
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Heyet İmralı’ya gitsin, Abdullah Öcalan’la görüşsün.” yönündeki açıklaması, Ankara siyasetinde büyük bir sarsıntı yarattı. Bu sözler yalnızca muhalefet cephesinde değil, bizzat Cumhur İttifakı içinde de ciddi yankılar uyandırdı. Görünen o ki, Bahçeli’nin bu çıkışı, ittifakın geleceği açısından yeni bir kırılma noktası oluşturabilir.
Geçtiğimiz gün, basında yer alan manşetler, bu sarsıntının boyutlarını açıkça gösteriyor. Hükümete yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak ve Türkiye gazeteleri, MHP liderinin çağrısına temkinli, hatta yer yer eleştirel bir üslupla yaklaştı. Buna karşılık, MHP’ye yakın çevreler de bu tavrı “ittifakı yıpratma çabası” olarak yorumladı.
Yeni Şafak gazetesi açık biçimde “İmralı’ya gidilmesin, Demirtaş serbest bırakılmasın.” yönlü haberleri ön plana çıkarırken; Türkiye gazetesi köşe yazarlarının da benzer çizgideki yazıları dikkat çekti. Bu durum, Bahçeli’nin hamlesine AK Parti cephesinde bir mesafe konulduğunu, özellikle tabanda oluşabilecek tepkinin gözetildiğini düşündürüyor.
Kaybolan Tabanı Geri Kazanma Hamlesi mi?
MHP, son yıllarda tabanında belirgin bir çözülme yaşadı. Milliyetçi ve devletçi reflekslerle hareket eden seçmenlerin bir bölümü, partinin Cumhur İttifakı içinde eridiği kanaatine varmış durumda.
Bahçeli’nin bu çıkışı, bir yönüyle “tabanı geri kazanma” çabası olarak da okunabilir. Terörle mücadele söylemini yeniden gündeme taşımak ve MHP’nin ideolojik zeminini hatırlatmak, bu hamlenin temel motivasyonlarından biri gibi görünüyor.
Ancak AK Parti cephesinde bu hamlenin “riskli” olduğu kanaati hâkim. Özellikle yerel seçim sonrası oluşan kırılgan toplumsal dengeler, parti yönetimini temkinli davranmaya itiyor. Çünkü kamuoyunda “yeni bir çözüm süreci başlatılıyor” algısının doğması, hem milliyetçi hem de muhafazakâr tabanda olumsuz karşılanabilir.
Perde Arkasında Bürokratik Gerilim
Bugün gelinen nokta elbette yalnızca bir söylem tartışmasının sonucu değildir. Bu krizin önemli bir geçmişi vardır. Uzun süredir Devlet Bahçeli’nin özellikle MHP’ye yakın bürokratları ve kadroları koruma isteği biliniyor. Bu durum, zaman zaman İçişleri Bakanlığı merkezli bazı gerilimlere de yansımıştır.
Kamuoyunda, İçişleri Bakanlığı kadrolarında MHP’ye yakın isimlerin tasfiye edildiği yönünde bir kanaat hâkimdir. Muhtemelen bugünkü kavganın başlangıç noktası da burasıdır. Hatta geçmişte Bahçeli’ye yakın bazı isimlerin yeraltı dünyasıyla ilişkilendirilen figürlerle yan yana gelmesi, o dönem Bakanlık içindeki güç mücadelesine verilen bir mesaj olarak yorumlanmıştı.
Dolayısıyla, İmralı çıkışını yalnızca siyasi değil, bürokratik ve psikolojik bir hamle olarak da değerlendirmek gerekir. Bahçeli, bir anlamda partisinin devlet içindeki varlığını yeniden hissettirmek istemektedir.
İmralı Baskısı ve Güç Gösterisi
İmralı’ya gidilerek bizzat Abdullah Öcalan’la görüşme talebinin büyük oranda DEM Parti ve PKK çevrelerinden geldiği artık sır değildir. Bu talepler, özellikle bölgesel dengeler ve yaklaşan seçim tartışmaları üzerinden kamuoyuna taşınmıştır.
Bahçeli’nin bu konudaki tavrı, ilk etapta “kararlılık” göstergesi olarak okunmuş olsa da, iktidar içinden gelen dirençle karşılaşmıştır. Bu direnç, Bahçeli tarafından yalnızca siyasi bir çekince olarak değil, kendi gücünün ve ittifaktaki yerinin sorgulanması şeklinde algılanmıştır.
Bu nedenle, Bahçeli için İmralı’ya heyet gönderilmesi artık yalnızca bir siyasi hamle değil, kamuoyu önünde bir güç gösterisine dönüşmüştür. Geri adım atması, hem partisi içinde hem de ittifak dengeleri açısından “zayıflık” olarak görülecektir. Dolayısıyla MHP lideri, bu çıkıştan vazgeçememektedir.
Pişmanlık Değil, Pazarlık Algısı
Elbette terörün tamamen sona erdiği, suçluların pişmanlık duyduğu bir ortamda hukuk çerçevesinde atılacak adımlar, toplum nezdinde anlaşılabilir olabilir. Ancak bugün Türkiye’de yaşanan tablo bundan çok uzakta. DEM Parti’nin söylemleri, terör örgütüyle arasına mesafe koyamayan açıklamaları, toplumda “pişmanlık değil, pazarlık yapılıyor” algısını güçlendiriyor.
Bu durum, Türk halkının büyük çoğunluğu için kabul edilemez bir çizgidir. Çünkü bu ülkenin insanı terörle yıllarca mücadele etmiş, bedel ödemiştir. Bugün gelinen noktada devletin eliyle yeniden bir müzakere süreci algısı yaratmak, hem millî hafızayı hem de devletin otoritesini zedeleyecek bir gelişme olur.
İttifakta Çatlak mı, Dönüşüm mü?
Tüm bu gelişmeler, Cumhur İttifakı’nda süregelen sessiz gerilimin su yüzüne çıktığını gösteriyor. Bir yanda iktidarın “denge politikası” arayışı, diğer yanda MHP’nin “ideolojik bütünlük” ısrarı...
Görünen o ki, bu iki çizgi artık aynı zeminde buluşmakta zorlanıyor.
Cumhur İttifakı uzun süredir “zorunlu bir birliktelik” olarak ayakta duruyor. Ancak son yaşanan gelişmeler, bu birlikteliğin ideolojik temellerinin sarsılmaya başladığını, ortak söylem üretme kapasitesinin azaldığını ortaya koyuyor.
Sonuç olarak, Bahçeli’nin “İmralı çıkışı” sadece bir siyasi manevra değil, aynı zamanda Cumhur İttifakı’nın geleceğini belirleyecek bir eşik olarak tarihe geçebilir.
Türk milleti, teröre karşı tavizsiz bir duruş beklerken, siyaset kurumu bu beklentiye kulak vermek zorundadır.
07 Kasım 2025
Ahmet Orhan