millet seçimde sandığa gittiğinde gerekeni yapmasını bilir. Daha önce yaptı, yine yapar.
Baraj altında kalan iktidar partileri, el değiştiren şehirler, değişen dengeler... Bu halk, iradesini ortaya koymayı iyi bilir.
Siyasi sahne, artık bu hantal, çifte standartlı, hesap vermeyen, gölgede kalan yapıları taşıyamıyor.
Halk değişim istiyor.
Kimin nereli, kimden olduğu değil; kimin ne yaptığına bakıyor.
Türkiye’nin demokratik kazanımları, bir kişinin dudağından çıkan sözle heba edilemez.
Cumhuriyet, “biz” olmak için kuruldu. “Öteki” yaratarak iktidar sürme dönemi bitmek zorunda.
Ya hukukun üstünlüğü yeniden kurulacak, ya da bu sistem kendi içinde çöküp gidecek.
Ama bu millet… Bu millet, her seferinde en doğru kararı sandıkta verir.
Kimse merak etmesin... Bu millet seyreder, kabine girer işi bitirir, yani...Yanisi şu...
"Yeter" der.... Ve bu defteri orada kapatır.
19 Temmuz 2025
Mustafa Temiz
