Eşeğin yükü kime niyet neye kısmet...

Uzun yıllar önce yer Demirci..
Hükümet konağının önünde dünyanın yükünü sırtlamış kadar soluk soluğa kalmış, yaşlı bir amca bir elinde eşeğin dizgini, diğer elinde ise ayağında Ankara lastiği ayakkabıyla bıyıkları yeni terlemekte olan bir delikanlı ile yürümekte.
Eşekte yüklü murt odunu,odunun üstüne semere atılmış keçi kılından yapılmış işlemeli bir heybe..
Heybenin gözlerinde tarhana, bulgur, tarladan sabah toplanmış acurun ucu görünmekte.
Tarihte öyle eşekler vardır ki, kimisi Mekke’ye bile vakfedilmişlerdir. Bu eşek o kadar şanslı olmada da, sırtında taşıdığı yükün bir gencin geleceğinde ne kadar önemli olduğunun farkında bile değil.
 Güzel gözlerine rağmen “inatçı” sıfatından kurtulamamış, yükün altında canı çıkmış takatı kesilmiş arada kuyruğunu sallıyor, onu da zorla yapıyor ki en mahrem yerine konan sinekleri kovalayabilsin.
İşlemeli semeriyle kırıtarak yürüse de üstüne sarılı ve güzel kokulu  murt odununun altında bile  halinden memnun değil.

Yolun diğer yanından da,kıyafetiyle mürekkep yaladığı her halinden belli, kravatlı, paltalonu ütülü, takım elbiseli, ayağında uskar ayakkabılı,yüzü güleç,kendinden emin biri geliyor.
Yolun ortasında Demirci tabiriyle haphapa geliyorlar.
Karşısındaki çocuğu gözleriyle ayağındaki Ankara lastiği ayakkabıdan başlayarak alaburus traşlı kafasına kadar, aşağıdan yukarıya dikkatlice süzüyor.
Çocuk da az ürkek, az meraklı gözlerle bu kendine bakan adama bakıyor.
Süverlikli pantalonu ayağında,Ankara lastiği ayakkabılarıyla,yılların yorgunluğu yüzündeki kırışık izlerden hemen anlaşılan,sabah erken kalktığı ve bir işe yetişmek için acele ettiği hemen belli olan adama da bakarak,
“Nasılsın Amca,hayırdır bu yüklü eşek ve delikanlıyla nereye gidiyorsun  ? “ diye sorar.
Hacıbaba Kur’an Kursu ‘na oğlanı yazdırcem,odunları ve heybeyi de oraya indircem” diyerek cevap verir.
Adam gülümseyerek “ondan sonra da İmam Hatip okuluna mı vereceksin? “
“He oraya yazdırcem okusun imam olsun,arkamızdan hiç olmazsa bir Fatiha okusun,hem kendini hem de ahiretini kurtarsın “ der.
Adam bir babaya bir yanındaki çocuğa tekrar bakıp biraz da gülümseyip eliyle de işaret ederek,
“Ben şu Ziya Gökalp Okulunda öğretmenim,bu çocuğu öğretmen okuluna gönderelim amca,biz okulda öğretmen okulu sınavları için kurs veriyoruz gel eh de “ der.
Amca şaşkın,köyden çıkarken,hatun ile konuşurken,eşeğe odunu ve heybeyi sararken niyeti bu değildi ki..
Öğretmen ısrar eder,“Amca gel eh de, bu çocuğu öğretmen edelim,yarın okula gelsin, kursa başlasın,öğretmen okulu sınavlarına girsin,ben bu çocukta bu ışığı gördüm “
Öğretmenin bu candan ve samimi sözleri karşısında kendine bir yakınlık hisseden çocuğun babası, gemisinin rotasını değiştiren bir kaptan edasıyla hem kafasını sallayıp “tamam hocam tamam öyle yapalım”der,hem de eşeğin yularından asılıp eşeğin rotasını  Hacıbaba Kur’an Kursu istikametinden Bahçeler Camisine doğru değiştirir.
Bahçeler camisinin yanındaki kira evinde diğer oğlu oturan adam, küçük oğlunu da onun yanına yerleştirir,kursa götürdüğü odunu ve heybedeki erzakı da  bu eve indirir.
Ziya Hocanın tavsiyesiyle düzenli olarak kurslara giden çocuk, Ziya Gökalp Okulundaki kursları başarı ile bitirip, öğretmen okulu sınavlarına hazırlanır.
Kurs günleri çabuk geçer ve sınav günü gelip çatmıştır.
Sınav sabahı ayağındaki lastik pabuçla Oyukarkası’ndaki koyun sayasından yola çıkan çocuk, Öğretmen Okulu sınavının yapıldığı okul binası önüne gelir.
Sırayla öğrenciler içeri alınırken, sıra kendisine geldiğinde sınav giriş kâğıdı istenir.
Çocuk eyvah çeker.
Çünkü yaklaşık bir saatte yaya olarak geldiği Oyukarkası’ndaki koyun sayasında sınav giriş kâğıdını unutmuştur.
Sınavın başlaması için süre az, koyun sayasındaki barakada unuttuğu sınav kâğıdını yeniden yaya olarak alıp gelmek için ise zaman kısa yol uzundur.
Öğretmenlik hayalleri  bir anda bozulan genç delice koşmaya başlar, öylesine koşmaktadır ki, ter ayağındaki Ankara lastiğinin içinde ayaklarını bile sırılsıklam etmiştir.
45 dakika gibi bir zamanda koşa koşa sınav giriş kağıdını alıp gelen çocuk, kapıdaki görevli öğretmenlere kağıdı uzatır. Öğretmenlerden biri “sınav başlayalı 15 dakika oldu evladım nerdesin sen? “diye çıkışır.
Çocuk dili damağı kurumuş, vücudundan çıkan ter elbisesinin dışına çıkıp üstüne yapışmış, bir yandan da soluk alıp vermeye çalışırken durumunu anlatır.
Öğretmenlerden biri çocuğun sabah çıkarken unuttuğu sınav giriş kâğıdını alıp gelmek için gittiği yeri ve gidip geldiği zamanı anlayınca insafa gelip, “sınav başlayalı 15 dakika oldu hadi gir, ama sınav kâğıdını herkesle bir alırız”deyip çocuğu sınava alır.
Sınav sonucu belli bir süre sonra açıklanır ve öğretmen olabilmek için tabanları yağlayıp bir solukta sınava girebilmeyi başaran bu çocuk, sınavda üçüncü olarak öğretmen okuluna girmeye hak kazanmıştır.
İnsan hayatındaki böyle kırılma noktaları yaşanıldığında önem arzetmiyor gibi gözükse de anlatıldığında ve gelinen süreçte, bilinen dönemlerle bir araya geldiğinde bir yaşam hikâyesi haline bile gelebiliyor.
Eşeğin yükünden başlayıp, murt odununun kokusundan, heybeden ucu sarkan kıvrılmış taze acur, Ziya hocanın yolda denk gelmesinden, Ankara lastiğinin hüneri ile maraton koşacak kadar azmin bir hikâyesi de böyle sıralanıyor.
Eşek ile söz dinleyen baba hayatta değiller. Eşek güzel gözlü eşek, laf dinleyen baba da Çanakçı’lı Hüseyin Temel idi.
Öğretmen okuluna gitmek için yine Oyukarkasına bir solukta koşup geri dönen o Ankara lastiği giyen çocuk ile Ziya Gökalp Okulunun o dönem öğretmeni olan Ziya hoca hala yaşıyorlar.
Hayatın bir ortak noktada kesiştirdiği bu iki insan hala aramızdalar.
Ziya hoca Demirci'de bu herkesin bildiği Öğretmen emeklisi Ziya Arslan.
Ziya hocanın “ gözlerinde ışığı gördüm” dediği o çocuk da kim biliyor musunuz?
Kırılma noktası hayatın içinde var. Nereden nereye...
O çocuk Demirci eski Belediye  başkanı İhsan Temel…
Dediğim gibi insanın kendi yaşadığı sıradan gibi gözükse de anlatıldığında böyle ibretlik öykü olduğunun farkına varılabiliniyor.
Dinlediğimde kafamda şimşekler çaktıran bu hayat hikayesini genç nesile aktarmak ve örnek alınmasını sağlamak,yastık altında anlatılacak bir hikaye olarak kayıt altına almak istedim..
Ben yazdım okuyan okusun..
Kimbilir bu yazıyı okuyan bir gencin hayatında da belki bu yazı bir kırılma noktası olacak.
Belli mi olur ?
Mustafa Temiz
manisasonhaber@gmail.com
YORUM EKLE
YORUMLAR
ismail ÇETİNTAŞ
ismail ÇETİNTAŞ - 5 yıl Önce

Sn, mustafa TEMİZ, Bir hayat hikayesi bu kadarmı güzel yazılır,Sn ihsan beyin geçmişini,murt odunu,bobuc,deri heybe,acır,demirci şivesiyle yazmak başka bir heyecan katmış zor günlerden yüksek makam,a yükselen ihsan TEMEL ,başkanımi,gün ışığına Çıkarmışsınız yazıyı,okurken sigaramin külü üç parmak olmuş teśekkürler böyle güzel gercek hayat hikayeyi kaleme alan siz mustafa beyi tebrik ediyorum