Avrupa’nın Mülteci Ambarı Türkiye (!)

İnsanoğlu yaratılıştan bu yana çeşitli sebeplerle hayatını sürdürdüğü yerlerden başka yerlere hareket etmiştir.

Bu hareketin adı en geniş anlamda GÖÇ dür.

Tarih boyunca tüm insanlığı veya büyük coğrafyaları etkilemiş olan belli başlı göçler vardır.

Bunların en ünlüleri insanlığın Afrika’dan dünyaya yayıldığını iddiasını içeren teoriye göre Büyük Göç,

Bir diğer ünlü göç ise Orta Asya’dan Avrupa’ya bir işgal hareketi olan ve yaklaşık beş yüzyıl süren Kavimler Göç’ü dür.

Anadolu’nun Türklerin vatanı olmasını da sağlayan Orta Asya’dan başlayan Türk Göçleri 6–11. yüzyıllar arasında Avrasya coğrafyasına Türklerin hakim olmasıyla neticelenmiştir.

Elbette Avrupa’dan yeni kıta Amerika’ya..

Köle olarak çalıştırılmak üzere Afrika’dan Amerika’ya gerçekleşen göçler de tarihteki büyük olaylardandır.

Tüm insanlığı yakından etkileyen göçler dışında sadece belli milletleri ve ülkeleri etkileyen göçler de ayrıca ele alınmaya değerdir.

Bizi kültürel, ekonomik ve sosyal anlamda derinden etkileyen ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna rastlayan “Mübadele” göçü son derece önemlidir.

Mübadelede Anadolu’ya göç ederek iskan edilen nüfus 500.000(beş yüz bin)kişidir.

1923 yılındaki resmi nüfus sayımına göre genç Cumhuriyetin toplam nüfusunun 13.400.000(On üç milyon dört yüz bin) olduğu göz önüne alınırsa bu sayının ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Bu vesileyle başka bir hususu da dikkatlerinize sunmak isterim.

Osmanlı devletinin 18–20. yüzyıllar arasındaki gerileme ve yıkılma döneminde Balkanlardan ve diğer coğrafyalardan canını kurtarmak için Anadolu’ya sığınan Türklerin sayısı en az 3–5 milyon seviyesindedir ki bu oran Anadolu nüfusunun üçte birine tekabül etmektedir.

İşte bu nedenle bu büyük göçmen kökenli nüfusa yönelik olarak siyasetçilerin özel davranış belirlemelerine ve siyasi parti yapmalarına şahit olmaktayız.

Son yıllarda önemli sonuçlar doğuran başka göçler de olmuştur.

Bunlardan en ünlüsü Bulgaristan’da komünist rejimin bir anlamda yıkılmasına öncülük eden Bulgaristan’da yaşayan 300.000’i aşkın Türkün Türkiye’ye göç etmesidir.

Hatırlayacak olursak 1986 yılında Melbourne Dünya Halter Şampiyonasında Türk Büyük Elçiliğine sığınarak Türkiye’ye iltica eden Naim Süleymanoğlu 1988 yılında Türkiye adına altın madalyalar aldığı Seul Olimpiyatları sonrası BM’de bir konuşma yaparak Türklere yönelik Bulgar mezalimini dünyaya duyurmuştur.

Bu konuşma sonrası asimilasyoncu Bulgar politikası iflas etmiş Todor Jivkov denilen Türk düşmanı asimilasyon suçundan olmasa da zimmet suçundan mahkum edilmiştir.

Netice olarak Bulgaristan’ın asimilasyon politikasından vazgeçmesi sonrası 150 Bin sığınmacı Türk evlerine dönmüştür.

Bu gün ise çifte vatandaşlık hakkı kazanarak yaşamlarını Türkiye ve Bulgaristan arasında devam ettirmekte olan kalabalık bir vatandaş topluluğumuz vardır.

Türklüğe, insanlarının Müslüman Türk olarak yaşamasına hizmet eden büyük ülkücü Naim Sülaymanoğlu’nu rahmet ve minnetle anıyorum.

Yakın tarihimizdeki diğer önemli bir göç olayı ise Körfez savaşı sonrası Irak’ın Kuzeyindeki Kürt isyanının Saddam tarafından bastırılması sırasında göç eden 2.000.000 (iki milyon) Kürt’ten bir milyonu aşkının Türkiye’ye sığınmasıdır.

Türkiye bu büyük sığınmacı insan topluluğunu süratle oluşturduğu kamplarda, Kuzey Irak’ta can güvenliği tesis edilinceye kadar misafir etmiştir.

Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyada ne yazık ki huzur tam anlamıyla hiçbir zaman uzun süreli ve kalıcı olarak tesis edilemektedir.

Suriye’de yaşanan iç savaş sonrası sayıları 8 Milyonu aşan mülteci en çok olarak Türkiye’ye yönelmiştir.

Diğer Arap ülkeleri yerine Türkiye’ye yönelişin en büyük nedeni biz yetersiz bulsak ta ülkemizdeki yaşam şartları, demokrasi ve insan haklarındaki seviye belirleyici olmuştur.

Hükümete göre 3 Milyon 700 Bin bağımsız kaynaklara göre ise 5 Milyonu aşkın Suriyeli tüm illere dağılmış olarak yaşamını sürdürmektedir.

Resmi kayıtlara göre sığınmacı Suriyelinin yarısından azı güney sınırı illerimizde yaşamaktadır.

Dünyada emsali görülmemiş bu sığınmacı nüfusu ülkemizin ekonomik sosyal ve kültürel hayatını temelden etkilemeye başlamış çok ciddi asayiş problemlerine de yol açmıştır.

Toplumda infial yaradan taciz, cinayet başta olmak üzere birçok kriminal olay gözlerimizin önünde gerçekleşerek kayıtlara geçmiş ve artarak devam etmektedir.

Böylesine yaşanan olayların mevcudiyeti yeryüzündeki tüm devlet ve insan topluluklarını sarsarak büyük gerilimler yaratacak potansiyele sahiptir.

Yukarıda nispeten kısaca özetlemeye çalıştığım göç olgusu üzerine değerlendirmelerime Türkiye’de yaşananlar temelinde, önemine binaen Suriyeli Mülteciler konusuna gelecek yazımda devam edeceğim.

6 Eylül 2021

Ahmet Orhan

YORUM EKLE