İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, KURAKLIK VE SUSUZLUK

Bugün yazımda ne zamandır biriktirdiğim, üzerinde araştırma yaptığım bir konuya giriş yapmak istiyorum.
Aynı konuyu kuraklık, iklim değişikliği ve susuzluk üzerinde bir süre ele alma kararındayım.
Her yıl bu mevsimde aynı haberlerle uyanıyoruz:
Büyükşehirlerimizin barajları alarm veriyor, göletlerde su seviyeleri kritik düzeylere iniyor.
İzmir başta olmak üzere mega kentler şimdiden münavebeli su ile yetinmekte.
Halk kimi zaman ve kentlerde hatta günlerce bidonlarda biriktirdikleri sularla ihtiyaç görmekte.
İzmir gibi büyük yerleşim birimleri tam anlamıyla susuzluk girdabında.
Barajlar kurumuş…
İzmir kırsalının yeraltı su kaynakları tüketilmiş… Manisa’nın, Gediz Ovası’nın yeraltı kaynaklarına göz dikilmiş durumdadır.
Çiftçi, tarlasına su bulamıyor.
Bölgemizde birçok üzüm üreticisi yeterli sulama yapamadı.
Bazı ürünler su yetersizliğine nedeniyle ya ekilemedi ya da ekilse bile kurumaya terk edildi.
Bu yılın ürünün zarar görmesinin dışında bitki ve meyve ağaçlarının sağlıklı gelişimi de tehlikeye düşmekte.
Vatandaş musluğundan akan suyun yarın da akacağından emin değil.
Sorun artık tesadüfi yağış eksikliği değil;
iklim değişikliği ve onun getirdiği derin krizdir.
Bugün dünyayı ısıtan karbon salınımı,
tahrip edilen ozon tabakası
ve hesapsız enerji tüketimi,
suyun doğal döngüsünü bozdu, evrenin sonsuzluğunda yok olup gitmesine yol açtı.
Eskiden karla beslenen topraklarımız artık ya kar yüzü görmüyor ya da yağan kar hızla eriyip akıp gidiyor.
Yağmur suları kanalizasyonlara karışıp denizlere karışıyor.
Buharlaşma hızlandı, yeniden toprağa dönüş ise neredeyse imkânsız hale geldi.
Ama biz, bu çıplak gerçeği görmemekte ısrar ediyoruz.
Ortada görevli bir bakanlık olsa da su yönetiminde hâlâ sınıfta kalıyoruz:
-
Tarımda vahşi sulama sürüyor.
-
Kentlerde yağmur suyu biriktirme sistemleri neredeyse yok.
-
Sanayide su tüketimi denetlenmiyor.
-
Maden zenginleştirmede uluslararası sermaye vahşice kıt olan suyumuzu tüketiyor.
-
Enerjide hâlâ fosil yakıt ısrarı var.
Bu tabloyu değiştirmezsek, bizi bekleyen gelecek sadece susuzluk değil; toplumsal huzursuzluk ve jeopolitik krizlerdir.
Bugün önlem almazsak yarın komşu ülkelerle su yüzünden gerilim yaşayabiliriz.
Şehirlerde su kesintileri hayatı felç edebilir, tarım çökerse gıda fiyatları uçuşa geçer.
Çözüm elimizde
Artık laf değil, icraat zamanı:
-
Karbon salınımını azaltıp yenilenebilir enerjiye yönelmek,
-
Tarımda akıllı sulama sistemlerini zorunlu kılmak,
-
Kentlerde yağmur suyu hasadı ve gri su kullanımını yaygınlaştırmak,
-
Ormanları ve sulak alanları korumak; çünkü suyun döngüsü onların varlığına bağlıdır.
Su, insanlığın en eski dostu. Ama biz ona ihanet ediyoruz.
Eğer bugün önlem almazsak yarın çocuklarımıza çölleşmiş topraklar, boş barajlar ve kuruyan göller bırakacağız.
Su, bir çevre meselesi değil artık; bir hayatta kalma meselesidir.