İkiyüzlü Siyaset Toplumsal Dokuyu Zedeliyor / Mustafa Temiz Yazdı...

Eleştirel sesler yükseldiğinde, hukuk kılıfı altında sindirme politikaları devreye sokuluyor. Gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler, aktivistler, sırf farklı düşündükleri için haksız yere cezaevlerine atılıyorlar. 

İkiyüzlü Siyaset Toplumsal Dokuyu Zedeliyor / Mustafa Temiz Yazdı...

Bir zamanlar kürsülerden mangalda kül bırakmayanlar, iktidar koltuğuna kurulunca 180 derece çark etmeyi maharet sayar oldular. Oysa o cafcaflı nutuklar, o hamasi söylemler, milletin umutlarını yeşertmekten ziyade, bugün ayaklar altına alınan vaatlerin kılıfıymış meğer. 

Geçmişte söyledikleriyle bugün yaptıkları arasındaki uçurum, sadece bir tutarsızlık değil, aynı zamanda milletin zekasıyla alay etmektir. 

Bu siyaset cambazları, dün eleştirdikleri ne varsa bugün bizzat onu uygulamaktan çekinmiyor, hatta daha da ileri giderek eleştiri mekanizmalarını susturmaya çalışıyorlar.

Bu ikiyüzlü siyaset anlayışı, maalesef ki toplumsal dokuyu derinden zedeliyor. 

Kendi çıkarları uğruna milletin arasına nifak tohumları serpiyorlar. "Bizden olanlar ve olmayanlar" şeklinde zehirli bir ayrımcılık pompalayarak, ülkenin birlik ve beraberliğini dinamitliyorlar. 

Oysa siyaset, farklı görüşlerin ortak bir paydada buluştuğu, memleketin hayrına çözümler üretildiği bir arena olmalıydı. Ancak şimdilerde, sadece kendi düşüncelerini mutlak doğru kabul eden, farklı seslere tahammülü olmayan bir zihniyet hüküm sürüyor. Bu kutuplaştırıcı dil, vatandaşları birbirine düşman ediyor, ortak geleceğe olan inancı sarsıyor.

Peki, bu ayrıştırıcı siyasetin ülkeye maliyeti ne oluyor? 
Kalkınma hayalleri yarım kalıyor, ekonomik istikrar bozuluyor, uluslararası arenada itibarımız zedeleniyor. Çünkü enerjimiz, yapıcı projeler üretmek yerine, sürekli bir iç çekişmeyle, suni gündemlerle harcanıyor. Ülkenin kaynakları, yandaşlara peşkeş çekilirken, liyakat ve ehliyet ayaklar altına alınıyor. Milli değerler sözde yüceltilirken, aslında günü kurtarma telaşıyla her türlü ilkesizlik mübah görülüyor.

Dahası, bu iktidar ve yandaşlarının dini cemaatlerle olan karanlık ve kopmaz bağları, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Devletin kılcal damarlarına sızan bu yapılar, hukukun üstünlüğü ilkesini hiçe sayarak, kendi ideolojilerini dayatmaya çalışıyorlar. Milli iradenin tecelligahı olan meclis dahi, bu arka bahçe ittifaklarının gölgesinde işlevsizleşiyor.

En vahimi ise, bu zihniyetin demokratik hak ve özgürlüklere karşı sergilediği düşmanca tavır. Kendileri gibi düşünmeyen her kesimi "hain", "terörist" ilan etmekte beis görmüyorlar. 

Eleştirel sesler yükseldiğinde, hukuk kılıfı altında sindirme politikaları devreye sokuluyor. Gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler, aktivistler, sırf farklı düşündükleri için haksız yere cezaevlerine atılıyorlar. 

Adalet mekanizması, iktidarın sopası haline dönüşüyor. Bu durum, sadece mağdur olan bireylerin değil, tüm toplumun vicdanını kanatıyor. Bir ülkede düşünce özgürlüğü yoksa, adalet yoksa, o ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.

Artık maskeler düşmüştür. İktidarın gerçek yüzü, çifte standartları, toplumu ayrıştıran dili ve ülkeye verdiği zararlar gün gibi ortadadır. 

Artık suskun kalmak, bu gidişata ortak olmak anlamına gelir. Vatandaş olarak en temel görevimiz, bu yanlış gidişata "dur" demek, demokratik haklarımıza sahip çıkmak ve adalet, özgürlük ve eşitlik temelinde yeniden birleşmektir. 

Aksi takdirde, bu karanlık tablo, gelecek nesiller için onarılması güç yaralar açmaya devam edecektir. 

Unutmayalım ki, bir ülkenin en büyük gücü, farklılıklarına rağmen bir arada yaşama iradesi gösteren, özgür ve düşünen vatandaşlarıdır. Bu gücü kaybetmeyelim. 

Sade vatandaşlar olarak bizim gaflet ve dalalete düşme şansımız hiç yok, düşenlerin sırtını sıvazlamak ve alkışlamakta onurlu bir insan duruşu hiç değil...
Ülkenin acilen tamirata ve yeni bir kana ihtiyacı var. Laik Cumhuriyet, demokratik bir irade ile duran kalp yeniden çalıştırılmalıdır. Oksijen gibi, su gibi, demokrasiye ve bağımsız yargı marifetiyle adalete ihtiyacımız var. 
Dayatarak, zorlayarak, güç gösterenlere ve yaşam tercihlerine müdahaleler ve kendi hayat akışına uymayanları yok hükmünde kabul ederek yönetim sergileyenlere bu halk hep "Dur" demesini bilmiştir.
Sandık, hemen sandık, acilen sandık gelmelidir... 
Milletin hür iradesiyle başlayan anayasal protesto etme hakkı ile adalet için  imza toplama kampanyasını itibarsızlaştırıp, erken seçimi hayal gibi gösterenler, dün de kürsülerden "Recep Tayyip Erdoğan'dan Cumhurbaşkanı olmaz" diyorlardı. Bugün aynı Erdoğan'a destek nutuklarıyla yoksa bizim bilmediğimiz kendi ikballerinin peşinde olduklarını mı gösteriyorlar...
Bu milletin zekasıyla dalga geçilmez...30 milyon imza geldiğinde sanırım 3-5 ay daha ortalıkta gözükemeyeceksiniz... Bu millet göstereceği ve sizin hiç işinize gelmeyecek tercih iradesiyle, unutmayın ki sizi bu defa komaya bile sokacaktır.
Sokağa çıkın  ve halkı dinleyin.. Bu milletin ezilmişleri ve adaletten nefes alamayanları yaka silkiyor, sıtkı sıyrıldı,  güven sarsılmadı ve inanın yıkıldı...
Bu millet iradesiyle anayasal hakkı olan seçme ve seçilme hakkıyla,  önüne konacak ilk sandıkta  daha önce dediğini yine diyecektir "Yeter Söz Milletin"....


8 Nisan 2025
Mustafa Temiz

Güncelleme Tarihi: 08 Nisan 2025, 08:01
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER