
Çocukluğumuzda üzerinde Arapça yazılı ne bulursak yerden alıp yüksek bir yere koyardık.
Aslında bunların hiçbiri Kuran ayetleri değildi ama biz öyle zanneder onlara kutsallık atfederdik.
Şimdi Ramazan ayı münasebetiyle satılan hurma paketlerini ve üzerindeki Arapça yazıları görüyorum ve o günleri hatırlıyorum.
Gülüyorum ama aslında ağlanacak halimize gülüyorum.
Konuyu Kılıçdaroğlu’nun neden olduğu seccade polemiğine getireceğimi anladınız herhalde...
Algının ne kadar önemli olduğunu gösteren harika bir örneğe şahitlik ediyoruz.
Uzmanlar çok iyi özetlemiş; sen ne kadar anlatırsan anlat önemli olan karşıdakinin ne anladığıdır.
O seccadeler dokuma tezgahlarında özel ve kutsal iplerle dokunmuyor!
Milyonlarca halı ve kilimde de aynı ipler kullanılıyor.
Öyleyse, hal böyleyken aynı tezgâhtan çıkan sıradan dokuma seccadeyi kutsal yapan nedir?
Elbette ki bizdeki algıdır!
Bu tespiti ortaya koymakla birlikte Kılıçdaroğlu tamamen masumdur diyemem.
Siyaset yapan biri, hem de milli duyguları ve değerlerine bağlılığı yüksek bir milletin Cumhurbaşkanlığına soyunan biri, tüm bunları bilmek ve aynı istikamette hareket etmek durumundadır.
Tecrübeli bir politikacı olan Kılıçdaroğlu bastığı yere sağlam ve dikkatli basmaktan sorumludur...
Milletimizin dini ve milli alametlere olan hassasiyetini iyi bilmezse onların oyunu alamayacağını da bilmelidir.
Kahramanmaraş’ta bir başörtüsü için Sütçü İmam savaş başlatmadı mı?
Mesela başka milletler iç çamaşırı yaparken biz bayrağı öpüp başımıza koyuyoruz.
Unutulmamalıdır ki toplumun değer ve hassasiyetlerinden uzak bir siyaset halkta karşılık bulmakta zorluklara sebep olabilir.
Devleti yönetme ehliyeti açısından Kılıçdaroğlu’nun dini duygularının ne kadar kuvvetli olduğu birinci dereceden belirleyici olmamalıdır.
Zaten dinimiz de liyakati, yani işi ehline vermeyi emrettiğine göre asıl göstermemiz gereken yaklaşım kesinlikle budur.
Üstelik Kılıçdaroğlu üzgün olduğunu ifade ederek özür diledi.
Ayrıca böyle bir hatayı bilerek yapmayacağını her insaf ve akıl sahibi kabul etmek durumundadır.
Bu saatten sonra üzerine gidip fırsatçılık yapmak, böylesine bir yanlışı gündemde tutarak istismar aracı yapmak hiç etik değildir.
Hatta son derece nahoş bir davranıştır.
Ülkemiz gündeminin olması gereken rotaya bir an önce geri dönmesi gerekiyor.
Seçmenler, partilerin, ittifakların seçim beyannameleriyle, ekonomi ve tarım politikaları ile meşgul olması, içinde bulunduğumuz süreçte doğru yaklaşımıdır.
Nasıl bir Türkiye vadettikleri ile ilgilenmeliyiz.
Çözüm bekleyen problemlerimizden terör ve dış politika görüşlerini milletimiz tüm yönleriyle öğrenmelidir.
Şahsen ben bütün bunlardan sonra oturup, liyakat açısından değerlendirip oy vereceğim kişinin kim olacağına karar vereceğim.
Bence olması gereken sağlıklı yaklaşım budur.
Siz değerli okuyucularımın görüşlerini merak ettiğim için yazımı bir soruyla bitireceğim...
Seçim sürecinin olması gerektiği gibi, sağlıklı yürümemesi kimin işine gelir sizce?
06 Nisan 2023
Ahmet Orhan
Adam namaz bilmiyor, seccadeyi nereden bilsin.