Geçtiğimiz aylarda art arda iki kez hastaneye kaldırılan Bardot hakkında zaman zaman ölüm iddiaları ortaya atılmış, usta oyuncu bu söylentileri bizzat yalanlamıştı. Ekim ayında ciddi bir operasyon geçirdiği belirtilen Bardot, sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine Toulon’daki bir hastanede tedavi altına alınmıştı. Doktorlar tarafından yakından takip edilen efsane ismin, Saint-Tropez’deki evinde geçirdiği sakin yaşamının ardından hastanedeki tedavi sürecinde hayatını kaybettiği bildirildi.

SANATTAN EFSANEYE BİR YAŞAM
1934 yılında Paris’te varlıklı bir Katolik ailede dünyaya gelen Brigitte Bardot, bale yeteneğiyle Paris Konservatuvarı’nda eğitim aldı. Genç yaşta modelliğe adım atan Bardot, henüz 15 yaşındayken Elle dergisinin kapağına çıkarak sinema dünyasının dikkatini çekti. 1950’li yılların başında küçük rollerle oyunculuğa başlayan Bardot’nun hayatı, dönemin eşi Roger Vadim’in yazıp yönettiği “And God Created Woman” (1956) filmiyle kökten değişti.
Saint-Tropez’de geçen filmde canlandırdığı özgür ruhlu genç kadın karakteri, Bardot’yu yalnızca Fransa’da değil, tüm dünyada bir yıldız haline getirdi. Kısa sürede sinemanın simge isimlerinden biri olan Bardot, güzelliği, özgürlükçü duruşu ve cesur rolleriyle bir dönemin ruhunu temsil etti.

SANAT VE DÜŞÜNCE DÜNYASINA ETKİSİ
Bardot, yalnızca sinema izleyicilerinin değil, entelektüel çevrelerin de ilgi odağı oldu. Filozof Simone de Beauvoir, 1959 yılında kaleme aldığı “Brigitte Bardot ve Lolita Sendromu” adlı makalesinde onu “Fransa’nın en özgür kadını” olarak tanımladı. 1969 yılında ise Fransa Cumhuriyeti’nin simgesi Marianne için canlı model olarak seçildi.
1960’lı yıllarda Henri-Georges Clouzot, Louis Malle ve Jean-Luc Godard gibi usta yönetmenlerle çalışan Bardot, Hollywood’da da önemli projelerde yer aldı. Viva Maria! filminde Jeanne Moreau ile, Shalakoda ise Sean Connery ile kamera karşısına geçti.
MÜZİK VE ŞÖHRETTEN UZAKLAŞMA
Oyunculuğun yanı sıra müzikle de ilgilenen Bardot, Serge Gainsbourg’un yazdığı “Je t’aime… moi non plus” şarkısının ilk versiyonunu seslendirdi. Şarkı daha sonra Jane Birkin ile yeniden kaydedilerek dünya çapında büyük başarı kazandı.
Şöhretin baskısından rahatsızlık duyan Bardot, 1973 yılında oyunculuğu bıraktı. Bir röportajında bu süreci, “Etrafımı saran çılgınlık bana her zaman gerçek dışı gelirdi” sözleriyle ifade etti.
HAYVAN HAKLARI MÜCADELESİ VE TARTIŞMALI YILLAR

Sinemayı bıraktıktan sonra hayatını tamamen hayvan hakları savunuculuğuna adayan Bardot, 1977’de fok avlarına karşı protestolara katıldı. 1986 yılında Brigitte Bardot Vakfını kurarak dünya genelinde hayvan hakları ihlallerine karşı mücadele yürüttü. Romanya’daki köpek itlafları, Faroe Adaları’ndaki yunus avları ve Avustralya’daki kedi katliamları gibi konularda dünya liderlerine çok sayıda protesto mektubu gönderdi.
Ancak ilerleyen yıllarda kullandığı sert söylemler ve siyasi açıklamalar tartışmalara yol açtı. 2003’te yayımlanan A Cry in the Silence adlı kitabındaki ifadeler nedeniyle “ırksal nefreti körüklemek” suçlamasıyla mahkûm edildi ve Fransa’daki aşırı sağ çevrelere verdiği destekle gündeme geldi.
SİNEMADA SİLİNMEZ BİR İZ
Brigitte Bardot, tüm tartışmalarına rağmen sinema tarihinin en güçlü kadın figürlerinden biri olarak anılmaya devam edecek. O, yalnızca bir yıldız değil; bir dönem, bir duruş ve bir ikondu.