
Yedi yıl… Tam yedi yıl boyunca bir genç kadının akıbeti karanlıkta tutuldu.
Gülistan Doku dosyası artık sadece bir kayıp vakası değil; bu ülkede adaletin nasıl ağır aksak değil, bilinçli biçimde sürüncemede bırakıldığının; kurumların nasıl içten içe çürüdüğünün; “güç sahibi” olanların nasıl fiilen dokunulmaz hale getirildiğinin açık bir kaydıdır.
Ortaya saçılan görüntüler, ifadeler, çelişkiler ve iddialar tek bir gerçeği işaret ediyor: Bu bir ihmal değil. Bu, sistematik bir çürümenin sonucudur.
Görevini yapması gerekenler görevini yapmadı. Yemin edenler yeminini unuttu. Adalet dağıtması gerekenler susmayı tercih etti.
Ve artık bunu “aksaklık” diye açıklamak mümkün değil. Bu, düpedüz tercihtir.
Sormak gerekiyor: Bu ülkede yaşayan herkesin içi gerçekten sızlıyor mu, yoksa biz bu karanlığa alıştık mı?
Bir genç kadının akıbeti belirsizken, dosyalar bilinçli biçimde ağırdan alınırken, sorumlular korunurken hâlâ “bana ne” diyebilen bir toplumsal eşiği çoktan geçmedik mi?
Asıl ürkütücü olan kaybolan bir hayat değil; kaybolan vicdandır.
“Bu mesele siyaset üstü” denildi.
Olmalıydı. Ama olmadı.
Çünkü hesap verme ihtimali ortaya çıktığı anda siyaset duvarı örüldü. Kalın, soğuk ve bilinçli bir duvar. Ve o duvarın arkasında sadece bir dosya değil, bir hakikat saklandı. Ne oldu biliyor musunuz? TBMM'de bir önerge verildi. "Gülistan Doku olayı araştırma komisyonu kurulsun" diye. Bu önerge AKP ve MHP oylarıyla "ret" edildi.
Yani vatandaş olarak haberlerde soluksuz izlediğiniz ve öfke ile dolduğunuz Gülistan Doku olayını, sizin verdiğiniz oylarla o parlementoda oturanlar "ret" oyu verdiler.
Bu durum içinize siniyor mu?
Bunlara oy verdim ben "Yazıklar olsun" diyebiliyor musunuz?
Şimdi daha net konuşalım:
İktidarı destekleyenler… Gerçekten içiniz rahat mı?
“Devlet bilir” demek bu kadar ucuz mu?
“Bir bildikleri vardır” diyerek susmak, bu karanlığın sürmesine ortak olmak değil mi?
Bir makamın gücünü, bir ismin ağırlığını, bir koltuğun cazibesini adaletin önüne koymak hangi vicdanla açıklanabilir?
Ve en çarpıcı gerçek herkesin anlayacağı dil ile şu;
Sizin oylarınızla Meclis’e gönderilen milletvekilleri, Gülistan Doku için araştırma komisyonu kurulmasına “hayır” dedi.
Evet, yanlış duymadınız.
Bir insanın akıbeti araştırılsın önerisine bile karşı çıkıldı. Bu ne demek biliyor musunuz?
"Bu dosya açılmasın" demek.
"Bu karanlık sürsün" demek.
"Bu sorular hiç sorulmasın" demek.
Verilen her “hayır” oyu sadece siyasi bir pozisyon değil; adalete sırt çevirmenin, vicdanı susturmanın ve bu çürümüş düzenle açıkça hizalanmanın ilanıdır.
Yani sizde "verdiğiniz oylarla bunda katkı sahibisiniz" demek.
Artık mesele yalnızca Gülistan Doku değil.
Mesele, bu ülkede adaletin kime işlediği, kime işlemediğidir.
Mesele, kimin korunup kimin gözden çıkarıldığıdır.
Mesele, suskunluğun mu yoksa hesap sormanın mı muktedir olma haline geleceğidir.
“Yazıklar olsun” demek artık yetersiz.
Çünkü bu bir utanç meselesini aşalı çok oldu; bu artık bir sorumluluk meselesi.
Asıl soru şu.
Bu tabloya rağmen hâlâ susacak mısınız, yoksa gerçekten hesap mı soracaksınız?
Hâlâ anlamayanlara daha açık sorayım:
Bu siyasi iklimin kalıcı bir rejime dönüşmesinde payınız olduğunu kabul edecek misiniz?
Yoksa yine aynı tercihlerle, aynı sonuçları üretmeye devam mı edeceksiniz?
Dün ne söylenirse alkışlayan, bugün tam tersi söylendiğinde yine alkışlayan bir siyasi refleksi Meclis’e göndermeye devam edecek misiniz?
Cevabınız “evet” ise, burada söz bitiyor.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…
Sadece bir bayram değil.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açan Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ülkeye bıraktığı en net uyarıdır.
Eğer gerçekten bu milletin bir parçasıysanız, o cümleyi yeniden düşünmek zorundasınız.
Çünkü egemenlik kâğıt üzerinde değil, ancak talep edildiğinde ve sahip çıkıldığında vardır.
Hayatın içinde var olan her anımıza yansıyan ve ülkemizde demokrasinin olmazsa olması olan olan "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" sözünün yazılı olduğu yer mecliste "Milli irade"...
Özgürlük solumak istediğimiz bu ülkede "Adalet Mülkün Temelidir" yazısı yazan adliyelerde "adalet" yok olmamalıdır... Senin zarfa koyup attığın oy üstüne başka güç yoktur... Diğer gerekçeler yok hükmündedir.
Gülistan Doku olayında ret oyu verenler, çocuk ölümlerinde sorumluluk almayıp istifa etmeyenler, bunlara sandıkta destek verenler, haksızlığın karşısında dilini yutanlar, 23 Nisan da bu ülkenin kurucusunun yattığı Anıtkabir'e devleti temsil eden olsa da gitmeyenler hariç, milletimizin 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.
23 Nisan 2026
Mustafa Temiz
