Türk siyaseti, içinde bulunduğumuz dönemde dünyada eşi benzeri az rastlanan gelişmelere sahne oluyor.
Türkiye’yi çeyrek asırdır yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünlerde siyaseti yalnızca kendisiyle sınırlı tutmuyor; oğullarını, damatlarını, hatta torunlarını yavaş yavaş bu sahneye ısıtmaya çalışıyor.
Adeta futboldaki “paf takımı” ya da “yıldızlar takımı” mantığıyla siyaseti bir aile kulübüne dönüştürme çabası içinde.
Demokraside Hanedan Olmaz
Oysa demokrasilerde bunun yeri yoktur.
Böyle bir yaklaşım ancak hanedan siyaseti kavramıyla açıklanabilir.
Millet iradesiyle yürüyen rejimlerde iktidarın aile içinde devri, demokrasiye gölge düşürür; siyaseti bir “mülk yönetimi”ne indirger.
Bu yazıyı kaleme almama neden, Sayın Cumhurbaşkanının ABD doğumlu 18 yaşındaki torunu Ömer Tayyip Erdoğan’ın sosyal medya hesaplarında denk geldiğim bir konuşmasıdır.
Seçilmişlerin ailesinin destek olması takdire şayan olmakla birlikte, bu desteğin sınırlarını aşması tehlikesi her zaman ciddi boyuttadır.
Halef Arayışında Aile Gölgesi
Epey zamandır mevcut anayasaya göre yeniden aday olması mümkün olmayan Erdoğan yerine, halef arayışlarının Hakan Fidan dışında Erdoğan ailesi üyeleriyle sınırlı olduğu yönünde bir algı oluşmuş durumda.
Bu algının temel nedeni, oğulların ve damatların kamusal görünürlüğü ile yürüttükleri faaliyetlerdir.
Geçmişte de Denendi
Geçmişimizde benzeri örnekler yok mu? Elbette var.
Özal döneminde de kardeşlerin ve evlatların siyasette öne çıkma çabaları görülmüştü.
Ancak Türk milleti bu tür yaklaşımları reddetti; tabiri caizse “sert kayaya çarptılar.”
Bugün ne kardeş Özal’ların ne de evlat Özal’ların siyaset sahnesinde ciddi bir etkisi kalmıştır.
Yeri gelmişken Menderes ailesine de bir parantez açmak gerekir.
Rahmetli Adnan Menderes, oğlunun devlet gücüyle ticaret yapmasına asla izin vermemiş, “Hizmet etmek istiyorsan devlet memuru ol” diyerek bir devlet adamına yakışan tavrı sergilemiştir.
Aile ve Devlet Arasında İnce Çizgi
Bugün ise tablo farklı.
Türkiye’nin en büyük denizcilik şirketlerinden birinin ortağı Cumhurbaşkanının oğlu; vergi rekortmeni savunma sanayii üreticisi ise damadı.
Şahsi başarıları inkâr edilemese de kamuoyunda güçlü bir algı var:
“Devletin tüm imkânlarını arkalarında hissederek mi yükseldiler?”
Devlet adamlarının yakınlarının ticarette boy göstermesi — hele ülkenin en stratejik sektörlerinde öne çıkması — halkın vicdanında haklı olarak şüphe uyandırıyor.
Dünyada da Artan Bir Eğilim
Bu durum sadece bize özgü değil.
Dünyada da benzer örnekler artıyor.
Trump, iş dünyasındaki ününü siyasete taşıdı.
Latin Amerika’dan Doğu Avrupa’ya kadar birçok ülkede, ticari yetenekleriyle öne çıkan liderler iktidara geldi.
Ama işte tam da burada sorun yatıyor:
Ticaret bireysel kazancı gözetir, devlet yönetimi ise kamu menfaatini.
Bu iki alan birbirine karıştığında, adalet terazisi şaşar.
Bugün dünyadaki ekonomik belirsizliklerin sürmesinin nedenlerinden biri de bu “işadamı-devlet adamı” profillerinin çoğalmasıdır.
Türk Milleti Devleti Aile Mülkü Yapmaz
Türkiye de bu tablonun dışında değil.
Bizdeki hanedan siyaseti eğilimi, ekonomik alanda da kendisini gösteriyor.
Siyasetle iç içe geçen ticari faaliyetler, kamu vicdanında en ağır yaraları açar.
Çünkü milletin beklediği devlet adamı profili; aile çıkarını değil, milletin çıkarını gözeten kişidir.
Örnekler ortadadır:
Özal döneminde reddedilen aile siyaseti, Menderes’in oğluna çizdiği sınırlar...
Hepsi aynı hakikati göstermektedir:
Türk milleti, devleti bir ailenin malı haline getirecek yaklaşımlara izin vermez.
Kazanan Hep Millet Olmuştur
Bugün yaşananlar, demokrasi sınavlarımızdan biridir.
Bu sınavı kimin kazanacağı ise aslında çok açıktır.
Tarih bize defalarca göstermiştir ki;
Uzun vadede kazanan her zaman millet olmuştur.
06 Ekim 2025
Ahmet Orhan
