Simav Dağları bugün nasıl suskun ve vakur duruyorsa, bir zamanlar bu sarp yamaçlar da savaşın sessiz tanıklarıydı.
Ormanların koyu gölgesinde uzanan patikalar, vadilerin derinliklerine karışan yollar ve insanı adeta gökyüzüne taşıyan sarp yamaçlar… Bir asır önce bu coğrafyada yalnızca rüzgârın sesi duyulmuyordu. Dağların arasında, vatanın istiklali için mücadele eden insanların ayak sesleri de yankılanıyordu.
İşte Laz Değirmeni Mevkii, o büyük mücadelenin Simav Dağları'ndaki izlerinden biridir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Batı Anadolu'nun işgal altındaki topraklarında mücadele eden Demirci Akıncıları, düşmanın gerisinde hareket eden, dağları kendilerine siper eden ve savaşın görünmeyen cephesini omuzlayan kuvvetlerden biriydi.
Bu mücadelenin başında ise Demirci Kaymakamı ve Demirci Akıncıları Komutanı İbrahim Ethem Akıncı Bey bulunuyordu.
İşgal kuvvetlerinin karşısında düzenli ordular kadar büyük imkânlara sahip değillerdi.
Fakat onların başka bir silahı vardı:
Dağlar.
Simav Dağı'nın sarp yamaçları, sık ormanları ve geçitleri; bilen için bir sığınak, bilmeyen için aşılması güç bir labirentti.
Laz Değirmeni, Ana Gediği ve çevredeki diğer ulaşılması güç mevkiler, Demirci Akıncıları'nın hareket sahası içerisinde yer alıyordu.
Akıncılar burada yalnızca saklanmıyorlardı.
Gözetliyor, bilgi topluyor, düşmanın hareketlerini takip ediyor, haber taşıyor ve gerektiğinde bir anda ortaya çıkarak işgal kuvvetlerinin ulaşım ve ikmal faaliyetlerini aksatıyorlardı.
Bir bakıma savaş, yalnızca cephede değil; dağların arasında, patikalarda ve gecenin karanlığında da sürüyordu.
Demirci Akıncıları'nın mücadelesinin en önemli yönlerinden biri, Yunan kuvvetlerinin gerisinde faaliyet göstermeleriydi.
Onların amacı yalnızca düşmanla silahlı çatışmaya girmek değildi.
Asıl hedef; düşmanın hareketlerini öğrenmek, elde edilen bilgileri millî kuvvetlere ulaştırmak, ulaşım ve haberleşme ağlarını aksatmak ve Yunan birliklerini sürekli bir tedirginlik içerisinde tutmaktı.
İzmir'den Afyon'a uzanan askerî ve lojistik bağlantılar, işgal kuvvetlerinin savaş gücü açısından büyük önem taşıyordu.
Demirci Akıncıları ise bu damarların işleyişini mümkün olduğunca yavaşlatmaya, kesintiye uğratmaya ve düşmanın hareket kabiliyetini azaltmaya çalışıyordu.
Bazen bir yolun kesilmesi…
Bazen bir haberin karşı tarafa ulaşmadan ele geçirilmesi…
Bazen de düşman birliklerinin nerede olduğuna dair küçük bir bilginin cepheye ulaştırılması…
Savaşın kaderini değiştirebilecek kadar önemliydi.
Demirci Akıncıları, yaklaşık bir buçuk yıl boyunca işgal sahasının farklı noktalarında faaliyet gösterdi.
Kaynaklarda bu süreçte 60 civarında çatışmadan söz edilmektedir.
Fakat bu rakam, onların mücadelesini anlatmaya tek başına yetmez.
Çünkü Demirci Akıncıları'nın savaşı, yalnızca çatışmaların sayısından ibaret değildi.
Onlar için her yol bir keşif güzergâhı, her tepe bir gözetleme noktası, her orman bir sığınak, her haber ise cepheye taşınması gereken kıymetli bir emanetti.
Ve bütün bunların ortasında Simav Dağları, sessiz fakat stratejik bir rol üstleniyordu.
Bugün Laz Değirmeni'ne bakan bir insan, belki yalnızca ağaçları, kayalıkları, vadileri ve dağ yollarını görür.
Fakat tarih, görünenin ardında başka bir manzara saklar.
Bir asır önce aynı yamaçlarda yürüyen insanların ne düşündüğünü, hangi tehlikelerden geçtiğini, geceleri nerede saklandığını ve düşmanın hareketlerini nasıl takip ettiğini bütünüyle bilmek mümkün değildir.
Ancak coğrafyanın kendisi bazı şeyleri anlatır.
Sarp yamaçlar…
Sık ormanlar…
Dar geçitler…
Ulaşılması güç vadiler…
Bütün bunlar, dağlık araziye dayalı akıncı savaşının doğal imkânlarını oluşturuyordu.
Bu nedenle Laz Değirmeni'ni yalnızca bir mevki olarak görmek eksik kalır.
Burası, Millî Mücadele'nin dağlarda yazılan sessiz sayfalarından biridir.
2016 yılında yayımlanan akademik bir çalışmada Laz Değirmeni'nin, Demirci Akıncıları'nın faaliyet gösterdiği Simav Dağı üzerindeki mevkiler arasında açıkça zikredilmesi de bu tarihî bağın önemini ortaya koymaktadır.
Ancak mevcut kaynaklar Laz Değirmeni'ni doğrudan Demirci Akıncıları'nın ana karargâhı olarak tanımlamamaktadır.
Onu daha doğru bir ifadeyle, akıncıların faaliyet gösterdiği dağlık harekât sahasının önemli noktalarından biri olarak değerlendirmek gerekir.
Ve belki de Laz Değirmeni'nin tarihî kıymeti tam olarak burada saklıdır.
Çünkü Millî Mücadele yalnızca büyük meydanlarda kazanılmadı.
Bazen bir dağ başında bekleyen birkaç insanın sabrında…
Bazen düşmanın hareketini haber veren bir ulakta…
Bazen gecenin karanlığında sessizce aşılan bir patikada…
Bazen de düşmanın gerisinde yakılan küçük bir ateşin etrafında şekillendi.
Bugün üzerinden bir asır geçmiş olsa da Simav Dağları'nın sessizliği, geçmişin bütün izlerini silebilmiş değildir.
Laz Değirmeni'nin ağaçları belki o günleri anlatamaz.
Kayaları konuşamaz.
Patikalar isimleri hatırlamaz.
Fakat tarih bilir.
Bilir ki o yıllarda bu dağlarda yürüyenler, yalnızca bir yerden başka bir yere gitmiyorlardı.
Bir milletin bağımsızlık arzusunu taşıyorlardı.
Demirci Akıncıları'nın hikâyesi, işte bu yüzden yalnızca bir askerî mücadele hikâyesi değildir.
O hikâye; cesaretin, fedakârlığın, istihbaratın, sabrın ve coğrafyayı bir savaş aracına dönüştüren insanların hikâyesidir.
Ve Laz Değirmeni…
Bugün sessizce duran o mevki…
Simav Dağları'nın hafızasında, Millî Mücadele'nin unutulmaması gereken izlerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.
19 Ağustos 2026
Rasih Hacıkadiroğlu

Coğrafya atlaslarında Simav dağları geçmez, Demirci Dağların geçer.