Hatırasız Bir Hayat, Sırlarla Dolu Bir Ölüm

Dağlara tutunmuş, yokuşları insanın dizlerini titreten o şehirde bir kadın yaşardı. Şehir nasılsa hayatı da öyleydi: Sert, yorucu, merhametsiz… Bir zamanlar gülmüştü belki, birine “anne”, birine “canım” demişti. Ama bunların hiçbiri onunla kalmadı. Bir trafik kazası, hafızasını paramparça etti. Hayatı ikiye bölündü: Kazadan önce ve kazadan sonra… Ama kazadan önceye dair hiçbir şey hatırlanmadı.

Alzheimer, onun en ağır yükü oldu. İnsan kendini unutur mu? O unuttu. Aynada gördüğü kadına yabancılaştı. Günler, saatler, yüzler birbirine karıştı. Hatırlayamadığı her şey, kalbinde tarifsiz bir boşluğa dönüştü. O boşluğu dolduran tek şey vardı: sigara. Duman, onun hafızası oldu. Duman, ona “buradayım” dedi.

Evi vardı ama ev, bir yuva değildi artık. Duvarlar soğuk, eşyalar anlamsızdı. O yüzden sokağa çıktı. Her gün aynı saatlerde, aynı yolları yürüdü. İlçenin küçük esnafı onu tanırdı. Bir çay ocağında sessizce oturur, önüne bırakılan çayı iki eliyle tutardı. Kimi cebinden bir sigara çıkarırdı, kimi aç olduğunu anlayıp önüne bir tabak koyardı. Kimse ona geçmişini sormazdı. Çünkü geçmişi yoktu. Sormak, acıtmaktan başka bir şey değildi.

Kadın konuşmazdı fazla. Gözleri konuşurdu. Bakışlarında, nedenini bilmediği bir hüzün vardı. İçine çökmüş bir yalnızlık… Kimsenin fark etmediği bir çığlık.

Sonra bir gün…
O kadın, bu yokuşlu şehirden kayboldu.

Ne bir veda vardı ne bir iz. Günler geçti. Herkesin içini bir huzursuzluk sardı. Polis ekipleri aradı. Sokaklar, dereler, çalı dipleri… Her arama, umutla umutsuzluk arasında gidip geldi. “Belki bir yerde oturmuştur” dediler. “Belki hatırlayamayıp yolunu kaybetmiştir…” Ama günler, sessizce geçti.

Ve bulundu.

Ama insanın içini parçalayan bir halde…

Çırılçıplaktı.
Kıyafetleri başka yerdeydi.
Ayakkabısı bir başka yalnızlıkta.

Soğuk toprağın üstünde, yüzüstü yatıyordu. Dere yatağında, çalıların arasında… Sanki dünya onu saklamak istemişti de yine de saklayamamıştı. Üzerine varmasalar görülmeyecekti. Toprak buz gibiydi. Kadın ise çoktan üşümeyi bırakmıştı.

O an, herkesin boğazına bir düğüm oturdu.

Ne istediniz bu kadından?
Aklı zaten yarımdı.
Kalbi zaten yorgundu.

Orada ne işi vardı?
Kim götürdü?
Kim bıraktı?

Cevap yoktu. Sadece sessizlik vardı. Ve vicdanları kanatan sorular…

Bir kadın daha eksildi bu dünyadan. 
Adı, birkaç satırlık bir habere sığdırıldı.
Hayatı, unutulmuş bir dosyanın içine kondu.

Toprağa verildi. Ama toprak, onun sırlarını örtemedi. Ardında, çözülmeyen bir ölüm, yarım kalan bir hayat, içimizi acıtan bir hikâye bıraktı. Belki de en acısı şuydu: Bu kadın, hayattayken de unutulmuştu, ölürken de…

Şimdi o yokuşlu şehirde bir sigara dumanı yükseldiğinde, kimse bilmez belki ama bir kadın daha hatırlanmayı bekliyor. Unutulan, korunamayan, sessizce yok edilen bir kadın…

11 Ocak 2026

Bahar Çelik

YORUM EKLE