
Çözümü savunmak teröre taviz değildir; gerçek çözüm, hem teröre karşı tavizsiz hem de hukuka ve evrensel değerlere bağlı kalmakla mümkündür.
Türkiye, polisiye tedbirler ve güvenlik politikaları sayesinde, terörle mücadelenin çok önemli bir bölümünü geride bırakmıştır. İstihbarat kapasitesi, sınır ötesi harekâtlar ve içerideki operasyonlarla örgütün eylem gücünün ciddi biçimde zayıflatıldığı ortadadır.
Ne var ki, bu gerçek bizi şu hakikati görmezden gelmeye sevk etmemelidir:
Terör sorununun kalıcı çözümü, yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil, evrensel kuralların, hukukun üstünlüğünün ve adaletin Türkiye’de içselleştirilmesiyle mümkündür.
Elbette en ileri demokrasiyi hayata geçirmiş olan ülkelerin yaptığı gibi içinde bulunduğunuz coğrafya ve şartların göre uyarlanmış bir yaklaşım tercih edilmek durumundadır.
Ham hayaller peşinde koşmanın ütopyaları hayata geçirmeye kalkmanın sonun hüsran olacağı da akılda tutulmalıdır.
Demokratik standartların yükselmesi, vatandaşlık bağının güçlenmesi, ayrımcılığın reddi, ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin giderilmesi; bu sorunun zeminini daraltacak asli unsurlardır.
Zaman içerisinde bu zeminin daralması, sorunun kendiliğinden ortadan kalkacağı anlamına gelmez ama terörün beslendiği kaynakları kurutur.
Ancak içinde bulunduğumuz coğrafya, bu konuda Türkiye’ye geniş bir hareket alanı tanımamaktadır. Bölgesel çatışmalar, güç mücadeleleri, vekâlet savaşları, komşu ülkelerdeki otorite boşlukları, terör örgütleri için yeniden yapılanma imkânı yaratmaktadır.
Bu kırılgan coğrafyada, devletin “yalnız” kalabileceği dönemlere de hazırlıklı olmak gerekir. Yanlış ve aceleci adımların bedelini, sadece bugünkü iktidar değil, gelecek nesiller ödemek zorunda kalır.
Devlet, geçici heveslerle, günübirlik siyasi kazanç hesaplarıyla yönetilemez.
İmralı sürecinde yaşanan tartışmalar, bize şunu bir kez daha hatırlatmaktadır:
Ne yapılacaksa, ince ince hesaplanmalıdır. Terörle mücadelede atılacak her adım, muhatap alınacak her aktör, kurulacak her cümle, millî bütünlük perspektifinden defalarca test edilmelidir.
Bu süreçten çıkış, yani PKK terörünün bitirilmesi;
– Terör liderini merkeze alan,
– Örgütü dolaylı meşrulaştıran,
– Siyasi sorumluluğu muğlaklaştıran
yaklaşımlarla değil; devleti devlete, hukuku hukuka, milleti millete muhatap kabul eden bir çizgiyle mümkün olabilir.
Çözümü savunmak, teröre taviz vermek değildir.
Barışı savunmak, terör liderini muhatap almak zorunluluğunu doğurmaz.
Tam tersine, gerçekten çözümden yana olmak; hem teröre karşı tavizsiz, hem de hukuka ve evrensel değerlere bağlı olmayı gerektirir.
Bu çizgi, devletin onurunu da, milletin vicdanını da, şehitlerin hatırasını da koruyan yegâne çizgidir.
27 Kasım 2025
Ahmet Orhan
Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2025, 15:03